6 Ara 2010

Tren Yazısı


Bindiğim banliyo treninin penceresinden hemen yanımızda duran hızlı trene bakıyorum. Bu hızlı tren hakikaten hızlı, ona göre yapılmış. Aerodinamik yapısı da bunun kanıtı zaten. Hani burnu sivri olan trenler var ya onlardan işte. İlk kapıda Business Class yazıyor. İçerideki yolcuların hemen hepsinin önünde laptop açık.
Bundan 10 sene önce her evde bilgisayar olacak tıpkı her evde televizyon olması kadar sıradan olacak deniyordu.
Artık o da geçti.
Nerdeyse herkesin dizinin üzerinde bir bilgisayar var.
Olmayanların da cep telefonları var her an internete bağlanacak kadar çevik.
Ya peki hiç birisine de sahip olamayanlar?
Onların da belki de hayalleri var bir gün bizim de olur diye.

Hızlı trenin kapısında Business Class yazıyordu ya, içeridekiler de öyle görünüyor buradan bakınca...Business Class gibi. Ardındaki diğer kapının üzerinde de First Class yazıyor. Bu tren için minimum “First Class”. Washington’dan geliyor olmalı. Ya da NewYork’tan...
Benim içinde olduğum tren banliyo treni...zaten hızlı trene binmeme de gerek yok. Hızlı tren ile 35 dakika da bununla ise 60 dakikada varacağım Boston’a...Acelem yok.
Hem internet de var...hatta şu an yazdığım bu yazıyı da bu sayede bloguma geçebileceğim.
İki koltuk önümde oturan ve babası olduğunu pek düşünemediğim adamla birlikte yolculuk yapan 5-6 yaşlarındaki çocuğun maşallah öylesine tiz ve çınlayan bir sesi var ki...Bazen dayanılmaz dereceye varıyor. Keşke uyusa filan diyorum ama mümkün değil. Sesindeki enerjiden belli uyumaz bu çocuk.

Şimdi yazıdan kafamı kaldırıp da pencereden dışarıya bakınca gözüme ilk çarpan şey, ağaçların hepsinin yapraklarını dökmüş olması. Kış herkes için geliyor. Soğuk herkes için soğuk. Akşamların erken oluşu, havanın hemen kararması önceleri moralimi bozarken. Sonra farkettim ki kışın hava herkes için erken kararıyordu. Bu tıpkı küçük bir çocukken bir dersten 1 almışken ve sınıfta herkes 1 alırken, sen de almışken demek istiyorum, bunun canını sıkmaması acıtmaması gibi bir durum.
Hava herkes için erkenden karanlık kış zamanı.
Hava gittikçe soğumaya başlayacak, mesela bugün hissedilen değer eksi 6. Ama pencereden bakınca hiç de öyle değilmiş gibi duruyor, pırıl pırıl parlayan güneşten dolayı.
Şu sesi çınlayan çocuk var ya...o hala öyle arada haykırıyor. Kulaklarımın içinden geçip beynimin en derinini kazıyor sanki.
Neyse işte...pencereden gördüklerim ve aklımdan geçenlerle ilgili bir blog oldu bu sefer.
Pek bir bireysel, pek bir gündemi takmayan bir yazı işte.

4 Yorum:

BackyardFlyer on 7 Aralık 2010 01:14 dedi ki...

Bu hizli trenin ismi hizli...Kendisi deil...Boston-New York-Washington DC seferini yapar...Normal (eski deyimle posta) treni ayni mesafeyi atiyorum 8 saatte aliyorsa *hizli* tren 7.5 saatte aliyor...Tek farki daha "luks" ve daha pahali olmasi...

Biraz on 7 Aralık 2010 05:56 dedi ki...

Haklisin, ama Bostona giderken acelen varsa bu tren o bakimdan iyi fakat dedigin gibi de cok pahali, mesela gecen Washington'a giderken ucakla bu trenin parasi hemen hemen ayniydi...ucak ile 70 dakikada varirken bu luks tren ile 8 saatte varacaktim...:)

Ali İkizkaya on 8 Aralık 2010 06:39 dedi ki...

Sevgili Biraz !
Ben de trenleri severim hem de çok. Çocuğum ya. Ufakken traverslerden çıkan tıkı dı, tıkı dı sesinin ritmini yakalamaya gayret ederdim. Bir yemekli vagonda babamla yediği atıştırmalıkları. Her şeyin üstünde ay yıldız vardı. Tabaklarda fincanlarda çay takımlarında. Bir de buharlı trenlerdi onlar. Benim binip iç Anadoluya gittiklerim alman lokomotifleriydi. Bir de o yıllarda amerikada union pacific in big boy u vardı. Sadece bir efsane gibi duymuştum.
Benimde aklımdan bunlar geçti.
Sevgiyle...

Biraz on 9 Aralık 2010 00:27 dedi ki...

Selamlar Ali,
Bu "tıkı dı, tıkı dı" sesini inanir misin yazmayi dusundum...Sen yazmissin :).

Eskiden boyle sesler de cikardi artik o da yok diyecektim...Simdi yoklugu bir yanab uzerine bir de internetin de var tren de...:)sevgi ve selamrimla

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template