10 Kas 2008

Mustafa Kemal



Gerçekten biz Mustafa Kemal’i bildik mi? Gerçekten onu anlayabildik mi? İlk,orta ve lise de nasıl da klişe bir şekilde öğrendik onu. Anlamadan, öğrenir gibi yaptık hep. Ulusumuzu çemberlerin ve kıskaçların dışına nasıl çıkardığını okuduk. Halbuki savaşlar, mücadeleler dışında da bir Mustafa Kemal vardı.

Hem de her şeyiyle bizimle aynı olan bir insan. Sevgisi ile hüzünleriyle.

Fedakarlığı ile hep bizimle olmaya çalışan bir insandı. Çok genç denilecek bir yaşta ayrıldı bu hayattan. Geride onurlu bir hayat mücadelesi bırakarak.

Onu anlamaya başladığımda lise çoktan bitmişti. Hatta üniversite bile bitmiş...yavaştan hayata atılmaya başlıyordum. O zaman farketmeye başladım, ne zor bir işe kalkışmıştı. Kimbilir içinde ne hüzünler vardı, ne fırtınalar kopuyordu. Mustafa Kemal erken olgunlaşmış bir insandı, belki hayatta babasını erken kaybetmesi de onu böyle olmaya zorlamıştı. Pek çok insanın göremediği ufukları görmesi, yaptığı işlerde ki keskin kararlılığı hayatta erken olgunlaşmış olmasının payının büyük olduğunu düşündürtmüştür bana hep.

Avrupa’da askeri ataşelik yaparken ve hayatı pek bir güzelken...zevk sefa içinde yaşayabilecekken. Genel kurmaya mektup yazıp, Çanakkale’ye gitmek istediğini bildirmiş. Aylarca bavulu toplu halde sanki yarın gidecekmiş gibi hazır beklemişti. Halbuki koca Osmanlı’ da elbette bir sürü subay çıkar ve savunurdu ülkeyi. Ama o böyle düşünmedi. Çünkü kaçmanın saklanmanın onun ruhuna ters olduğunu biliyordu.

İnce bir insandı. Akıllıydı. Haklılığını kimseye ezdirmeyecek kadar da mücadeleci. Kısa hayatına ne de çok şey sığdırdı.

Onu sevmeyenler, kalpleri nefretle kaskatı kesilmiş olanlar oturup bir düşünsün. Anlamaya çalışmadıkları için sevemediklerini belki farkederler. Farkedemiyorlarsa da... bu eksiklikle yaşamlarını tamamlayıp göçüp giderler. Zaten kalbinde sevgisizlik tohumlarını büyütenler...gerçekte hiç bir konuda da samimi değillerdir ki.


Bu yazı son zamanlarda moda olan "Atatürk'ü birey olarak da bilelim..." heyecanından çok daha önce yazılmıştır. Yazının ilk yayımlandığı yer MB'dir ve tarih 10Kasım2007'dir. Fakat konu güncelliğini koruduğundan burada da hem yayımlamak hem de "Hayattan ve Masallardan Biraz" arşivime almak istedim.

4 Yorum:

beenmaya on 10 Kasım 2008 17:50 dedi ki...

her türlü özelliğinden önce "insan"dı. bundan öte ne olabilir ki...

Basak on 11 Kasım 2008 14:01 dedi ki...

Sevgili Biraz;

Sizi yeni keşfettim, yazdıklarınızı çok beğeniyorum. Bu yazınız da nasıl içimi ısıttı anlatamam.

Atatürk'ü sevmek anlamak biraz da onun gibi "eylem insanı" olmayı gerektiriyor diye düşünüyorum. Hayatın "kaderimde varsa olur" diye oturup beklemek olmadığını, hayatın ayağa gelmediğini, bizzat onun içine "birey" kimliği ile girip onunla tepkimeye girmek, her zaman yaratmak, üretmek ve bunları yaparken "özgürlük" bilincini yitirmemek olduğunu bilenlerin lideridir Atatürk. Atatürk hiç bir zaman kendi dolayısıyla ulusunun kaderine razı olmadı. İnsanın ancak özgürken ve birey kimliğine sahipken gelişip üretebileceğini biliyordu. Türk halkına din ve imparatorluk kültürü altında ezilmiş, adeta yok olmuş özgürlüğünü ve birey kimliğini geri verdi. Ne acı ki bugün hala özgürlüğü ve birey kimliğine kendine yakıştıramadığı, hazmedemediği, bir anlamda kendisini halen "güdülecek koyun"luğu yakıştırdığı için ümmet, tarikat üyesi ya da sömürge olmayı arzu eden insanlar var etrafımızda.

Hakikaten de onu sevmeyen (ve üstelik entellektüel yada alim geçinenlere) baktığımda, önemli bir kısmının "eylem insanı" olmadığını, "ulus-devlet" olmanın değerlerine inanmadıklarını, sadece konuştuklarını, konuştuklarının neredeyse tamamının "eleştiri" değil "karalama" veya içlerindeki ağır patolojik buhran ve kompleksleri kusmak mahiyetinde olduğunu, konuştukları ile yaptıklarının çoğu zaman birbirini tutmadığını, her dönemin adamı olmak felsefesi ile hareket edip, bu şekilde her döenmde kendilerine yer yapmaya çalışanlardan veya "birey" kimliğinden ve rasyonel akıldan tamamen yoksun, "sürü" üyeleri olduklarını görüyorum. Hali bu olanların, devrimci ve vizyonu geniş bir lideri anlamasını beklemek zaten anlamsız.

Kucak dolusu sevgiler,

Başak

Biraz on 11 Kasım 2008 18:58 dedi ki...

>beenmaya
haklisin once insandi hatta pek cogumuzdan daha bi insan.

>basak
Tesekkurler begeni ve destegin icin Basak. Ben de mutlu oldu hakikaten.
Ataturk'u anlamak istemeyenler islerine gelmedigi icin anlamiyorlar ve Ataurk'e burun kivirip da pesinden kostuklari diger adamlara bakinca...zaten neden sevemediklerini ve anlayamadiklarini farkedebiliyor insan.

7.oda on 25 Şubat 2009 10:19 dedi ki...

gerçekte tanımadığı bilmediği bir insanı sevmemek hatta nefret etmek hastalıklı ruhların işi sadece..

önce kendilerine dönüp bakmalı herkes.. hepimiz..
biz kimiz ve ne yapıyoruz ki ??
sonra üzerine kafa yorsunlar, o kimdi ve neler yaptı ??

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template