siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 May 2010

Hayal etmekten korkma





Hayal etmekten korkma.
Hem de hiç korkma.
Hayal ettikçe var olduğunu göreceksin.
Elbette olmayacak hayallere kendini kaptırıp kaybolmamak da lazım.
Olmayacak hayaller olur mu?
Yoksa asıl olan istemek midir?


Uzun zaman önce Boston Üniversitesinde bir seminere katılmıştım. Konuşmacıyı öylesine güzel tanıtmışlardı ki ne o anı, ne de o anda hissettiklerim aklımdan çıkmamıştı. Şimdi adını bile hatırlayamadığım o doktor da öylesine alçak gönüllü bir şekilde konuşmasını yapmak için herkesin önüne çıkmıştı ki çok takdir etmiştim. Alçak gönüllülüğünü ve sevecenliğini hiç unutamadım. Sonrasında benim de hayallerime takılıp kaldı bu durum. Bir gün acaba ben de öyle tanıtılır mıyım? Bir gün ben de sıradan biri gibi ama pek de sıradan olmayan bir şekilde konumu anlatabilir miyim diye?
Yıllar sonra bundan yaklaşık bir ay önce üç büyük hastanenin ortak düzenlediği seminerler serisinde tanıtılırken, o hayalini kurduğum anı hatırladım. Çok daha büyük salonda ve çok daha fazla sayıda uzmana, asistana, proflara yaptığım işi anlatıyordum.
İçimden sıcacık güldüm.
Usulca.
Kimse bilmedi o hayalimin bir şekilde gerçek olduğunu.
“Bunu neden anlattın ki­?” diye sorarsanız...sadece bir şey için anlattım.
Hayalini kurduğum şey belki büyük bir şey değildi...küçük şeylerdir bizi asıl mutlu edendir diye düşünüyorum.

En önemlisi ise hayallerinize inanın demek istiyorum ve siz onları bırakmadığınız sürece bir gün bir şekilde gerçek olacaklardır.
O yüzden hiç bir şey için  ve hiç bir zaman umudunuzu kaybetmeyin.
Yaşadıkça hep umut var ki!

Yazının devamı...

19 May 2010

Eğer





Baksanız, bir arasanız hemen bulacaksınız.
Pek çok blog,  forum ve şiir sayfalarında var.
Ama hem not düşmek adına hem de böyle bir şiiri bu blogta da tutmaktan büyük bir mutluluk duyacağımdan, alıyorum ben de bloguma.
Rudyard Kipling, İngiliz şair ve yazar. Hindistan’ın İngiliz kolonisi olduğu zamanlarda Bombay’da doğmuş (1865). 1907 yılında edebiyat alanında Nobel ödülü sahibi olmuş. Hem İngiltere’nin ilk Nobel ödüllü yazarı olmuş hem de dünyanın en genç Nobel ödülü sahibi. Defalarca şövalyelik ile ödüllendirilmişse de hep red etmiş bu ödülü.
Lafı fazla uzatmadan o şiiri buraya alıntılıyorum.
Hem Türkçesini hem de orijinalini...

Eğer

Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü 
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman 
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen; 


Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir 
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen; 


Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan 
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen, 
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan, 
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen; 


Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan, 
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinmezsen, 
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır 
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen; 


Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından 
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, 
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür 
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen; 


Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir 
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen; 

ve kaybedip yeniden başlayabilir 
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen; 


Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile 
işine yaramaya zorlayabilirsen 
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden 
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen; 
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen, 
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen; 


Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse; 


Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen; 


Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, 
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen; 


Yeryüzü ve üstündekiler senindir 


Ve dahası 


sen bir İNSAN olursun oğlum..

****************************************************************

IF
If you can keep your head when all about you
Are losing theirs and blaming it on you;
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too;
If you can wait and not be tired by waiting,
Or, being lied about, don't deal in lies,
Or, being hated, don't give way to hating,
And yet don't look too good, nor talk too wise;
If you can dream—and not make dreams your master;
If you can think—and not make thoughts your aim;
If you can meet with triumph and disaster
And treat those two imposters just the same;
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to broken,
And stoop and build 'em up with wornout tools;
If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch-and-toss,
And lose, and start again at your beginnings
And never breathe a word about your loss;
If you can force your heart and nerve and sinew
To serve your turn long after they are gone,
And so hold on when there is nothing in you
Except the Will which says to them: "Hold on";
If you can talk with crowds and keep your virtue,
Or walk with kings—nor lose the common touch;
If neither foes nor loving friends can hurt you;
If all men count with you, but none too much;
If you can fill the unforgiving minute
With sixty seconds' worth of distance run -
Yours is the Earth and everything that's in it,
And—which is more—you'll be a Man my son!


Yazının devamı...

11 Kas 2009

Uyumadıkça sabah olmaz mı?


Uyumadıkça sabah olmaz mı?
Olsa da ona sabah denmez ve hatta ertesi gün hiç gelmemiş mi olur?
Karanlık olunca, bulutlar griden en siyaha dönünce
Akşamlar tıpkı şimdilerde olduğu gibi hemen gelince
Yine de sabahın olacağını bilmenin güveni ile huzurla uyur musun?
En siyah bulutların bile sonunda rüzgarlarla savrulacağını bildiğinden için de rahat mıdır?


Adım adım yürüdüğün yolların bir yere vardığını gördükçe heyecanın artsa da,
Daha sabretmen gerektiğini bildiğinden olacak, temkinli olmayı mı seçersin?
Temkinli olmanın aslında biraz da heyecanını kırdıgını bildiğinden olacak,
O adım adım yürüdüğün yollarda arada da olsa deli gibi koşmaya da başlar mısın?

Eğer aynen öyle deli gibi koşuyorken,
Saçlarında rüzgarı hissetmek özgür olduğunun da bir işareti değil midir?
Hani hava ne soğuk, ne de sıcakken, ama güneş varken,
O anın değerini bilmiş misindir? Yoksa farkında bile olmamış mısındır?

Yürüdükçe hiç derinleşmeyen ve hiç de soğumayan kıyılarda
O kıyıların kenarından batan güneşin güzelliği hep aklına gelir mi?
Tıpkı umutların hep yeşermesi kadar heyecan verici.
Tıpkı beyaz bir bulut kadar berrak...
ve saf.

Yazının devamı...

25 Mar 2009

Bir yaz akşamı


The Depots Are on Fire, Evanthia Reboutsika

Dönsen etrafında böyle başın dönene kadar...sonra tam düşecekken,
Hani tam sendellemişken, demek istiyorum.
Ve tutsam seni.
İnan kendime pay çıkarmak değildir amacım.
Ama çokça seni tutabilmektir.
Belki de birbirimize tutanabilmenin bir bahanesidir...bilmem ki.

Bu yaz,  bir akşam eteklerini döndüre döndüre dönsen.
Ve bu sefer de, benim başım dönse.
Başımı döndüren kokun mu olacaktır?
Yoksa yaz akşamının ılık esintisi mi?
Yoksa gözlerin mi?
Yoksa sen mi?

Hani tüm bunlardan etkilenip de sendellesem,
Ve hatta düşecek gibi olsam.
Bu sefer de sen tutar mısın beni?
Hani kendine pay çıkarmak için değil, hele kurtarmak için hiç değil.
Birbirimize tutunabilmenin bir bahanesi olur yine belki...bilmem ki.

Yazının devamı...

1 Mar 2009

Onlardan biraz daha...



(If you want me, Once (soundtrack))

-Yine yazsan...

Yine “ne” yazsam? 

-Hani yazmıştın ya,...yine onlardan.

Hemen anladım ben de... “onlar” ne? 

-Hani şiire benziyorlar..onlar işte. Her ne kadar bazıları pek bir kısa olsa da... 

Ama onların hepsi şiir zaten...mesela şunun gibi.

Unutmak hep.
Koşmak bazen,
ama sevmek daima.


-Hadi ben susayım sen de yaz...seni kaçırtmadan sessizce durayım burada ben...ama sen yaz. 

Peki yazayım...usulca. 

Ayak seslerin,
ne kadar sessiz.
Şimdi bu oda,
ne kadar da sensiz.
Ne yapıyorsundur kimbilir,
oralarda bensiz? 

Bir tane daha... 

Hiç ağlamadan gülmek,
Hiç yorulmadan koşmak,
Hiç korkmadan sevmek,
Hiç düşmeden yükselmek

Hiç olur mu?
Olmaz elbet.


Ama belki de oluyordur.
Kimbilir?
Ben bilmiyorumdur.
Ben yapamıyorumdur. 

bir tane daha...

Sakın susma!
Sakın konuşma da!
Ellerinle duy beni.
Sonra dudaklarınla özle beni.
Tüm bunların nasıl olacağını da sorma sakın!
Söyleyemem ki...   

ve...son bir tane daha...

Hayatın kıyısında yürürken,
Hiç mi düşünmedin?
Bir zamanlar çocuk olduğunu,
Ve sonra büyüdüğünü,
Ve oyuncaklarının çoktan kırıldığını.  


Yazının devamı...

18 Şub 2009

Renkler!


("I go  to sleep", Sia)

Gökyüzü bulutsuz mavi.
Okyanus desen dalgalı ama lacivert.
Çizgi insanlarımın saçlarının rengi gibi.
Umudun ve de huzurun da rengi belki.
Ağaçlar kupkuru ve kahverengi.
Aynı gözlerimin rengi.

Ağaçlar kuru ama kış ortasında başka ne beklenir ki?
Oysa baharın gelecek olması umudun ve mutluluğun gelmesi gibi.

Kesin gelecek...ama geldiğinde biz orada olur muyuz? Bilemeyiz ki.
Baharın gelişi mutluluğun da gelişi ya.
Hani her yerin yeşile boyanması gibi ya, aynı gözlerinin rengi.

Yıldızların aydınlattığı gece, umutlara tutunmak gibi hani beyaz pırıltılı ışıkların cılız ama bir sürü olması gibi.
Umutların hiç bitmeyecek olmasının işareti sanki.
Sevginin rengi kırmızı mı acaba?...
Hani kanlı ve canlı bir kalbin simgesi gibi.
Sanki biraz da ellerinin rengi.
Kırmızı ellerinin.
Hatta çiçeklerden de gelinciklerin rengi.

Uykuya dalmak, yorganın en içine en sıcak gömülmek.
Güvenli sığınaklarda olmak gibi sanki. Yüzündeki gülümseyiş bunun işareti gibi
Pastel tonların en güçlü çizildiği bir dünyada olmanın huzuru sanki

Yaşamak güzel sanki...umuda tutunup, tüm renklerin içinde kaybolmak gibi.
O zaman yaşamalı doyasıya...
Sevginin en içine yuvarlanarak ve belki kalbinin kapılarını ardına dek açarak.
Aynı en sevdiğim rengi doyasıya çizgilerimde kullanmak gibi.
Hiç bıkmadan...daima.


Yazının devamı...

5 Oca 2009

Nehir kıyısı...


("Senza fine", Monica Mancini)

Yolda yürürken bu kış gecesinde,
bulutsuz gökyüzünün altında, hani yine o nehir kıyısına giderken demek istiyorum...
Aklımda sen vardın.
Evet ne yapayım yine öyleydi...
Aklımda sen ve işte dudaklarımdan dökülenler. Yoksa kalbi... neyse sustum.

Yıldızlar kadar uzak olsan da umurumda değil.
Şimdilik gerçek olmasan da mühim değil.
Varlığını biliyorum ya,
Şimdilik öyle avunuyorum.
Sadece düşlerimin dağınıklığında,
Kaybolmandan korkuyorum.

Nehir kıyısına varınca kenardaki banklardan birine oturmuştum ya...

Işıkların nehrin üzerindeki yansımasını seyrediyordum...aslında hayallerimin de kıyısında oturuyordum.
Sadece nehir kıyısında değil yani! Bilmem anlatabiliyor muyum?

Hava soğuktu.
Soğuğu hiç sevmesem de yine de gelmiştim işte nehrin kıyısına.
Yazı bekleyemezdim bu manzarayı seyretmek için.
Ama hayallerimi beklemeliydim biliyorum.

Hayallerimin sınırı yoktu benim.
Gökyüzümdeki tüm yıldızlarımı toplamış gidiyorken,
Sen çıktın karşıma.
Hiç bilmeden dağıttım yıldızlarımı yine.
Bu sefer gökyüzüne değil ama gözlerinin en derinlerine.

Daha fazla dayanamadım soğuğa.
Tıpkı senin de dayanamayacağın gibi.
Hızlı adımlarla, omuzlarımı da iyice çekerek ve paltomun içine  de gömülerek evimin yolunu tuttum...sıcak evimin.

Yazının devamı...

29 Ara 2008

Diyaloglar...



("WALTZ OF THE BUTTERFLY", Seatkaliyev)

Şiirsel gibi olan bu blog yazısını yukarıdaki müzikle dinlemeniz tavsiye olunur...benden söylemesi...Müziksiz tercih ederseniz...o zaman plastik bir çiçeği koklamaya çalışır gibi olacaksınız...İlk defa böyle bir not yazdığıma göre boşuna değildir...İnanın.

Son zamanlarda yazdığın şiirlerin var mı?
Var...olmaz mı hiç.

Dinlesem.
Yok boş ver...

Utanıyor musun? Hepimiz bileceğiz diye
Hayır...insan hiç utanacağı şeyi yapar mı?
Hele bir de bu şiirse utanmak olur mu?


Eee... o zaman nedir sebebi?
Saklamanın ardında aslında ne de büyük bir ukalalık yatar farkında mısın?
Sanki her şeyin kontrolü sende gibi
ve sen ancak istersen çıkacak yani  zamana dahi hükmedebilecek gücün varmış gibi bir durum...Ukalalık değil mi bu sence de?
Hazır şimdiyi yaşayabiliyorken paylaşsan.

Haklısın...paylaşsam daha iyi.
Hem o da bilir böylece bu şiiri...onun için olduğunu bilir.

Gözlerinden uyku akarken,
Dudaklarından kelimeler süzülürken,
Bakakaldım.

Hayallerimi kurarken,
Rüyalarını paylaşırken,
Hayran kaldım.


Bu onun için mi?
Belki de…

Belki de ne demek şimdi?
Öyle işte…

Utandın herhalde…
Yok utanmadım…geçenlerde biz erkeklerin romantik olduğundan bahsederken…şiir yazıyor oluşlarımızla inceden dalga geçmiştim.
Halbuki kendimle dalga geçtiğimi biliyordum.
Şimdi yazdığım bir şiiri böyle ortaya atınca…tuhaf hissettim de.


Biraz daha tuhaf hissetmek istersen…başka şiirlerini de paylaşsana.
Bilmem ki…iyice şabalak olacağım o zaman.

Eğer sen böyle düşünüyorsan…zaten çoktan şabalak olmuşsundur ki.
Hatta o şiirlerin çok daha öncesinde şabalak olmuşsundur.
Kadınlar bunların şabalaklık olmadığını bilirler…Ama sessizlikleri bilmedikleri anlamına gelmezki.
O da bilecektir…bunun hiç de şabalaklık olmadığını.

Bilir mi gerçekten?...
Peki o zaman bir tane daha…Ama bak sen dolduruşa getirdikçe ben açılıyorum pek doğru değil bu…

Senin yine aklın ve kalbin yarışta…aklını dinlemekten kalbinin hakkını yemeyi bıraksan.

Tamam tamam burada işte…


Ellerini uzatır mısın?
Peki ya dokunabilir misin gözlerime, dudaklarınla?

Umutlarımı paylaşır mısın?
Peki ya rüyalarını anlatır mısın?
Sesini duymama izin verir misin?

Peki ya gözlerimle değersem gözlerine kızar mısın?
Yoksa çok mu hoşuna gider?

Benimle yarışır mısın?
Hangimiz en hızlı yürüyecek diye

Peki ya öpüşür müsün?
Hangimiz en güzel öpecek diye


Akıl ve kalp dedin o zaman bir tane daha yazayım ve durayım lütfen.

İyi peki dur...amma da zor adamsın be!

Hiç birimiz aptal değildik.
Yürüyorduk yolda, sessizce.
Belki ellerimiz tutmuyordu ellerimizi...
Ama kalplerimiz içiçeydi.
Ve hiç birimiz akıllı da değildi...
Ve bu da hiç önemli değildi.




 



 

Yazının devamı...
 

Blog Listem

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template