24 Eki 2008

Plastik Hayatlarımız


Telefon çalınca hemen merak edilirdi “kime?” diye.

Elbette artık merak etmiyoruz.
İsmini, numarasını görüyoruz.
Hatta istemezsek cevap da vermiyoruz.
Artık ulaşmak isteyen bizzat numarımızı çevirerek anında bize ulaşabiliyor...hem de tam bize başkasına değil.
Eskiden öyle miydi ya?
Telefon gelince herkesin ortasında konuşulurdu...ve kablo nereye kadar gidebiliyorsa en uzak nokta orası olurdu.
Sonra ama önce yavaşca ardından pek bir hızlı...modern zamanlara alışmaya başladık.

İlk başlarda aradığımız kişiye ulaşamayınca...mesaj bırakmaya çekinirdik.

“Sevmiyom ben öyle mesaj bırakmayı”...diye diye uzun uzun mesajlar bırakmaya başladık.

Hatta espriler yapar olduk mesajlarımızda.
Düpedüz kendi kendimize konuşuyorduk artık mesaj kutularında.
Bazıları öylesine salakçaydı ki...bu gülünç durum, mesajlar arasında saklandı özenle...sonrasında gülmek için arkadaşlara dinletilir oldu.

Hatta dalga geçme konusuydu artık...modern zaman eğlenceleriydi bunlar.

O kadar bağlandık ki bu iletişim hastalığına saniyede 4000 kelime yazarak mesaj atan robotlar yetişti...Bu robotlardan bazıları arkadaşlarımdır. Evet ne yazık ki ben o robotlardan olamadım...mesaj yazmak uzun geliyordu.

Bir öğrencimi görmüştüm öylesine hızlı mesaj yazıyordu ki tebrik etme ihtiyacı hissettim.

“Telefon etmek daha kolay değil mi?”diye sormuştum..hani daha çabuktu ya.
Cevap bence çok akıllıcaydı...”Bazen kısacık bir şey söylemek lazım oluyor...muhabbete girmek istemiyorsun...hemen iletmem gerekeni ileteyim o kadar yeter”

Doğru aslında muhabbet yerine...böylesi daha kısaydı...hem de ucuzdu. Fast food hayatlarımıza başka bir örnektir bu.

Fast food yaşıyoruz.
Hatta bir de plastik hayatlar demeye başladım bu yaşadıklarımıza. Pek bir ruhsuz...pek bir hayattan uzak.

Telefon numaralarımızı aklımızda tutmayı bıraktık...telefonumuzun hafızasında önem sırasına gore hızlı arama tuşuna kayıtlı oldu en cok sevdiklerimiz, en özellerimiz. Ama o kadar özellerdi ve o kadar çok seviyorduk ki onları...telefonumuzun pili bittiğinde her şey bitiyordu. Aklımızda en yakınımızın telefonu bile yoktu artık.
Fast food yaşadığımızı söylemiş miydim?

O kadar ucuz yaşamaya başladık ki...her şey paraya, maddiyata dayanmaya başladı.
Ucuz yaşam zevkli bir yemek yemekten bile bizleri alıkoymaya başladı. Restorana gidilip de...porsiyonu bölüşmek, aynı bardaktan iki pipetle içmek görgüsüzlük olmamaya başladı. İşin acısı bunları yapmak zorunda olmayacak insanların bu kadar ucuz yaşamaya başlaması düşündürücüydü.

Fast food hayatlar yaşamamıza rağmen etrafımızdaki her şeyin ve hatta kendimizin de geçiçi olduğunu anlamadan büyük hırslara ve şımarıklıklara heves eder olduk. Heves etmek bir yana...büyük bir zevkle benimsedik.

Plastik hayatlarımızda bir de feysbuklarımız var...plastik arkadaşlıklarımız...hiçbir zaman konuşmayacağımız insanları arkadaş listemize ekleyip duruyoruz.
Saçma sapan bir şekilde 100...200..349 adet arkadaşımız oluyor listede.
Arkadaşlar ekleniyor feysbukumuza bir merhaba bile demeden...ADD TO FRIENDS tuşuna basmamız yeterli. Daha fazlasına gerek yok.

Sevmekten dolayı değil yalnız kalmamak için sevgililerimiz oluyor.
Sorduklarında hayatımızda birinin olduğunu gururla söylüyoruz. Aslında dedim ya içi boş plastik hayatlar.

İnsanlık olarak tüketim toplumu olduğumuzdan her şeyi tüketiyoruz özenle ama bencilce.
Nereye koştuğumuzu bildiğimizi sanarak hiç bir yere doğru koşuyoruz.

Sonra...
Hani telefon çalınca demiştim ya ...arayanı beğenmezsek...basıyoruz iptal tuşuna bazen yüzümüzde bir ekşimişlik ifadesiyle ya da gizli bir tebessümle.

İşte hemen ardından biz birilerini arıyoruz...Bu sefer de o birileri telefonlarının iptal tuşuna basarak...uçuruyor bizleri...ve yine o bizimkinin aynı ekşi suratları ile ya da gizli tebessümleriyle.

5 Yorum:

Aydan Atlayan Kedi on 24 Ekim 2008 10:14 dedi ki...

Ben bu hızdan ve yüzeysellikten bıktım usandım artık. Eski zamanlara ait yaşamları özlüyorum. Böyle ruhsuz bir hayatın içinde yer alıyor olmayı insan olmaya yakıştıramıyorum...

Agnus Dei on 24 Ekim 2008 10:55 dedi ki...

Ne kadar güzel bir yazı...Ama biliyor musunuz bunların içinde nekadar varolmak istediğiniz de sizin yada bizim elimizde...Ben cep telefonu kullanmıyorum çevremin tüm baskıları ve beni tuhaf görmeleri hatta yenilikleri seçerek alan bir kişi olduğumdan kızım sen koministmisin demelerine bile aldırmıyorum...Aldırdığım kendi hayatım...Önceliklerini bilmekle alakalı bu...Aslında bu krizide seviyorum...Elimizdekiler yüzünden aslında birzamanlar elimizde olmayan bazı değerlerle nekadar da mesut olduğumuzu anımsatacağını düşünüyorum...

beenmaya on 24 Ekim 2008 10:56 dedi ki...

zamanla yarış halindeyiz hangimiz daha fazla ve daha hızlı tüketicek dercesine...

Biraz on 24 Ekim 2008 15:02 dedi ki...

@ aydan atlayan kedi; modern zamanlarin teknolojik imkanlarini seviyorum ama urunlerin artik cogu bireysellik uzerine tuhaf bir sekilde yalnizliga giden bir bireysellik.

@ agnus dei; tesekkurler begenin icin sevgili agnus dei. Teknolojiyi seviyorum...merakim da var ama bu yan etkileri gibi gorunen seyler asil etkileri mi olusturmaya basladi nedir?!

@ beenmaya; ve kazanan kaybeden diye de hemen siniflamaya basliyoruz. Hatta cok da iyi bir seymis gibi yabancilarin kullandigi laflari bile direk almaya basladik dilimze...mesela "looser" buna iyi bir ornektir.

7.oda on 20 Ocak 2009 10:05 dedi ki...

süper bir yazı yazmışsın alper !!
madalyonun hep iki yüzü var değil mi..
teknoloji ve modern hayatlar bize pek çok güzellik getirirken.. pek çok güzelliği de alıp götürüyor..

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template