Eskiden olsa pek bilemezdim. Ama artık televizyonda oynadığı akşamın hemen ardından hem de bölüm bölüm tüm diziler internette. “Fatmagül’ün suçu ney?” den taa “Oysa zaman öyle geçer ki” ye ve hatta “Ezel”e kadar. Diğer taraftan da dinci kesimin bir takım dizileri. İnsanlar iki arada bir derede kalmış. Bir tarafta tutucu kesimin fikirlerini sergileyen, aşılayan diziler. Diğer tarafta hayatın en berbat yönlerini ve en berbat insan ilişkilerini sürekli yararak, deşerek anlatan diziler.
Diziler ille de eğitici, öğretici olsun demiyorum ama bu kadar da kötülüklerin içinde yüzmemeli.
Berbat babalar, iğrenç evlatlar, içten pazarlıklı kötü ruhlu kadınlar, adamlar.
Bunların zaten hepsi hayatımızın çevresinde var.
Gazete ve televizyon bunların gerçek versiyonları ile dolu.
Bu dizileri seyrettiğinizde içinizde sevinç, şevk, heyecan kırıntıları yerine kahır dağları, hüzün duvarları oluşuyor. Sanki ülkede her şey güllük gülistanlık ve de fazlasıyla mutluyuz da “artık hüzünlenmeli, dur bi dizi seyredeyim de moralim çöksün ohh be” deme ihtiyacındayız!
“İstemiyorsan seyretme sen de kardeşim! Biz hüzün ve buhran dönemeçlerinden geçmeyi istiyoz!” diyebilirsiniz.
Tabii ki isteyen seyreder istemeyen de benim gibi... “Ama ama ama...yaaaa!” diye bir şeyleri anlatma çırpıntısına girer.
Bir şeylerden kastım ise şudur.
Neden bizim ülkemizde dizileri yapan abiler ve ablalar şu insanlara şevk, heyecan verelim demezler? Mesela neden bir takım başarı öykülerini anlatalım diye düşünmezler?
Tamam yine salya sümük ağlatın bizi ama biraz da umut veren şeyleri anlatın.
Sapık babaları, berbat evlatları, yamuk düzenleri anlatmak yerine biraz da hayatta bir şeyleri başarmış insanların öykülerini anlatın.
İlle de süper ultra olmak zorunda değil.
Mesela mahallenizdeki o doktor amcanın hayatını anlatın nasıl zorlukları ve imkansızlıkları aşarak hayatta nerelere gelmiş falan filan (!).
Ya da ne bileyim en imkansızı başarıp ve öncesinde uzuvlarını kaybetmiş olsa da hayata sıkı sıkı bağlanıp umut etmenin ve çabalamanın ne büyük bir güç olduğunu gösteren apartmanınızın üst katında oturan artık orta yaşa gelmiş gazinin hayatından bir kesiti anlatın.
Kusura bakmayın böylesine arabesk ve böylesine her şeyi drama dönüştüren dizileri sevemiyorum.
“Kardeşim dedik sana istemiyonsan seyretmeeee...biz çekeriz, seyreden milyonlarca insan var. Sen git amarinkan dizilerinnii seyret”
Yok yahu ne Amerikanı, ne İtalyanı, ya da ne Japonu...benim demek istediğim sırf yara deşen ve kanırtan diziler olmasın yanında umuda dair hayat heyecanı veren diziler de olsun.
"olur tabii senin paşa gönlün için onu da yaparız"
Öbür türlüsü yani dramı,kanı,salyası sümüğü versiyonları zaten şu yaşadığımız hayatta fazlasıyla var..hem de hepsi de pek bir gerçek.
Ama tamam siz seviyorsunuz bu dram yağıyla kavrulmuş dizileri çekmeyi ve reyting patlaması yaparak, göz yaşlarımız sizin cebinize para olarak akıyor bunu da anlıyorum ve...ona da bir şey demiyorum. Bari arada bir iki “umutlu hayata” dair de bir şeyler de çekilse yapılsa...çok mu kötü olur?
“Bak canım kardeşim sen hala anlamıyon toparla muhabbetini ve yılbaşı yılbaşı bizim asabımızı bozma...biz kanırtan dizileri yeni yılda da çekmeye devam edeceğiz, millet ağlamayı, dertlenmeyi seviyor, gerçeğini de seviyor, bizim yaptığımız hayal olanını da. Daha fazla akıl verme hadi toz ol bakalım...hadi canım hadi”