19 Ağu 2012

Mutlu Bayramlar!


Herkese en mutlusundan ve huzurlusundan güzel bir bayram dilerim.
Sevgi ve selamlarımla
Yazının devamı...

5 Ağu 2012

Hayat güzeldir aslında



Hani her gün yapılan haksızlıkları görürken hatta bizzat yaşarken, öfkelenip “olmaz böyle şey!” dersin ya.
Y a da ne bileyim kendin gibi zannedersin ya çevrendeki insanları ve “bu kadar da yapamazlar, yok artık, insan olamaz bunu yapan” dersin ya. Hah işte o ayıpladıkların da tam da bu sebepten yapmıştır onca kötülüğü, kendileri gibi zannetmişlerdir çevresindekileri. 

Onlara da etraf aynen onlar gibi kötüdür, art niyetlidir. Vurulmadan vurmayı düşündüklerinden, intikam içinde yandıklarından böylesine acımasızdırlar.

Dün dünya nasıl dönmüşse bugün de aynen öyle dönmektedir. Her şey birbiri ardında devirilip geçerken, mevsimler birbirini kovalarken ve bedenlerimiz her gün daha da yaşlanırken kaçımız farkındadır, gelip geçen anın güzelliğinin. Güzelliğinden öte, ne kadar özel olduğunun? 
Farkında mısındır?

Yokuş aşağı hızla ilerleyen freni patlamış kamyonlar gibi yaşıyorken hayatlarımızı, acaba kaçımız farkındadır, önümüze çıkan her şeyi ezmenin ne büyük zalimlik olduğunu?

Kimilerimiz hayatlarını bağıra çağıra yaşarken, kimilerimiz usulca yaşamaya çalışıyor. Kimilerimiz ise bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor. Atalarımızdan kalmış bir sözmüş. Ne acımasız bir sözmüş aslında. Peki o yılanın şimdilik sana dokunmamasının sebebinin, sıranın henüz sana gelmemesinden olduğunu hiç düşündün mü?

Sen sana dokunmayan yılanlara “bin yaşa” derken. Sıranın ertesi gün sana geleceğini bilsen de yine aynı şekilde şakıyacak mısındır? Yoksa pek bir tutuşup, şaşkına mı döneceksindir?

Hani hayat zordur ya, zorluğun tümü bizzat biz insanlardan kaynaklanması da ayrı bir acıklı durumdur.

Hayata gözlerini daha yeni açan bebeciklerin masumiyeti kadar temizdir hayat aslında. 

Hayat bir o kadar da kutsaldır. 

Tıpkı yaşlı bir adamın iyi görmeyen gözleri gibidir,  o yeni doğmuş bebeğin gözleri de. 
Her ikisi de pek iyi seçemez çevresini. Yaşlı adamın gözlerinde hayatın tüm zorlukları, iki yüzlülükleri, yılgınlıkları ve elbette mutlulukları da, güzellikleri de varken. 

O yeni doğan bebenin gözlerinde de hayatın bilinmezliği, saflığı ve temizliği vardır ve hayat aslında güzeldir. 

Yaşarken ve fırsatınız varken değerini bilin.
Yazının devamı...

17 Haz 2012

Babalar günü kutlu olsun!


Karikatürü orijinal büyüklüğünde görmek için üzerini tıklayın.

Tüm sevecen babaların günü kutlu olsun!



Yazının devamı...

12 Haz 2012

Dizini döv, hayali kahramanlarını da döv



ABD’ de birbirinden orijinal, sürükleyici ve de zekice senaryosu yazılmış yüzlerce dizi var televizyonlarda. Kimileri yıllar boyunca insanları peşinden koştururken, kimileri gündelik hayata ilham kaynağı oluyor. The Simpsons’lardan tutun da Galactica’ya kadar son derece eğlendirici, heyecan veren ve hatta buz gibi donduran diziler mevcut. Hatta bununla ilgili kısa bir blog da yazdım. Dr. House üzerineydi o kısa blog (bir önceki yazım).

Bunlardan bazılarının prodüksiyonu bizim televizyonlarımızda yapılsaydı diye düşündüm geçen gün. Uzun zaman aynı kaliteyi, kurguyu ve karakterleri korumaları mümkün değildi. Öncelikle aşırı, uç karakterler itinayla törpülenecek ve hizaya (!) getirilecekti. Hayali de olsa gece bilmem kaçtan sonra da yayınlansa hala çoluk çocuga zararı dokunabilirdi. Yetişkinlerin de ahlakını bozabilir, şaşırtabilirdi. Ne de olsa bunlar hayaliydi. Hayal etmesi bile dert.

Mesela meşhur dizi LOST (bitti); Öyle 3-4 sezon devam etmesi beklenmeden, hemen adada bekar olan gençler evlendirilirdi. Belli olmuştu artık o adada kısılıp kalmışlar, evlensinler soyları alıp yürüsündü. Güzel bir sahil düğünü ile evlenmeleri harika olurdu.

Mesela Sex and the City; İlk sezon sonrası hatta sezon ortası dizinin ismi değiştirilir, “Evli ve şehirli” diye tanıtılırdı artık. Öyle Manhattan’da akıllarınca “hem çalışayım hem de günümü gün edeyim, hey hey hey özgür bir kadınım ben” sendromundan çıkarılır. Mazbut, evinin erkeği adamlarla evlendirilir, Manhattan’daki işlerinden de ayrılıp banliyödeki bahçeli harika evlerine taşınır, mis gibi yaşarlardı.

Mesela Dr. House, onunla ilgili yorumlarım önceki yazıda buradan bakınız.

Mesela şu meşhur Friends; 10 yıl filan oynadı ABD’de (bu da bitti), 3 kız 3 erkek arkadaşın maceraları. Eğlence,komiklik falan.
Anlaşabiliyorlar madem, ne bekliyorlar? İşleri güçleri de var. Evlensinler. Ya da anlaşamıyorlar mı?...o zaman dışarıdan yeni 6 eleman gelsin hem diziye renk katar, hem de hepimiz rahatlarız.

Mesela The Simpsons; Bazen espriler çok çok komik, “çok çok” olmasına, abartmaya gerek yok. Komik olsun yeter. Bir de Homer çok aptallıklar yapıyor, aile babası öyle o kadar aptal olmaz, olamaz mümkün değil ki. Ha bir de Bart’da çocukluğunu bilmeli, terbiyesizliğin gereği yok. Çocuklara kötü örnek oluyor.

Daha bir sürü dizi var değiştirilecek ama sonuç olarak aşağı yukarı benzer şeyleri görmek istiyoruz. Her ne kadar yüzlerce kanalımız olsa da, internetimiz, kitaplarımız olsa da. Seçeneklerimiz pek bir fazla olsa da yani demek istediğim o seyretmeyi sevmediğimiz hayali karakterleri izlemek zorunda olmasak da neden ılle değiştirmeyi istiyoruz. Seçin başka bir kanal onu seyredin.

Bu kadar her şeye müdahale etmeye ne gerek var.?

Hem onlar hayali abicim, hayali.
Korkma yemez seni onlar.
Çocuklarına da onların yaşına uygun olmayan dizileri seyrettirmez, bunu da iyice anlatırsan olur biter.
O tuhaf hayali karakterlerden de etkilenmezler ama dersen ki çocuk televizyonu açınca susuyor, yemeğini ancak öyle Tv ile meşgulken yiyebiliyor, o zaman sana kolay gelsin.
Çocuğunu daha en baştan böyle Tv’ye bağlarsan, sonra ağlarsın tabii.

Neyse işte diyeceğim o ki bu kadar da her şeyi kısıtlamaya ve her şeyden korkmaya gerek yok.
Hayali kahramanlardan bile böylesine çekinirken, gerçek hayatı yaşamak da epey zor olsa gerek.

Yazının devamı...

21 May 2012

Dr. House bizim dizilerde olsaydı, nasıl olurdu?



House, M.D. dizisi, ABD televizyonlarında 2004 yılından beri yayınlanıyor (dizi ile ilgili geniş bilgi için: House M.D. (TV Series 2004–2012) - IMDb ). (Dr. House hakkinda vikipedi linki).

Bu sezon, dizinin sekizinci ve son sezonu. Bizim dizi karakterlerine (örnek: Behzat Ç, Yalan Dünya dizisinde “Çağatay’a”) yapılan müdaheleleri düşününce; Dr. House, Türk dizilerinde oynayan bir karakter olsaydı yıllar içinde yapılacak müdahalelerle herhalde mazbut, uysal, sevecen aile babası, sevgi çemberiyle sarılı bir aurası olan doktora dönüşüverirdi.

Halbuki ABD’de 8 sezondan beri adam hala alaycı, kavgacı, insanları pek sevmeyen, süper huysuz, hatta narsist bir insan. Tüm bunların yanında müthiş zeki, çok okuyan, tıbbi bilgisini her zaman çok taze tutan ve bu yüzden de en zor vakaların teşhislerinde başarılı. Hayat kurtaran bir anti-kahraman! 

Bizdeki dizilerde olsaydı bu karakter, adama demediğimizi bırakmamıştık.

“Kötü örnek oluyor!”

“Aaaa böyle doktor olur mu hiç?”

“Çocuklar etkileniyor...” (bu arada çocuk dizisi değil ki, neden çocuklarınızın seyretmesine izin veriyorsunuz?) bildiğim kadarıyla da Behzat Ç, ya da Yalan Dünya da çocuk dizisi değil, öyle değil mi?

“Çok sevimsiz, biraz sevimli yapsanız.”

“Ayağı filan aksıyor, ayağı aksayanlara hakaret böyle bir dizi karakteri kurgulamak.”

“Tamam tıbbi bilgisi filan iyi, hayatına da çeki düzen versin harika olcek inşallah, mis gibi işte.”

“Hayırlısı ile evlendirdik mi, hepimiz rahatlarız da.”

Daha bir sürü bunun gibi zırva şeyler yazabilirim. Her şeyden önce bu bir hayali karakter. Bu kadar da hayatın en içine sokmayın yahu? Biraz da böyle aykırı ama son derece bilgili bir doktorun hayali maceralarını seyretmenin zevkini çıkarın.

Mesela ben adamın huysuzluklarından ziyade o süper kendinden emin teşhislerine ve müthiş tıbbi bilgisine ve bilimselliğine özeniyorum. Kendi alanımda ben de onun gibi süper bilgili bir doktor/bilim adamı olayım diyorum.

"Çocuklar etkileniyooo ama..." iyi de bu büyükler için bile ağır bir dizi kimi zaman.
Diyalogların derinliği ve tıbbi bilginin çoğu zaman fazla oluşu epey dikkat çekici.

Ama 8 yıl boyunca 
“kardeşim muhabbetler çok ağır, anlayamıyoz, biraz hafifletin yeeeev!" 
"Dr. House da asabiliği bıraksın kenara!...makul olsun etkileniyoz ama bak!” diye uyarılarla adamın karakteri ve hayatı değiştirilmedi. 
8 yıldır adam aynı adam!

Böyle dizilerdeki karakterlere müdahale bile başlı başına özgürlüklerin kısıtlanmasıdır bence.

Tutucu bir bakış  ve hayat tarzı zaman içinde toplumu cendere içine alıyor...her alanda. 

Bir takım doğal olan davranışlar bile "aman ne derler?" filtresine takılarak eleniyor.
Sonrasında da tek bir atışlık olan hayatlarımızın kontrolü bizden çıkıyor, başkaları için yaşıyor ve başkaları için düşünüyoruz.  

En korkuncu ise zaman geçtikçe buna alışıyor, öylece yaşayıp gidiyoruz.
Hiç tanımadığımız insanların tutuculuklarını ve bununla birlikte getirdikleri  kendi görüşleri içindeki müdahaleleri hemen kabulleniyoruz (kabullenmeyip de ne edicen yaevriiim?). 
Halbuki aynı dünya da yaşıyoruz ve herkesin hayatı kendine ve bunu da unutuyoruz.


Yazının devamı...

19 May 2012

Nice 19 Mayıslara!


Bugüne dair kısa ve öz bir post!

Yazının devamı...

5 May 2012

Dünya ile aramızda sadece kocaman bir boşluk vardı.




Geçen hafta 4 gün boyunca katıldığım Amerikan Pediatri Birliğinin düzenlediği konferans epey verimli geçti.  Orijinal karakterlerinden biri ise açılış konuşmasını yapan kişiydi. 

Bu konuşmacının özelliği, uzay mekiği Endeavour’un uluslararası uzay istasyonuna son yolculuğunu yaparken görev alan uçuş ekibinden biri olması. 

2011 de yaptı son yolculuğunu uzay mekiği. 
Dr. Gregory E. Chamitof, Amerikalı bir bilim adamı (http://en.wikipedia.org/wiki/Gregory_Chamitoff). Fizikçi kendisi. Küçüklüğünden beri de uzaya gitme hayaliyle yanıp tutuşan biri. 

İyi de pediatri kongresinde ne işi var? diyeceksiniz.

Bilime yönelik  ilham ve heyecan vermesi bakımından uzaydaki tecrübesini anlatması istenmiş. Zaten dünyaya döndükten sonra da genç beyinlere ilham vermesi bakımından bilim, mühendislik ve uzay hakkında konuşmalar yapmaya başlamış. Dünyanın ve ABD'nin dört bir tarafında.

Berrak akıllı işler yapmak ve toplumun cahil kalmamasına özen göstermek bambaşka bir sey elbette.

İlk kez canlı olarak bir astronotun kendi ağzından anlattıklarını dinleme imkanım oldu. Son derece heyecan verici bu uzay denen yer. 

Dr. Chamitof uzay istasyonunda 6 ay kalmış. Uzay istasyonu çok büyük diyor. Kapladığı yer 2 futbol sahası büyüklüğünde (futbol sahası derken, siz amerikan futbol sahasını anlayın). Toplam 6 kişi kalıyor diyor. 

İnsanların yaşayabileceği yer, bir Boeing 777 (http://en.wikipedia.org/wiki/Boeing_777) içi kadar diye anlatmaya devam ediyor. Mekik, uzay istasyonuna yaklaşırken ki heyecanımı anlatmak imkansız. Muhteşem bir görüntü diyor. Yanına gelince farkediyorsunuz, hakikaten büyükmüş demeye başlıyorsunuz diye yine heyecanla anlatıyor.

Bu fotoğrafı konuşması sırasında da gösterdi. "Tam biz yanaşırken" dedi. "Peki nasıl çekildi dışarıdan bu foto?" diye sordu. Cevabı da kendisi verdi. Rusların uzay aracı Soyuz, istasyondan tam ayrılırken, onlar yanaşmış. Fotoğraf da Soyuz'un içindekiler tarafından çekilmiş. "Belki hiç tahmin etmiyorsunuz ama uzay istasyonunun etrafında epey bir trafik var" diyor. Yeni gelmek üzere olanlar, ayrılanlar, yanaşmaya çalışanlar.


En çarpıcı anlardan biri bence uzay yürüyüşüne çıktığı o ilk anı anlatmasıydı.

O kadar eğitim aldık, her şeyi en ince ayrıtısına kadar tasarladık ama o boşluğa çıktığım anın tarifi imkansız. Yine gidebilsem o anı yine yaşayabilsem diyorum içimden diyor. Kapak açılıp da ilk çıkarken hani böyle otobüste giderken tutunuruz ya tavandaki demir boruya, hah işte onun daha kısası kapağın hemen yanında da var. Sıkıca tutundum ve aşağıya baktım, ayaklarım boşlukta sallanıyordu ve masmavi gezegen dünya ile aramızda sadece simsiyah bir boşuk ve 370 kilometre mesafe vardı diyor. Her taraf simsiyah ve tüm o karanlığın ortasında da bir mavi gezegen. İnanılmaz bir manzara diyor Dr. Chamitof.

Onun bu heyecanı bana da yansıdı. Küçüklüğünden beri gitmek istemiş uzaya ve gidebilmiş sonunda da. 

Gerçekleşmesini istediğiniz şeylerin doğrultusunda çok çalışırsanız, sabrederseniz, o isteklerin gerçekleşeceğine inananlardanım. 

Astronot Dr. Chamitof da öyle yapmış çok çalışmış, inanmış ve sabretmiş.

Dr. Chamitof, küçük bir çocukken “uzay yolu” dizisinin (http://en.wikipedia.org/wiki/Star_Trek)  hayranlarından. Dizideki kaptan Kirk karakteri de (http://en.wikipedia.org/wiki/James_T._Kirk) en çok ilgi duyduğu karakter. Tesadüf bu ya, Kaptan Kirk meğerse babasının okuldan arkadaşıymış.

Aradan onca zaman geçiyor. Dr. Chamitof uzaya çıkıyor. Aklına kaptan Kirk’u aramak geliyor. Meşhur kaptan Kirk karakterini canlandıran ve babasının da arkadaşı olan William Shatner’i (http://en.wikipedia.org/wiki/William_Shatner) arıyor.

Merhaba “Kaptan Kirk” diyor kendini tanıtıyor ve soruyor, hiç daha önce uzaydan aranmış mıydınız? Sizi uzay istasyonundan arıyorum diyor ve böylece Kaptan Kirk hayatında ilk defa uzaydan aranmış oluyor.

Uzay istasyonunda 6 ay kalmış, Dr. Chamitof. 
Yüzlerce deney yaptık diyor. 
Uzay istasyonunda ABD’nin, Rusya’nın, Japonya’nın ve Avrupa Uzay Ajansı’nın ayrı ayrı araştırma laboratuvarları var. 
Sürekli deneyler ve araştırmalar yapılıyor.

Bu en son uzay mekiği yolculuğu ile önümüzdeki 10 yıl boyunca yetecek kadar parça, malzeme taşıdık diyor. 

Uzay mekiği  Endeavour’un ve tüm uzay mekiklerinin son yolculuğu oldu. 
Bugünlerde uzay mekiği Washington’da ki uzay ve havacılık müzesine taşınıyor. Belki bir gün gidip yakından görürüm ben de.

Son derece heyecan ve umut ve özendirici bu konuşmayı dinlemek hakikaten çok güzeldi. 
Sizlere de aktarmak istedim. 
Yazının devamı...
 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template