31 Ara 2010

Dizi dizi hayatlar

Eskiden olsa pek bilemezdim. Ama artık televizyonda oynadığı akşamın hemen ardından hem de bölüm bölüm tüm diziler internette. “Fatmagül’ün suçu ney?” den taa “Oysa zaman öyle geçer ki” ye ve hatta “Ezel”e kadar. Diğer taraftan da dinci kesimin bir takım dizileri. İnsanlar iki arada bir derede kalmış. Bir tarafta tutucu kesimin fikirlerini sergileyen, aşılayan diziler. Diğer tarafta hayatın en berbat yönlerini ve en berbat insan ilişkilerini sürekli yararak, deşerek anlatan diziler.

Diziler ille de eğitici, öğretici olsun demiyorum ama bu kadar da kötülüklerin içinde yüzmemeli.
Berbat babalar, iğrenç evlatlar, içten pazarlıklı kötü ruhlu kadınlar, adamlar. 
Bunların zaten hepsi hayatımızın çevresinde var. 

Gazete ve televizyon bunların gerçek versiyonları ile dolu. 
Bu dizileri seyrettiğinizde içinizde sevinç, şevk, heyecan kırıntıları yerine kahır dağları, hüzün duvarları oluşuyor. Sanki ülkede her şey güllük gülistanlık ve de fazlasıyla mutluyuz da “artık hüzünlenmeli, dur bi dizi seyredeyim de moralim çöksün ohh be” deme ihtiyacındayız!

İstemiyorsan seyretme sen de kardeşim! Biz hüzün ve buhran dönemeçlerinden geçmeyi istiyoz!” diyebilirsiniz.
Tabii ki isteyen seyreder istemeyen de benim gibi... “Ama ama ama...yaaaa!” diye bir şeyleri anlatma çırpıntısına girer.

Bir şeylerden kastım ise şudur.
Neden bizim ülkemizde dizileri yapan abiler ve ablalar şu insanlara şevk, heyecan verelim demezler? Mesela neden bir takım başarı öykülerini anlatalım diye düşünmezler?
Tamam yine salya sümük ağlatın bizi ama biraz da umut veren şeyleri anlatın.

Sapık babaları, berbat evlatları, yamuk düzenleri anlatmak yerine biraz da hayatta bir şeyleri başarmış insanların öykülerini anlatın. 
İlle de süper ultra olmak zorunda değil. 
Mesela mahallenizdeki o doktor amcanın hayatını anlatın nasıl zorlukları ve imkansızlıkları aşarak hayatta nerelere gelmiş falan filan (!). 
Ya da ne bileyim en imkansızı başarıp ve öncesinde uzuvlarını kaybetmiş olsa da hayata sıkı sıkı bağlanıp umut etmenin ve çabalamanın ne büyük bir güç olduğunu gösteren apartmanınızın üst katında oturan artık orta yaşa gelmiş gazinin hayatından bir kesiti anlatın. 

Kusura bakmayın böylesine arabesk ve böylesine her şeyi drama dönüştüren dizileri sevemiyorum.
Kardeşim dedik sana istemiyonsan seyretmeeee...biz çekeriz, seyreden milyonlarca insan var. Sen git amarinkan dizilerinnii seyret
Yok yahu ne Amerikanı, ne İtalyanı, ya da ne Japonu...benim demek istediğim sırf yara deşen ve kanırtan diziler olmasın yanında umuda dair hayat heyecanı veren diziler de olsun. 
"olur tabii senin paşa gönlün için onu da yaparız"

Öbür türlüsü yani dramı,kanı,salyası sümüğü versiyonları zaten şu yaşadığımız hayatta fazlasıyla var..hem de hepsi de pek bir gerçek.

Ama tamam siz seviyorsunuz bu dram yağıyla kavrulmuş dizileri çekmeyi ve reyting patlaması yaparak, göz yaşlarımız sizin cebinize para olarak akıyor bunu da anlıyorum ve...ona da bir şey demiyorum. Bari arada bir iki “umutlu hayata” dair de bir şeyler de çekilse yapılsa...çok mu kötü olur?

Bak canım kardeşim sen hala anlamıyon toparla muhabbetini ve yılbaşı yılbaşı bizim asabımızı bozma...biz kanırtan dizileri yeni yılda da çekmeye devam edeceğiz, millet ağlamayı, dertlenmeyi seviyor, gerçeğini de seviyor, bizim yaptığımız hayal olanını da. Daha fazla akıl verme hadi toz ol bakalım...hadi canım hadi

10 Yorum:

guguk kuşu on 31 Aralık 2010 19:45 dedi ki...

yalnız değilsin birazcım. ben hiç dizi izlemiyorum. ne zamanki pozitif enerji veren bir dizi olur o zaman belki. mesela sünger bob gibi:D eskiden ne güzel diziler vardı. boğmayan. bizimkiler, ferhunde hanımlar, ....tamam dram da hayatın bir parçası ama bu dizilerde kanırtmak sureti ile işleniyor.

novella / विश्व on 1 Ocak 2011 09:48 dedi ki...

ben de dizi seyretmeyenlerdenim, ve nedeseyse televizyonla bağımı günlük haberleri seyretmemek, duymamak için koparmış durumdayım. haber dediğin, haber değil ki, dizi dediğin dizi olsun. toplumun dinamikleri açısından baktığın herkesin içine geliyor. dün akşam bir komedi seyrederken herkesin güldüğü bir sahnede fransız kalınca, dönüp de "aaaa seyretmiyor musun, bilmem ne dizisine gönderme" yaptılar dediklerinde anladım ki, ben bu tür dizilerin çokkkk uzağındayım ve iyi ki...

güzel olsun yılların, günlerin, anların... umut dolu, başarı hikayeleri dolsun taşsın kulakların, yüreğin ve blogun...
sevgimle...

özii on 1 Ocak 2011 12:23 dedi ki...

Birazcım o kadar güzel anlatmışsın ki , bende bu konuda bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama fazla çıkış yapacaktım o nedenle de hep erteledim.

Uzun zamandır TV'den uzaktım. Çünkü dediğin gibi herkesin hayatında yeteri kadar stres , üzüntü var. Birde izlediğimiz dizilerde , kötü karakterleri görüp , haksızlara daha da dayanamazken ve oturduğumuz yerden hiçbir şey yapamazken yok yere stres seviyesini yükseltmenin hiçbir anlamı yok diye düşünüyorum.

Bende istemiyorum böyle dizileri ve büyük bir bölümünü de şiddetle kınıyorum... Aile dizileri olsun , komedi olsun . Özellikle de çocuklarımızın kendilerine örnek alabileceği konular ve karakterler olsun istiyorum.Şimdiden içlerinde küçük canavarların yetişmesine neden oluyorlar. Eminim pek çok kişi de aynı düşüncededir. Biz ne kadar engellesek de , her aile aynı dikkati göstermiyor. " Dizi işte, izlese ne olur mantığı " ile yaklaşıyor. İster istemez de çocuklar , etkisinde kalıyorlar. Birbirleriyle olan etkileşimlerinde gerek kullanılan argo kelimeler , gerekse şiddet örnekleri , kendilerini kötü karakterlerin yerine koyup güçlü olma özentileri beni daha da üzüyor . Bazı şeyleri çok kolay elde ediliyor sanıyorlar. Ve ben de nereye gidiyoruz diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Amaçları da buymuş gibi düşünmeme neden oluyorlar.

Şimdi , senin şu adam bana diyecek ki : " Bacım sen de nereden çıktın ? Çekeriz de , oynatırız da , kötü de yaparız sana ne kardeşimmm , bize de böyle adamlar lazım … " der mi sence ?

Çok uzadı biliyorum ama içimde kalmış :)) teşekkür ederim …
Ayrıca de MuTlU YıLLaR….

Biraz on 1 Ocak 2011 17:53 dedi ki...

>guguk kuşu
Dram elbette hayatin bir parcasi ama bu dizilerdeki ruh halleri saglikli degil...sonucta dizidir gec git ya da seyretme dense de...ben yine de opsiyonlarin arttirilmasi taraftariyim...

Biraz on 1 Ocak 2011 17:57 dedi ki...

>novella / विश्व
Haber rejimine giriyorum bazen:) Iki gun haber seyretmicem diyorum ama bu bir iki saatte bozuluyor, merak ediyorum Bir de bizim ulkemiz pek bir dinamik her gun birbirinden ilgince, tuhaf haber cikiyor. New York Times'a bakiyorum bizim haberlerin yaninda ne kadar da renksiz, durgun(!) haberler veriyorlar:)

Diziler ise almis basini gidiyor.
Iyi bir sektor demek ki onlarca dizi var ve yenileri gelmekte, birbirinden acikli, birinden kanirtici bir suru yeniz dizi:)

Biraz on 1 Ocak 2011 18:03 dedi ki...

>özii
Sana da mutlu yillar.:)
Her sey gonlunce olsun yeni yilda.

Oncelikle sunu soyliim:), "uzun yazdim" demissin...yok yok uzun filan demeden yazmak lazim,...en azindan goruslerimizi yaziya dokelim ve bu diziler ile ilgili olan memnuniyetimizi(!) anlatirken.
Soz de kalmasin.

Cocuklar etkilenmez olur mu hic...2 yasindaki bir cocugun gunde 50 kelime ogrenmeye basladigini dusunursek ve bu kelimeleri oyle sadece duyarak, gorerek ogrendigini bilirsek, beyinlerinin sunger gibi her seyi cektigini bilirsek,...o zaman bu dizilerin etkisini de anlayabiliriz.
Yine de yanlis anlasilmak istemem, elbette herkes istedigini ceksin seyretsin, seyrettirsin ama bir anda bir ortamda bunca negatifligin bulunmasi neden alternatifleri de olmuyoru dusundurtuyor bana.
O yuzden sorguladim bu dizilerin cizgisini.

özlem on 2 Ocak 2011 10:01 dedi ki...

İşte ben bu yüzden dizi izlemiyorum artık.
Kalemine sağlık :)

Biraz on 2 Ocak 2011 18:08 dedi ki...

>özlem
Bence seciminde haklisin.

Ali İkizkaya on 3 Ocak 2011 19:53 dedi ki...

Sevgili Biraz !
Yine çok güzel ve bir o kadar da iç yarası bir noktaya parmak bastırmışsın. Yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum.
Burda alan-satan razı gibi bir durum var. Uyuşturucuyu talep edenlere anında servis ediyorlar ve bu durumdan hoşnut, mutlu-mesut yaşayıp gidiyorlar.
Arz ve talep dengesi. Talep varki ona uygun bir servis gerçekleştiriyorlar. Eh bir de yapımızda orientale ve arabesklik de var. Daha ne olsun. Her şey uyuyor.
Uyuştur beni !
Olur anam emrin olur.. Damardan iki dizi..
Bana benzeyenleri verin bana .. daha beter b..k batmak istiyorum halleri.
Bizim adamlarımız belgesel yada araştırma seyretse boğuluyor gibi oluyor. Bir de teşhircilik ve rontgencilik yapmaktan çok zevk alıyoruz. Böyle bir olguda çıktı ortaya bence..
Sevgiyle.. Eline sağlık.

Biraz on 4 Ocak 2011 02:56 dedi ki...

>Ali İkizkaya
Sevgili Ali,
Bu diziler tamam boyle devam ediyor. Seyredenler memnun, ve hatta dedigin gibi uzaktan olanlari gozlemek de cok eglenceli. Ama gecenlerde mesela bir film seyrettim. Oyle laylaylom bir film degildi. Ama hayat dair umut veren, insana heyecan veren bir filmdi. Filmde bir kalp teknisyeni, unlu bir cerrahin asistani olarak calisiyor. Ve gercek hayat hikayesi olmasi da isin en carpici tarafi. Bu teknisyen bugun hala kullanilan bir takim teknikleri buluyor. Aslinda harika bir cerrah olacakken olamiyor sartlar imkan vermiyor diyelim. Fakat sonunda hatta universite ona fahri doktorluk unvanini veriyor. Hakki daha fazlasi ama adamin mucadelesi ve hayati kesinlikle ilham verici ve anlamli. bu adamin ismi "Vivien Thomas" ilgili bilginin fazlasi burada-->http://en.wikipedia.org/wiki/Vivien_Thomas

Filmin linki de burada
http://www.imdb.com/title/tt0386792

bunlari ve daha nice kaliteli yapimi gordukten sonra gel de bu dizilere sinir olma....ya da dizilerdeki manteliteye diyelim.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template