30 Mar 2012

Tuhaf sorular



Geçen haftalarda ATMler üzerine bir blog yazmıştı Vladimir. Artık çok alıştığımız ama alışmamıza rağmen hep rahatsız edici bir takım durumları anlatmıştı. Şimdi bu noktadan yola çıkarak hep neden böyle diye sorduğum sorular var.
İster istemez karşılaştırmalar yapıyorum.
Mesleki bir alışkanlıktan dolayı fazlasıyla da detaya takılıyorum.


Hakikaten neden birbirimize minimum bile olsa saygı göstermeyi denemiyoruz? Ya da saygı gösterenlere ezikmiş gibi davranmaya çalışıyoruz?
Yüksek mevkiye gelmiş ve alçak gönüllü olan insanlarımızın sayısı neden az?
Neden biraz güç kazanınca “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorularını kabararak ve kabalaşarak soruyoruz?

Bir takım çok basit gözlemleri aktarayım, hepimizin çok iyi bildiği ve hep yaşadığı.

Mesela neden Vladimirin de yazısında anlattığı gibi ATMlerde ya da başka şeylerin sırasında sürekli bir takım insanlar hep öne geçmeyi, onca insanı göz ardı edebilmeyi rahatça “göze alıyor”? Neden hep bir üstünlük kurma çırpıntısında bazılarımız? Sürekli neden hep sıfatlarımızı en ön plana çıkarıyoruz, acımasızca?

Hani hep diyoruz ya trafikte çok canlar kaybediyoruz, her bayramda şu kadar ölü yaralı, filan...diye istatistikler döktürüyoruz. Halbuki bence bu kadar cehaleti ve saçma sapan bir özgüveni düşününce sayılar az bile. Yine de iyi kurtarıyoruz bir şekilde.Keşke bu kadar savruk yaşamasak, hayata ve birbirimize saygı gösterebilsek.

Depremler yaşıyoruz. Dünyanın en aktif faylarından birinin üzerinde onlarca şehrimiz, yüz binlerce binamız var ve hiç bir şekilde umursamıyoruz. Artık içinde hiç bir şekilde yaşanmayacak duruma gelmiş evlerde bile yaşamaktan çekinmiyoruz. Ya da daha da korkuncu madem biz orada kalmak istemiyoruz onun yerine kiraya veriyoruz. Başkaları yaşamasın diye sanki! Korkutucu.

Her ziyaretim de daha da fazla bir şekilde dikkatimi çeken şey, birbirimize daha az güleryüzlü davranıyor olmamız. Gerçekçi olmak gerekirse epey asık suratlıyız ilişkilerimizde. Sevecen ve güleryüzlü davrananlara uzaydan gelmiş gibi ya da tuhaf insanlarmış gibi bakıyoruz.

Her şeyi biliyoruz.
Bilmiyorum demek sanki en büyük ayıpmış gibi hep biliyor gibi yapıyoruz.
Soru sorulmasını sevmiyoruz.
Aptal soru yoktur ama aptal cevaplar vardır ve biz ise soruların aptal olabileceğini düşünüyoruz. Hatta aptalca cevaplar veriyoruz.

Otoriteye karşı sürekli korku içinde yaşıyoruz. Bu çok öncesinden okul sıralarından başlıyor ve sırf bu yüzden içimizden hiç kritik yapan, özgürce eleştirebilen bir ruh çıkamıyor. Bastırıyoruz. İlkokul zamanlarımı hatırlıyorum da hocalarımız nasıl da bir "yanlış" yaptığımızda hemen kaba kuvvete baş vurarak bizi hizaya getirmeye çalışırlardı. Aslında bu durum sonrasında da hep devam ediyor. Hayatımızın her aşamasında hep bir farklı türden kaba kuvvet ile hizaya getirilme durumundayız. Birbirimize karşı da otoriter davranıyoruz ve empati yapmak filan pek bir yabancı kalıyor çoğu zaman.

Sonra bu fazlaca otoriter olma durumunu düşününce aklıma, şu söz geliyor “aç insanlar otoriter olur”.

4 Yorum:

Vladimir on 30 Mart 2012 23:02 dedi ki...

Aç insan otoritesi var burada kesinlikle katılıyorum. Bir basamak üste çıktıüında altındakileri ezme tutkusunu, elini uzatabildiği her şeyi cebe atma merakını bundan dah aiyibaşka bir söz açıklayamaz bence.

Her soruya cevap verme hususu ayrı bir derttir bu ülkede. Özellikle bir yeri ararken herkes tyol tarif eder, üstelik bilmedikleri halde tarif ederler.

Çok güzel bir yazıydı. Teşekkürşer.

Biraz on 1 Nisan 2012 16:09 dedi ki...

Bilmemek en buuk ayip. Bilmiyorum deme ozgurlugu ya kucumseme ya da kaba kuvvetle limitlendirilmis durumda.
Bu olur olmadik her seye atlama gucumuzun altinda soyle bir durum var aslinda ilgili linki buraya koyuyorum.
(http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect)
Begeni ve destegin icin de ayrica cok tesekkurler, Vladimir.

E S M İ R on 2 Mayıs 2012 13:45 dedi ki...

Az gelişmiş veya çok gelişmiş ülkeler arasında birtakım farklılıklar gözlense de aslolan, otoritenin ve temelinde sömürü kültürünün, dayattığı bir bilinç/sizlik/le daha çocuk yaşlarda önce aileden sonra okul ve topyekun çevreden alınan öğretilerle özgüveni yüksekmiş gibi görünen!fırsatçı, ben merkezli, empatiden yoksun, bencil, vs..bastırılmış duygularını bu tür davranışlarıyla kamufle ederek, aslında kompleksli insanlar ve sizin tanımladığınız gibi "aç insanların otoriter olduğu" gerçeğine çok uyan bir durum bu...

Cahil cesareti ile yaşanılanlar!..ve eğitimli kurnazların cahil bırakılan toplumları ele geçirerek otorite sağlamalarının örneklerini görünce (Emperyal güçlerin yoksullaştırdıkları fakir ülkeler üzerindeki hakimiyetlerini..)durumun değişmediğine tanıklık ediyor insan!..

Yeni dünya düzeni,insanoğlunu canavarlaşmaya daha meyilli hale getiriyor!..canavarlar gülmezler parçalayıp-bölerler bir de kene gibi insanların kanını emerler!..

Ne yazık ki insan denen varlık bu doymaz açlığı ve açgözlülüğü yüzünden!doğayı yok ederken kendi doğasına yaraşır güzellikleri de birer birer yok ediyor ve insan yitikleşiyor...

Bugün okuduğum en anlamlı yazıydı sevgili biraz.teşekkürler duyarlılığınız için,
esenlikler dilerim...

Biraz on 5 Mayıs 2012 17:27 dedi ki...

Eger toplumda ki cahil insanlarin sayisi bir hayli fazla olmazsa o firsatci kisilikler yapacaklarina firsat bulamayacaklardir.
Medeni ulkelerde o yuzden firsatci kisilere ve somurenlere imkan vermiyorlar. Ya da arada kacanlar olsa da mutlaka bir sekilde tokezliyorlar...Toplum bir sekilde kendi kendini denetliyor.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template