20 Ağu 2009

Bedenlerde hapsolmak

Başınızın ağrıdığını ama çok ağrıdığını düşünün.
İlaç almanıza rağmen o inatçı ağrı geçmemektedir bir türlü. Ağrı olduğu müddetçe de hiç bir işinizi doğru dürüst yapamazsınız. Kısacası hangi ağrı olursa olsun, ağrının varlığında hayat iyice zorlaşır.
Halbuki ne güzeldi bir kaç saat önce bedenim ve ben sakin huzurlu bir deniz misali rahattık, özgürdüm.

“Özgür olmak” herhalde anahtar kelime budur.

Dünyaya geliyoruz ve şanslı bireylerdensek, tam donanımlı ve tam fonksiyon gösteren bir bedene sahip oluyoruz. İşin kötüsü o kadar sahip oluyoruz ki bize hiç bir şey olmaz diye bakıyoruz. Pek bi hor kullanıyoruz. Özellikle tıka basa dolduruyoruz midemizi. Çoğu zaman yediklerimiz hep zararlı.

Bir bebek ile 35lerinde kilolu ve sigara içen bir yetişkinin damarlarının iç yüzeyini karşılaştırın. Korkacaksınızdır. Aradaki deformasyon korkunç boyutlarda.

Arabanıza koyduğunuz benzine son derece özen gösterirken aldığınız gıdalara aynı özeni göstermemek nedir acaba?


Kısacası bedenlerimizin değerini herhangi bir basit ağrıda çok daha iyi anlıyoruz. Hani o şiddetli baş ağrısında, bıraksak bedenimizi şu koltuğun üzerine sonra bitince gelsek...hani ağrı geçene kadar tutsak kalmasak o bedenin içinde?

Bu durum basit ağrılar için böyle.

Ya hastalıklarda? Hem de sonu hiç iyi olmayacak olan hastalıklarda?

Bütün bilinciniz ile aklınız ile her şeyi mantıklı ve eskisi kadar keskin düşünürken bedeninizin sizi bir süre sonra taşıyamacağını bilerek yaşamak yine aynı hissi vermez mi? Yani bedeninizin içine sanki bir kafes gibi hapsolmuş durumdasınız.
Kaçacak yer yok.
Çare yoksa mecburen katlanacaksınız ve yüzleşeceksiniz her şey ile dakika dakika...saniye saniye. Kardeşleriniz, eşiniz, çocuğunuz, anne ve babanız...kısacası en yakınlarınıza rağmen, onlar değil bizzat siz yüzleşeceksiniz her şey ile. Adım adım hem de.

Sağlığın değerini bilmek çok önemli bu bakımdan.

Bedenlerimize hapsolmuşuz ve gidecek başka hiç bir yer yok.
Bu dünyada yaşadığımız sürece hep o bedenler içindeyiz.
Hiç bir şeyin garantisi de yok.

Bu arada elbette sanki zaman ayarlı bir bomba gibi aktive olacağı günü ya da tetikleyecek ortamını bekleyen bozuk genlerimiz de mevcut, günü geldiğinde hastalığın kaynağını oluşturacaklar.Dolayısı ile hazır sağlıklı iken bunun kıymetini bilelim. Hayatımız uzun olabilir ama kırık dökük bir bedenin içinde hapsolmuş şekilde hayatın uzunluğu sadece cefaya dönüşecektir.

11 Yorum:

öykü on 20 Ağustos 2009 20:20 dedi ki...

Kendısıne ıyı bakan ınsan
dıger ınsanlara gore
yasam surecınde daha sanslıdır
cok haklısın sevgılı BİRAZ

Biraz on 21 Ağustos 2009 05:05 dedi ki...

daha sansli ve daha rahat

Belgin on 21 Ağustos 2009 09:44 dedi ki...

Kiymetini bilmedigimiz o kadar cok sey varki, en bastada sagligimiz..
Herseyin kiymetini nedense kaybettikten sonra anliyoruz, ama is isten gecmis oluyor.
Hatirlattigin icin cok tesekkürler,
sevgilerimle

FUNdy on 21 Ağustos 2009 13:33 dedi ki...

Ben sana mecburum sevgili bedenim bilemezsin...e tabii sen de bana... bazen ben seni iyi ederim bazen de sen beni...bazen sen beni kötü edersin ben de seni...Gel anlaşalım ben sana hep iyilik edeyim sen de beni uzun süre taşı...

Biraz on 21 Ağustos 2009 15:34 dedi ki...

>Belgin
aslinda bedenimizin hep yanibasimizda oldugunu dusununce kiymetini daha da bilmek lazim...cunku bize zorluk verirken, hayatimizi zolrastirirken de yanibasimizda.

>FUNdy
bence bu iyi bir anlasma teklifi:)

BackyardFlyer on 21 Ağustos 2009 17:14 dedi ki...

...olmaya devlet cihanda bir nefes sihhat gibi.

Çınar on 21 Ağustos 2009 17:44 dedi ki...

Ne tezattır değil mi? En önemli şeyimiz bedenimizdir. Onu sona yaklaştırmak için zaman bir yandan biz( kendimiz) bir yandan törpüler dururuz.çevremizdeki en basit bir eşyaya gösterdiğimiz özeni bedenimize göstermeyiz.Hoyratça kullanırız onu oysa biliyoruz hayat çok kısa ve biz mümkün olduğunca çok yaşamak,kaliteli yaşamak istiyoruz.
O halde neden hiç acımayız kendimize???

Teşekkürler,kendimizi bedenimizi bir kez daha düşünme fırsatı verdiğiniz için

Sevgiler

özii on 21 Ağustos 2009 21:06 dedi ki...

Aslında bedenimizdeki her organın duygu ve düşünceleri olduğunu kabul edip onları konuştursak neler çıkar neler...

Bazen sağlıkla ilgili konularda öğrencilerime bu şekilde örnekler veririm çok hoşlarına gider . Ama o iç sesi sürekli duymaları gerekir :)) Tabii bizlerin de :))

Biraz on 21 Ağustos 2009 22:49 dedi ki...

>BackyardFlyer
kisa ve oz soyledin o kadar yazmadan da oluyormus yahu!
:)

Biraz on 21 Ağustos 2009 22:54 dedi ki...

>Cinar
Hakikaten de dediginiz gibidir. Hoyratca kullaniriz.
Stress diye sikayet ederiz, bizzat kendi ellerimizle stressin ortasina atariz bedenimizi dolayisi ile hayatimizi.
Simdiki calismalar daha cok insanin omrunu uzatmak yerine kaliteli nasil yasanacagina dair. Mesela 80lerimizde bile 40li yaslarimizin kalitesinde ve dincliginde yasayabilmek. Sevgi ve selamlarimla

Biraz on 21 Ağustos 2009 22:57 dedi ki...

>ozii
Aslinda yaziya gecirmek lazim bu soyledigin fikri.
Mesela gozlerimiz, midemiz, parmaklarimiz, karacigerimiz filan ne der acaba?
mesela karaciger konussa;
"cok yaglandim cok...biri suna soylese de bi biraksa yagli yemeyi"

Dogrusu hepsi konusuyor da verdikleri sinyallerle kan degerleri ile ama umurumuzda mi acaba?:)

Sevgi ve selamlarimla

 

Blog Listem

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template