22 Eyl 2008

Onlar aramızdalar


Yaşlı insanlar aramızdalar...evet orada burada sürekli mıymıy...tintin dolaşıyorlar. Ve hep varlar...50 yıl geriye gidin şu köşedeki amca...ve o yolun karşısında pazar torbası elinde, bastonuyla ayakta durmaya çalışan teyze de hep vardılar. Hep o yaşta 80lerinde...onlar yaşlı insanlar. Onların görevi yaşlı olmak. Dünyaya öyle geldi onlar. Genç hiç olmadılar.

Acaba hakikaten öyle mi?

Hayat her yaşta kutsal. Yaşlılar ne yazık ki çoğu zaman hor görülüyorlar gerekli özeni göstermiyoruz...

İlk paragrafta hafifçe hissettirmeye çalıştığım bir vurdum duymazlık var toplumumuzda.

Yaşlılık hayatın kaçınılmaz bir kuralı. Yaşlanacak kadar ömrü olan insanlar bu durumu yaşıyorlar. Bir de diğer taraftan bakınca yani genç bir insanın gözüyle yaşlı insanlara bakınca demek istiyorum, durum daha değişik çoğu zaman anlayamıyorlar o yaşlıları.

Halbuki onlar da gençtiler. Hatta bakın şu sağ tarafta durakta bekleyen ukalalık ve bilmişlik yaparak konuşan kızdan çok daha güzel ve alımlıydı, o bastonlu ve pazar torbalı teyze.

Yaşlılık bir bakıma yalnızlıktır. Kaçınılmaz olmasını bilmek zamanın değerini arttırır ama dönüş yoktur ki. İçleri çok gençtir ama aynada ki görüntü öyle değildir. Bunları genç insanlara söylediklerinde ise ne yazık ki anlaşılmazlar.

Anılarından bolca bahseder dururlar. Acaba anılardan bu kadar çok bahsetmenin altında geçmişe ve gençliğe özlem mi vardır? Her anlatışları acaba o günlere dönmek midir?

Sanırım ruhumuz kendine bir yaş buluyor ve orada duruyor. Kiminin 18, kiminin 35, kimin belki son yirmileri...ya da ne bileyim 40 lı yaşları.

Sonuçta biyolojik olarak çöküş başlıyor ama ruh adeta bir cevher gibi hep o enerjisiyle kalıyor diye düşünüyorum.

Etrafımızda ki yaşlı insanlara daha bir ihtimam göstermemiz lazım. Yaşlı olmak demek ölümü her an bekliyor olmak demek değil.

Ve yine yaşlı olmak, bir kenara itilmeye sebep olmak hiç değil.

Onlar bizim yürüdüğümüz yolları çoktan geçmişler ve fakat biz onların geldikleri noktaya gelip gelemeyeceğimizi bile bilmiyoruz. Farkımız bizden önce hayata gelmiş olmalarında. Ha bir de bilmiyoruz tabiiki...acaba ruhlarının tutundukları yaşları kaç? Belki bizden bile gençler ve belki de bizim ruhumuz hala tutunacak bir yaşı aramakla meşgul.

Bu satırları yazınca aklıma bir yaşlı teyze geldi. Durun, biraz onu sizlere anlatmaya çalışayım.

Türkiye’deydim ve yaşlılık biyokimyası üzerine çalışıyordum. Çalışmam gereği yaşlılar yurdundaki yaşlıları projeye almıştık. Hem onlara bir biyokimyasal check-up yapıyor hem de ileri bir takım da tahlilleri çalışmamız için kullanıyorduk. Bir bakıma karşılıklı bir yardımlaşmaydı yaptığımız.

Odasına girdiğimde yüzünde bir gülümseme belirmişti teyzenin.

Kanını alacaktım ama öyle robot gibi de “uzat kolunu alalım kanını,...hah tamam hadi eyvallah” şeklinde bir davranışta bulunmadım.

Normalden biraz daha zaman harcayıp konuşmayı tercih ediyordum. Tıpkı diğer yaşlılara yaptığım gibi.

Yaptığım şey, hal hatır sormaktı. Hiç tanımadığım insanlardı. Ve belki de bir daha da hiç görmeyecektim ama olsundu.

Neyse işte...

Bu sevimli teyze ile de sohbet etmeye başladık.

Parmağıyla işaret etti.

Kocasıymış siyah beyaz resimdeki.

Tahmin edebileceğiniz gibi de çoktan ölmüş.

Peki ya çocukları? Yokmuş...

Akrabalar? Onlar da kalmamış.

Yalnızmış teyze.

İçim her ne kadar kötü olduysa da belli etmemeye çalıştım...konuyu başka yerlere çektim...çalışmamdan bahsettim.

Teyze yalnızdı, yaşlıydı ama yüzünde de güzel mi güzel bir tebessüm vardı. Onunla o kısacık konuşmamız konu itibariyle beni hüzünlendirse de...onunla konuşmuş olmak beni mutlu etmişti.

Teyzenin ruh yaşı kaçtı bilmiyorum...ama odasının kapısını açtığımdaki gülümsemesi bana pek bir genç olduğunu anlatıyordu galiba.

Peki sizin ruhunuzun tutunduğu yaşınız kaç? 

Biliyor musunuz? ----- (bu yazım Milliyet Blog sitesindeki kendi alanımda 4.5.2008 tarihinde yayımlanmıştır ilgili link:http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=107653)


resim:google images

7 Yorum:

ezgi umut on 25 Eylül 2008 02:16 dedi ki...

Merhabalar. Güzel duygu dolu bir anlatı. Gerçeği de yakalamışsınız. Bir zamanlar annem kırklı yaşlardayken aman da ne çok yaşlı gelirdi gözüme oysa şimdi onun o yaşlarındaki fotolarına baktığımda özeniyorum. Annem hayatta umarım daha uzun yıllar yaşar - yani hepimizin büyükleri için diliyorum- ama yatağa çakılı kaldı. Sizin bu makalenin iyi bir başka yönü de okuduktan sonra o gün annemle daha çok ilgilendim. Onun dairesine indim. Yazınızı basıp sabah kalkınca göreceğim bir yere bile koyabilirim. Cidden. Ellerinize sağlık.

ezgi umut on 25 Eylül 2008 02:26 dedi ki...

Esas söylemek istediğimi yazamadım. Yaşı..Bir sohbetimizde ayırdına vardım kendini ne kadar genç duyumsadığını. Beyin bellek çalışıyor ama beden yorgun ve çökmüş. Bu nedenle ilerde insanların bazı eklerle vs ile (araba rektifiyesindeki gibi)daha da uzun yaşama olasılığı beni sevindiriyor. belki bilim kurgularda gördüğümüz olayları da insanlık basamak basamak yaşayarak androit mi denir ona dönüşecek. Size bu son cümleyi yazmamlıydım. Tereciye tere satılamaz.:)) Sağlıcakla hayat yanınızda olsun hep.

Biraz on 25 Eylül 2008 03:50 dedi ki...

Cok tesekkur ederim..ve sevindim dogrusu yazarken hissetiklerimi okuyana da iletmis olabildigime. Biraz yuzeysellikten kurtulup ta sohbetler derinlesince konustugumuz kisi Annemiz bile olsa bir anda onun da Annelik disinda bir dunyasi oldugunu gorebiliyoruz sanki...ve sanki yeniden kesfediyoruz onca zaman bildigimizi sanmamiza ragmen. Sevgi ve selamlarimla

7.oda on 18 Kasım 2008 15:30 dedi ki...

benim ruhumun tutunduğu yaş kaç bilmiyorum.. bazen 18 bazen 38 sanki..
:)
bir de yaşlandıkça çocuklaşır ya insanlar.. sanki çemberi tamamlamak için en başa dönüyorlar gbi geliyor bana..
bu açıdan düşününce
anne karnı ile ölümden sonra gömüldüğün yer aynı gibi ise..
yaşlılık çocukluk gibi ise..
onlar bizden çok daha gençler..
biz ortalardayız sanırım şimdilerde??

Biraz on 18 Kasım 2008 23:13 dedi ki...

bence de oyle hatta hayattaki her sey sanki sonunda basa donuyormus gibi geliyor...Hayatin kendisini ben de cembere benzetirim cogu zaman...

öykü on 3 Ocak 2009 19:38 dedi ki...

Biraz

Okudukca yazılarınızı her yazıda kendıme yakın bı baska seyı buluyorum..
Mesela yaslılara bakıs acısı..
Cok korturma ıcındeyız gencler olarak bız.. Sıkıntı ve streslerımız fazla bunlar hep hayatımızın gerceklerı ... Ama yaslılar sabır ıstyor.. dınlemek gerekıyor ve anlamak ... anlamaya calısmak gerekıyor ve unutmamak gerekıyor bı gun bızım de aynı onlar gıbı olacagımızı.. Insan gencken hep genc kalacagını hayatın boyle surecegını dusunuyor oyle olmadıgını yıllar gectkce kavrıyor anlıyor..
Aslında o kadar basıt kı onların kalbını kazanmak .. mutlu kılabılmek onları. ıste aynı sızın yaptgınız gıbı ıkı kısa cumle yerıne bı kac kelıme fazla soylemek ıctenlıgını hıssetırmek bıle onlar ıcın mutlu olmak adına yeterlı.. esırgememelıyız onlardan bunu.. Ben o okudugunuz olayı yasadıgımda annemı yenı kaybetmıstım.. gıttıgım yerler benım ıcın cıddı anlamda tehlıke olusturcak yapıda yerlerdı alısıkta degıldım oyle ortamlara ama oylesıne bı travmaydı kı annemın kaybı bı anda tek basıma kalısım herseyı kafamdakı her korkuyu her bıldıgım seyı dondurdu.. bırılerıne yardım etme dusuncesı ıcımdekı acıyı hafıfletıcektı boyle dusunuyordum.. ve o teyzecık ıcın yaptıgım mınıcık bı sey hıcdegılse o gunluk ıcımde kısacık ta olsa bı huzura neden olmustu .dılegım o kı.. hepımız bı gun bulundugumuz kosulları genclık.. varıyet her ne ıse.. hep sahıp olamayacagımızı bı gun gelıp yaslanabılcegımızı ya da herseyın degsıebılecegını hep gozununde bulunduralım.. ve verebıldıgımız kadar herseyı paylasalım ..ıchuzuru bunda cunku.

Biraz on 3 Ocak 2009 21:11 dedi ki...

>oyku
yaslilar yurdunu calisma ziyaretimdeki tecrubelerim
ya da buyukbabamda bizzat gorduklerim, hep bunlari hissettim....vucut olarak yaslaniyoruz ama ruhlarimiz oyle degil.

Ve dusununce mesela o yasli teyze belki de isyan ediyor icinde, bak ben de senin gibi genctim ciddiye al beni diyor...ama cogumuz bunu gormuyoruz...ta ki yaslanana kadar...

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template