27 Kas 2010

Oralarda göremezsin...


Oralarda göremezsin!
Kağıtlar falan, sigara izmaritleri filan yollarda yoktur.
Tertemizdir.
Bal dök yaladır.
Yollar var ya...bizim burası gibi değildir.
Bak çukur dolu...oraların kaymak gibi yolları vardır.
Öyle midir hakikaten?

Her şey masal dünyasından fırlamış gibi midir?
Ohh be bu dünyada şimdiden cennette miyiz neyiz?
Ohh be! Hakikaten?

Bu durumu anadolu liselerinin en iyi, en parlak olduğu dönemlerine benzetiyorum.
En iyi dönemleriydi 1985ler  evet...
Öyle her şehirde otuz bilmem kaç tane türemiş ve pek bir sıradan olmuş halde değillerdi.

Özel okullar bu kadar çok olmadığından iyi hocalar hala, paraya doğru "özel okula doğru" demek istiyorum koşmaya başlamamışlardı.
İşte o zamanlarda yani en iyi zamanlarında dahi anadolu lisesine gidince tüm dertlerimden(!) kurtulacağımı düşünüyordum.
Oradaki çocuklar çok düzgündü, ortam çok barışcıl ve herkes hep iyiydi.
Gidince farkettim, ben başka bambaşka bir şeyi düşünmüşüm.
Alakası yoktu.

Bu bizdeki yurt dışı düşüncesi de buna benziyor.
Oraları hep daha iyi, yolları da, şehirleri de.
Şimdi hakkını yememek lazım evet iyi hakikaten.
Ama öyle "her şey" değil.

Zaten imkan da yok buna, mantıklı düşününce.

Ben burada iyi olan başka bir şeyden bahsetmek istiyorum.
İnsanların durumdan ders almalarından.

Bir şeyler yanlış olmuşsa... insanlar zarar görmüşse, ilk sorulan soru "neden böyle oldu?" sorusu oluyor.
İkinci soru ise "ne yapabiliriz bir daha OLMAMASI için?"

Yapılanlar hakikaten de bir daha olmasını önlüyor. 

Bunlar güzel şeyler.
Bunun altında yatan bir şey var o da insana önem vermek oluyor.

O yüzden yaşlı ya da genç ya da çocuk farketmiyor.
Hepsine doğru aynı hızla koşuluyor.
Yaşlı...çok yaşlı bir amca hastaneye “düştüğünde” yaşamış yaşayacağı kadar denmiyor mesela...

2 Yorum:

Ali İkizkaya on 3 Aralık 2010 05:30 dedi ki...

Sevgili Biraz !
hayatın merkezini insan yapmak. Herkesi önce insan olduğu için sevmek, ön yargılardan kurtularak. Ve bir anayasa yapmak insan üstüne kurulmuş, vatandaş kavramının içini dolduran.
Bir zamanlar İstanbulda iken Lösemili çocuklar için hastanelere gidip palyaçoluk yapabilirim, masal anlatabilirim düzenli olarak diyordum. Diyordum da bunu kabul eden veya edecek hiç bir yer bulamadım.
Seni insan olduğun için seviyorumla, senden hoşlandığım için seviyorum arasında dağlar kadar fark var..
Yine çok derin bir yazı olmuş. Ellerine ve aklına sağlık arkadaşım.
Sevgiyle...

Biraz on 3 Aralık 2010 06:57 dedi ki...

Hoslanma durumunda bile aslinda bir bencillik var degil mi? Yani hosumuza gidiyor kisi. Ama insan oldugu icin duyulan sevgi cogu zaman ortalikta yok bile.

Losemili cocuklar icin verdigin ornek hakikaten cok ozverili bir ornek.

Bu aralar cocuklara yonelik bir proje uzerine calisiyorum, eger umdugum gibi giderse yani hayal kirikligina donusmezse buradan da duyuracagim...Hatta blog arkadaslarimdan bu konuda duyuru ve hatta biraz da tasin altina elini sokma bakimindan da yardim, destek isteyecegim.
Bakalim insallah gerceklesir.
Sevgi ve selamlarimla.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template