9 Kas 2009

3 kısa yazı


Kurşun kalem

Kurşun kalemimizin ucunu açmak için kara tahtanın, (...kara tahta mı dedim? Çok artistik duruyor söyleyince di mi? Ama kara tahta “kara” değildi ki hiç bir zaman...aslında tuhaf bir yeşil rengindeydi.)
Neyse işte detay adamlığını bırakıp, söze devam etmeli.
O kara tahtanın hemen yanında, sınıfın tam köşesinde
bir çöp kutusu dururdu. Kalemimizi açmak için o kutunun yanına gider kırt kırt kırt açardık. Kalemin ucu kırılır devam ederdik. Ta ki keskinleşinceye kadar...devam ederdik.
Bu arada sınıfa dönüp “naber?” bakışları atar, göz kırpar, selam verir dururduk. Kimilerimiz ise hocaların ardından şaklabanlıklar yaparlardı, o köşeden.
Gözünüzün önüne getirin. Sınıfın bir köşesinde bir eleman dersin ortasında “kırt kırt kırt” kalem açmakta. Zaten bu durumun komikliği galiba ders anlatılırken “zotank” diye yerinden kalkıp o kutunun yanına gitmekle başlıyor.
Öğretmenlerin bu duruma bir şey dememesi de ayrı bir komik.
Her bir şeye laf eden öğretmenlerimiz bu sıradan ama yıllar sonra tekrar düşününce komik ve orijinal harekete bir şey dememeleri ne tuhaf?

***


Parmak kaldırmadan konuşamayan çocuklar

“Parmak kaldırmadan konuşmayın”, ya da “bir ağızdan konuşmayııııın!” uyarıları ile büyümemiz bizlerde bir hayli tahribat yaratmış ki, şimdilerde yani büyüdüğümüzde(!) demek istiyorum.
Karşımızdakilerin ne demek istediğini bile dinlemez olmuşuz ve
parmak kaldırmadan konuşmak vazgeçilmezimiz olmuş.

Saygılı ve sevgi dolu bireyler yerine, alınganlığı ve kabalık katsayısı bir hayli yükseklerde dolaşan insanlara dönüşmüşüz. Herkesin en büyük derdi para ve türevleri olmuş. Ha bir de güzelce sığındığımız, acımasızca ve çokca kullandığımız sıfatlarımız olmuş.
Sıfatlarımızla söz hakkı almışız.
Paramızla parmak kaldırmadan konuşulabileceğini de görmüşüz.
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" sorusu ile karşımızda parmak kaldırarak konuşmaya çalışanlara hadlerini bildirmişiz.

Merak ediyorum, acaba öğretmenlerimiz bizleri bir ağızdan konuştursaydılar...parmak kaldırmadan gürültü, patırtı içinde derdimizi anlatamasaydık...ve bunun pek de iyi bir şey olmadığını görünce ve belki de anlayınca...büyüdüğümüzde bu kadar saygıyı göz ardı eden insanlara dönüşürken korkar mıydık acaba?


***

Duvarın iki tarafı

Geçenlerde trende giderken pencereden dışarısını seyrediyordum.
Hızlı hızlı geçen film kareleri gibiydi görüntüler.
Bir kare ise çok çarpıcıydı.
Görüntü mezarlıktı.
Mezarlık uzamış uzamış giderken artık bir yerde bitiyordu. Tam bittiği yerde bir duvar vardı. Duvarın ardında da bir evin bahçesi ve bahçede oynayan çocuklar.
Hem de bir sürü çocuk.
Duvarın bir tarafında hayatlar bitmişken diğer tarafında ise daha umutların yeni yeşerdiği insanlar...çocuklar vardı.
“Yaşadıkça hep umut var” sözünü hatırlıyorum.
Nerede okudum?...Kim söyledi? bilemiyorum.

Ya da diğer bir sözü hatırlıyorum.
Peru’lu sevgili Elizabeth’în dedikleri bunlar;
“Hayat kendini bitiriyor ve yaşanılan güzel anların farkında olmak lazım, hiç bir şeyi ertelemeden. Çünkü hayat kendini bitiriyor” diyor.
Kendisi bir kanser hastası ve heyecanla işinde çalışmakta...inşallah uzun yıllar da çalışmaya devam eder.
Diğer yandan duvarın ardındaki o çocuklar var ya hani oynuyorlar dedimdi. Onların saflıkları ve heyecanları da hep bizlerde de var olmalı. Çalışmakta olduğum hastanede, bakıyorum yeni doğanlara, tüm masumlukları ile başlamışlar hayata. Hemen yanlarında ki anne ve baba ve henüz durumdan pek bir haberdar olmayan küçük kardeşin heyecanı her yeri sarmış.
Hayatın...yeni bir hayatın verdiği bir heyecan bu.
Umutlar da böyle bence yeni hayatlar gibi çok şey vaad ediyor.

Bir de şu var tabii ki, o sözünü ettiğim duvarın her iki tarafını bilerek yaşamak galiba en önemlisi.

11 Yorum:

FUNdy on 9 Kasım 2009 10:30 dedi ki...

360 biraz şimdi gözümün önüne geldin valla sınıftaki o halinle...:):)

Belgin on 9 Kasım 2009 11:24 dedi ki...

Birazcim, son cümlende cok haklisin, iki tarafi da bilerek, düsünerek yasasak, zaten yaptiklarimizi daha iyi düsünerek, tartarak yapardik..
Sevgilerimle

sufi on 9 Kasım 2009 11:54 dedi ki...

En son sözünle en güzel ve gerçek noktayı koymuşsun.Kalem açma seramonilerimiz de gözümde canlandı sayende.Teşekkürler sevgilerimle.

guguk kuşu on 9 Kasım 2009 12:31 dedi ki...

Perulu Elizabeth'in ışığının kendi ve çevresi için daim omasını dilerim. Böylesine ümit dolu, ayakta kalmayı sevgiyle başarabilen insanlara dünyanın ihtiyacı var. Ona burdan dualar ediyorum.

Buzcevheri on 9 Kasım 2009 13:41 dedi ki...

Uvvvv... O kalem açma ritüelini unutmuştum. Gözümde neler canlandı sayende.. =)

beenmaya on 9 Kasım 2009 14:16 dedi ki...

kıbrısta hissetmiştim benzer duyguları. bir yanda yaşam bitmiş hemde bombaların atıldığı gibi, savaş zamanında nasıl kalmışsa aynı o şekilde kalakalmış tüm binalar diğer yanında ise insanlar denize giriyor, hayat devam ediyor. arada bir dikenli tel var sadece bu ayrımı koyan ama kimsenin dikkat bile etmediği...

Biraz on 9 Kasım 2009 15:58 dedi ki...

>FUNdy
:)
ben ve herkes gozumun onune tekrar gelince yazmak istedim,:)

>Belgin
ve ne yazik ki bunun cogu zaman farkinda degiliz. Yaslilik uzerine calismistim bir zamanlar, bir teyze genclik resmini ve kocasinin resmini gostermisti, yaslilar yurdundaki odasinda, o zaman da farketmistim bir daha...resimlerdeki gibi kalmiyorduk...hayat kendini bitiriyordu. Yapmak istediklerimizi yapmaliyiz gec/erken diye dusunmeden yapmaliyiz, yoksa mutlu olamayiz ki?

>sufi
kalem acma seromonisi di mi?:))
hakikaten de seromoni gibiydi.
sonra buyudukce siranin altina acilmaya baslandi yerlere dokulup durdu o kalem ucu artiklari...

>guguk kusu
Evet evet umit dolu bir kadin. Isini ozenle yapmaya calisiyor. Dualar nerede olursak olalim ulasir diye dusunuyorum.

>Buzcevheri
tabii,:) unutmamak lazim.
Aklima nerden geldi bilmiyorum ama yazmak lazimdi, cok komik bir durum bence.:)

>beenmaya
Galiba bir zaman sonra alismaktan dolayi kimsenin umurunda da olmuyor.
Bu "mezarlik ve cocuklarin oynadigi duvarin ardi" ornegini verince bazi arkadaslarim ne kadar da romantik oldugumdan bahsetti...halbuki romantiklik degil tam tersi fazlasiyla gercekcilikti. Romantiklik ise cok daha baska bir sey.

öykü on 9 Kasım 2009 17:27 dedi ki...

Bu kalemacma olayı hepımızın ortak noktası
sanırım sıkıldık mı kendımızı cop kutusunun yanında kalem acarken buluyroduk

Biraz on 10 Kasım 2009 07:51 dedi ki...

>oyku
Hepimizin pek iyi bildigi bir ani oldu galiba:)

7.oda on 24 Kasım 2009 17:00 dedi ki...

duvarın iki tarafı için...

tam bittiğini sandığın anda herşey, sadece küçücük bir duvarı atlayabilirsen, kendini yepyeni oyunlarla dolu bir dünyada bulabilirsin.

Biraz on 25 Kasım 2009 00:31 dedi ki...

>7. oda
buraya da yazmakla cok iyi ettin...cok tesekkurler
:)

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template