27 May 2009

Okyanusun dalgalı suları gibi

Not too late, Norah Jones

Kimilerinin tecrübeleri çok tatsızdır. Kendilerine bile itiraf edemeden, hala o tatsızlıkları yaşamaya devam ederler...hem de tatsızlıkları ve daha da önemlisi mutsuzluklarını gizliden gizliye kendilerine itiraf ederken yaşamaya devam ederler. Cesaretsizlikler, korkaklıklar, ekonomik zorluklar hep gerekli adımları atmayı erteler...Bırakın ertelemeyi sonsuza dek gömer. Tıpkı bir kürek mahkumu gibi duruma yıllarca katlanılır. Arkadaşlarınızın bu çıkmazlarını dışarıdan çok net görseniz de bir şey diyemezsiniz. Zaten ne deseniz de demeye çalışın, işe yaramayacaktır.

Kimisi ise hala bilmez nasıl bir şey olduğunu.
Özenir durur.
İster.
Bir an önce adımlarını atmayı hayal eder. İstemeden erteler durur hayallerini.

Kimileri çoktan gitmiş ve dönmüştür. Cesaret ile kararlarını alarak, hayatlarında yeni bir sayfa açmışlardır.
Özgürlüğü seçmişlerdir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım durum evlilikler. Etrafıma bakınca evliliklerin hep bir ağır aksak gittiğini görüyorum. En çok dikkat çeken durum ise katlanma duygusu ile devam ettirilen ilişkiler. Mutsuzluklar akıp giderken
  yüzlerden...o yüzlerin sahipleri sanki bir kandırmacayı oynuyor gibi geliyor. Hem de sadece içten içe sadece kendilerine itiraf ederken iki kişilik yalnızlıklarını yaşıyorlar.

En basitinden bir alışverişte tencere, tava, araba, ev seçerken  bile bıktırırcasına düşünürken, hayatımızı paylaşmayı düşündüğümüz insanları seçerken neden bu özeni göstermeyiz acaba? Neden okyanusun dalgalı sularına öylece bırakırız kendimizi?
Pek bir acemice, pek bir düşüncesizce...neden acaba?

4 Yorum:

özii on 28 Mayıs 2009 00:19 dedi ki...

Birazcım güzel bir konuya değinmişsin.

Bende bu konuyu biraz daha detaylı ele almayı düşünmüştüm ama şimdilik erteledim. Çevremde gördüğüm o kadar çok insan var ki bu durumda olan. Hatta 4-5 aylık evlilerde bile gözlemleniyor. Herkes kendini ve rahatını fazla düşünür , dediğin gibi de katlanamaz hale geldi . Artık olmadı güle güle demek o kadar kolay ki şaşıramıyorum bile...

öykü on 28 Mayıs 2009 06:54 dedi ki...

Sadece asık oldum dıye
gozu kapalı
onunla ne kadar uyum ıcındeyım
neler paylasabılıyorum
benı anlıyor mu
onu anlıyor muyum
ıc dunyalarımızı ne kaar bırbırımıze
durustce acbıldık
actıysak ne kadarında uyumluyuz
hepsı gozardı edılıyor
onu cok sevıyorum delı gıbı asıgım dıye evlenılıyor
ve adına ask denen o tutku sılındıgınde de gozlerden
varolan gerceklerdekı
uyumsuzluk yuzeye cıkıyor
ya aynı evın ıcınde ıkı yabancı
ya da cbucak bıten evlılık boyutuna gelıyr hersey

Yeşim Özdemir on 28 Mayıs 2009 11:54 dedi ki...

Evlilik bizlere dayatıldığı haliyle son derece sevimsiz bir kurum; çünkü işin içine resmi yerlere atılan imzalar falan girdiğinde bir devlet dairesi gibi görünüyor. Bir arada olmak ve bir hayatı yaşarken birbirine eşlik etmek aslında çok keyifli bence. Sadece saygı, sevgi, empati,güven,zeka, emek gibi öğelerle beslenebilirse daha uzun süreli oluyor. Tabii ki iki tarafın da aynı özeni göstermesi şartıyla...

Biraz on 28 Mayıs 2009 23:53 dedi ki...

>ozii
herkes kendi rahatini dusunsede galiba pek yakindan nasil biridir durumunu hic dusunmuyor sadece seviyor ve yettigini dusunuyor.

>oyku
aynen oyle ayni evde kacacak yer olmadan iki yabanci seklinde yasiyorlar.

>Yesim Ozdemir
iki tarafin ozeni sart hakikaten ama kisiyi de iyi tanimak gerekiyor...

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template