25 May 2010

Devre arasız mısırlı sinema

Sinemadaki o “devre arasına” (!), pek çok insan bayılırken. Ben hiç sevmezdim!

“Aaaa olur mu öyle bir dinlenelim yahu!”
“Sigara molası lazım, olur mu?”
“Eeööö, tuvalete bir uğramak için mola çok iyi oluyor...”

Daha bir sürü sebep sayılabilir.
Ama ben sevmezdim işte.
Küçükken de sevmezdim.
Büyüdüğümde de sevmedim.

Çünkü konsantrasyonumu bozuyordu bu devre arası durumu. Sigara molasına da hiç ihtiyacım yoktu...ne o zamanlarda ne de şimdi.

Kısacası bu molalar aynı zamanda filmi yarıladığımızın da bir işareti oluyordu. Bu bakımdan da bilmek istemiyordum, filmin yarısına geldiğimizi.

Bizim ülkedeki sinemalarda durum böyleydi. Sonra ABD’de yaşamaya başlayınca elbette sinemalara gitmeye yine devam ettim. Zaten oldum olası film seyretmeyi hem de sinemada seyretmeyi çok severken...gitmemek olmazdı. En çok sevdiğim şey ise bu devre arasının olmaması.

Ohhh be artık filmler bölünmüyordu.
Kaptırıp seyredebiliyordum. Diğer güzel olan şey ise koltuk numarası diye bir zorlamanın olmaması idi. İsteyen istediği yere oturuyor.

“Önlerden ver, arkalardan olsun...yanyana 3 kişi, önlü arkalı 5 olsun abi” gibi diyaloglara girmeme gerek yok. Yer göstericiye bahşiş vereyim mi? Verirsem, ne kadar versem acaba stresleri de yok. Bu bakımdan bu özgürlük çok hoşuma gidiyor.

Tabii ki rahata alışmak kolaydır.
Tatillerde ülkeye gittiğimde yine sinemaya gidersem bu sefer hoşnutsuzluğum daha artıyor. Yine ara var, yine numaralar var...filan falan.

Pek çok insan galiba pop corn yemeği seviyor sinemalarda. Mesela ABD sinemalarında bir de üzerine yağ döküyorlar ki bu görüntünün sevimsizliği bir kenara hatta ellerin yağdan dolayı vıcık vıcık olması da bir kenara...son derece sağlıksız bir şey. Pis bir yağ vücudunuza giriyor. Kolesterolden zaten muzdarip olan vücudlarımız iyice cefa çekmeye başlıyor.

Yağsız da olsa pop corn yemek benim için tam bir cefa.

Daha ikinci mısırda dişlerimin arasına giren o mısır parçacıkları konsantrasyonumu iyice alt üst ediyor. Artık tüm beynim dilime yönelmiş bir durumda o salak mısır parçacığını dişimden çıkarma gayretinde...ittirdikçe daha da aralara giren o mısırcık beni iyice yoruyor. Hatta ikinci bir mısırı atıyorsunuz ağzınıza onun kabukları yardımıyla belki o araya gireni çıkartırım diye...Bu sefer işler iyice sarpa sarıyor. Filmin kareleri fırt fırt önümden geçerken beynim, dilim, ben ve dişlerim arasında müthiş bir “imece” var. Herkes birbirine yardım için bütün çabasını gösteriyor. Ama o mısırcıklar daha da saplanıyorlar aralara. İkinci yardım olsun diye ağza atılan mısır da gidiyor tam ters köşedeki dişin arasına giriyor. Bir de tüm bunlara ek dalgınlıkla bir avuç dolusu yeni mısırı ağzınıza attığınızda hem ellerinize hem de kendinize küfrü basıyorsunuz. Bu arada elbette film devam ediyor. Seyret seyredebilirsen.

Yanıma aldığım içecek belki işe yarar diyorum, dişlerimin arasında basınçla ittirdiğim sıvı belki o mısırcığı çıkarır diye çabalıyorum...bana mısın demiyor.

Gördüğünüz gibi film mi izliyorum yoksa mısır taneleri ile güreşiyor muyum belli değil.
Sonra da şaşırıyor insanlar “ben yok sevmem pop corn” dediğimde...
Siz olsanız bu kadar cefaya rağmen hala pop corn konusunda ısrar etmeyi düşünür müsünüz?
En güzeli sade sade filmimi seyretmek işte...bir de yanımdakiler iki de bir konuşmazsa o asıl zaman en güzeli.

19 Yorum:

öykü on 25 Mayıs 2010 20:23 dedi ki...

ben de filmleri sinemda izlemeyi tercih edenlerdenim
ve ben de sevmiyoruim o aralarda
mecburiyet varmis gibi pop corn cola cilginlgini

Evren on 25 Mayıs 2010 21:07 dedi ki...

en sevdiğim şeydir sinemada film izlemek ve gerçekten nefret ederim aralardan, helede filme kaptırıp da giderken usul usul ve girmişken içine, kapı dışarı edilmek hissi verir o ara bana...

Pino on 26 Mayıs 2010 00:26 dedi ki...

Aaaa bir tek ben seviyorum aralari galiba:))
Cunkuuuu ara demek,
kahve alabilmem demek.. film hakkinda konusabilmem demek.. gong sesi demek:) hem ara olunca ilk yarinin kritigini yapabilirsin.. ya da seyircilerin suratina bakip bir tek sen mi kaptirip gitmissin analizini yapabilirsin..gelecek programdaki filmlere bakabilirsin...
misiri da cok severimm.. kimse rahatsiz olmasin diye sessiz sessiz yeme kabiliyetim de var!
Neyseee aradan aradan gideyim ben:)))

FUNdy on 26 Mayıs 2010 03:18 dedi ki...

Bem kucukken severdim; alaska frigodan dolayi:))) unutulmaz mukemmel tat. Sonra buyudukce ozellikle koltuguna geri donme cabalari ve ozellikle de ara reklam sacmaligi yuzunden hic sevmez oldum. Misiri severim ama sinemada yemem ve yiyeni de hazetmem. kanimca kesin amerikan icadidir. Eskiden yoktu ulkemde. Neyse yememe sebebim ise cikarttigi seslerin ozellukle filmdeki sessizlik anlarinda dayanilmaz bi hal almasidir. Bence fil boyunca alaska frigi servisi yapilsin ama ara ve misir olmasin...:)

Ali İkizkaya on 26 Mayıs 2010 05:07 dedi ki...

Sevgili Biraz !
Ben de Fundy ye katılıyorum. Şu Alaska ya da taze coco yok mu, aklımı alıyor. Ve hala da satıyorlar ama sadece sinemalarda. Acaba film izlemeye mi alaska mı yemeye gidiyorum belli değil.
İşin şakası bir tarafa USa da istediğin zaman kalkıp dışarı çıkabilirsin. Fakat bizdeki sinema adabı avrupa kaynaklı. Yer göstericisi ve ara meselesi buradan geliyor. Film oynarken kalk çık geri gel, millet başlıyor cık cık cık yapmaya.
Ahhh ahhh ! Alaska olsa şimdi. Buralarda bilmiyorlar, duymamışlar..
Fakat mısr taneleri, dilin ve dişlerin arasındaki yaman çabayı çok iyi anlatmışsın.
Bir de bir sorum olacak hala usa da Drive in var mı ?

seyyarat on 26 Mayıs 2010 06:01 dedi ki...

Ben de ara olmayınca film ne uzunmuş ya bakamadık mı biz bunun kaç saat olduğuna diye düşünmüştüm. Alıştım şimdi. Bir de tek biletle çok filme girenler var ya burada onu da yaparsam tamam :) Hala çok doğru bulmuyorum ısrarlara rağmen. Yaparsam alışmanın ötesindeyim demektir.

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:14 dedi ki...

>oyku
bir de fiyatlari normalden cok daha fazla oluyor:) bu da baska bir negatiflik:)

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:14 dedi ki...

>oyku
bir de fiyatlari normalden cok daha fazla oluyor:) bu da baska bir negatiflik:)

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:17 dedi ki...

>Evren
Hazir oturmusken rahat rahat, o molada onunuzden gecenler filan kalkmak istemesenizde rahatinizi bozarlar ya...cok rahatsiz edici aslinda.

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:18 dedi ki...

>Pino
yahu Pino...onceden alsana kahveni neden simdi cikip giricen tekrar...sonra filmin kritigi filan bos ver sonunda bitince yapsan:)

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:20 dedi ki...

>FUNdy
Alaska Frigo zaten benim zihnimde sinema salonu ile birlikte hep.
O gecmis zamanlardaki tat hala aklimda ve bir daha da hic o tadi bulamadim...ne yaptilar ttiler o orijinalligini bozdular galiba.
Bugun bu yaziyi yazdiktan sonra aksamina SHREK IMAX e gittik sanki burada yazdiklarim gercek oldu ara kismi haric...ama misirdan sadece bir adet aldim dikkatlice yuttum:) yedim diil bak, yuttum:)

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:26 dedi ki...

>Ali Ikizkaya
Sevgili Ali,
Bak Coco'yu unutmustum hatirlattin iyi oldu.
Buralarda ise alaska yok tabii, onun yerine abidik gubidik bir suru cercop var(amma fena giristium buradaki seylere di mi?!)

Drive in bazi yazlik kasabalarda var, mesela Newport, RI. Ama cok yaygin degil bildigim kadariyla.

Biraz on 26 Mayıs 2010 06:30 dedi ki...

>seyyarat
Tabii tabii o tek biletle bir suru film seyretme isini yapiyorlar.
Film cok uzun olsa dahi ara koymamalarini hala takdirle karsiliyorum.
Bir de bazi sinema salonlarinda...tuvalette de ses duzeninin olmasi en azindan, kalkip da tuvalete gittiginizde,hala dinlemenize imkan veriyor:)bu da iyi dusunulmus bir luks aslinda:)

Imge on 26 Mayıs 2010 10:14 dedi ki...

Ara olayından ben de hoşlanmıyorum, ama mısır konusunda seninle aynı fikirde değilim. Biraz. :) Bir de girer girmez ilk 15 dakika reklam izlerken o sırada mısırı yarıladığımız için artık arada mısırımızı alıyoruz, o yüzden ara da gerekli olabilir..:)

Şaka bir yana, gerçekten de aranın konsantrasyon bozduğu düşüncesine katılıyorum bu arada.

Sevgiler..

NzN on 26 Mayıs 2010 12:25 dedi ki...

Ben sürekli elimde su şişesi ile dolaştığım için ara olmazsa ya benim için işkence olur ya da film devam ederken tuvalet derdine koşa koşa, birilerinin ayaklarına basa basa dışarı çıkmaya çalışmaktan küfürü yerim! Dolayısı ile ara benim gibiler için pek şahane olabiliyor. Diğer bir yandan da kendini kaptırmış giderken hiçte durmak istemediğin bir yerde birilerinin senin adına karar vererek dan! diye filmi durdurması da pek gıcık bi şey!!

Biraz on 26 Mayıs 2010 17:47 dedi ki...

>Imge
Misir ile ilgili problemimi anlatirken her ne kadar mizahi dursa da anlattiklarim tamamiyla gercektir...o sikinti hali, o misirin verdigi rahatsizlik ben de cfaya donusuyor. Bir de yanimda vidi vidi surekli film ile ilgili konusulmasi da hic hosuma gitmiyor...o durumda ayri bir konsantrasyon bolucu.:)

Biraz on 26 Mayıs 2010 17:48 dedi ki...

>NzN
Galiba anahtar kelime bu yazdigin durum, 'birilerinin senin adina karar' vermesi durumu...

Esmir on 26 Mayıs 2010 23:13 dedi ki...

Bende yukarıdan aşağıya okuduğum yorumların pek çoğuna katılmakla birlikte, filmleri sinemada izliyorrrr-um(dum) diyecektim ama artık çoğumuzun evi home studyo en konforlusu evdeki cep sinemam oldu diyebilirim. Zorunlu molaları ayarlayabiliyorsun, çayını kahvenide yanına alabiliyorsun, ıslık çalan yok!ayağıma basan yok! yani en konforlusu evim:)

birde tarihi mekanlara kurulmuş beni çeken mimarisi var ise gördüğüm sinemanın o zaman sinemaya gitme isteğim artar!..

Biraz on 27 Mayıs 2010 05:02 dedi ki...

>Esmir
Tabii ki o da guzel...ama yine de sinema hele ki IMAX teknolojisinde seyretmek ise cok da eglenceli.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template