29 Nis 2010

NICU'ya çıkınca!




Geçen gün NICU’ya (Neonatal Intensive Care Unit - yeni doğan yoğun bakım unitesi) çıktım. Bizim hastanenin NICU'sü (nikü diye okunuyor) 80 hasta kapasiteli. ABD’nin en iyilerinden biri. Bebekler bir arada tutulmuyor. Hepsinin anneleri ile birlikte ayrı odaları var. Yeni yapıldığı için de teknoloji harikası bir yer. Star Trek filmlerindeki gibi…sanki öyle bir yerde dolaşıyorsunuz. Abartmadan anlatıyorum. Hakikaten öyle.
Işin teknoloji kısmı epey heyecanlı ve de insanın gözlerini hem kamaştıracak hem de yaşartacak cinsten.
Bir de insan
i bir boyut var!
Yoğun bakımda erken doğum sebebiyetiyle dünyaya gelmiş bir sürü bebeğimiz var. Daha hayatın en başında türlü zorluklara adım atmışlar. Erken doğum diyoruz ama öylesine tehlikeli  ve ürkütücü bir tablo var ki. Bunu yaşayan aileler ve doktorlar biliyor. 37 haftadan önce olan doğumlar, erken doğum olarak adlandırılıyor. Bu sayı azaldıkça tehlike de artıyor.
Normal gelişimini anne karnında tamamlayacakken, dünyaya erken gelen bir bebek artık geri kalan tüm gelişimi hastane ortamında tamamlıyor.
Mesela retinası tam oluşmadığı için henüz görme ile ilgili gelişimi ana karnının dışında tamamlanmak zorunda olan bebeği bir düşünün.
Kör olma ihtimali epey yüksek. Çok hassas bir bakıma ihtiyacı var.
Ya da solunum yolları ile ilgili yine bir sürü problem var. Bunların hepsi çok titiz bir çalışma gerektiriyor.
İnsan sevgisi gerektiriyor.
Özveri gerektiriyor.
O ortamda çalışan insanlar başka bir dünyanın insanları. Patronumun da dediği gibi “biz ard niyetli ve fena insanlar olamayız ki”.
Hakikaten de öyle. Hayatlarının daha en başında böylesine bir zorluğa girmiş bebelerin, hayata sımsıkı tutunmaları ve bir o kadar da bu tutunmada bizlere muhtaçlıkları insana hayatın kutsallığını daha bir düşündürtüyor.
Tüm bu kutsallığı, kırılganlığı ve hayatın mucizevi pırıltısını görürken insanın içini heyecan basıyor. İşin içinde olsanız da basıyor. Her gün işe koşarak gidiyorum.
Mesela birini annesinin kucağında, ve ikiz kardeşini de küvözde görürken…annesinin bebeğe ve size bakışlarını izlerken, daha bir heyecanla çalışmaya başlıyorsunuz. Bir gün o bebelerin dünyaya erkenden gelmelerini dolayısı ile riskli bir süreci önleyecek çözümün şifresini bulmaya daha bir başka gözle bakıyorsunuz. Benim işim genetik düzeyde, klinik değil. Fakat bunun kliniğe dolayısı ile hayata olan yansımasını düşününce o annenin bakışlarının ve küvözde hayata sımsıkı tutunmuş bebelerinin önemi daha da artıyor.
Tüm bunlar sanki bembeyaz ve pırıltılı bir bulut gibi.

Diğer yandan gazete haberlerine bakıyorum…her gün daha da kötü.
Hastalıklı ruhunun ve sapık kafasının ardından bakan gözlerle insanların kafasına kurşun sıkan bir adam. Diğer yandan ergenlik yaşındaki çocukların bir olup 2-3 yaşındaki bebeciklere tecavüz etmeleri. Sonra da büyüklerin "aramızda halledildi, konu kapanmıştır" demesi.
Bunlar çok kötü şeyler! Hayatın kutsallığını da yok eden ve fena halde negatiflikler yayan, en barışçıl insanı bile zıvanadan çıkaran haller.
Kötülük, kötülüğü çağırır. Daha da katlanarak ve kinlenerek devam eder. Toplum öylesine berbat bir çıkmaza girmiş ki!...
Artık hakikaten eski zamanları nostaljik duygularla  anarken “eskiden daha iyiydi her şey” diyoruz. Fakat sebebi sadece romantik bir nostalji değil. Gözlerinizle görüyorsunuz aradaki farkı.

Aileler çocuklarını nasıl yetiştiriyor ki bebeklere tecavüz edecek duruma gelmişler. Ya da adamın teki kokusundan dolayı etkilenip, insanların hayatlarını  nasıl söndürebiliyor.
Bunların daha masumları da var damacanaya tecavüz edenleri. Mağazada ki elbise mankeni ile sevişen versiyonları.
Bunların hayatlarında neler olup bitiyor da bu kadar insanlıktan çıkıyorlar?

Hiç bir şeyden ders almıyoruz, kendimizi daha sonraki benzeri olaylardan koruyabilmek için hemen çareler aramıyoruz.
İnsanlar korkunç bir tepkisizlik içinde.
Herkes beklemede! Kafamıza bir kurşun gelmesini bekliyoruz belki de. O zaman tepkimizi göstereceğiz. Ama çok geç olacak.




"NICU’ya çıkıyorum kafam çok bunalınca ve yorulunca. Orada huzur buluyorum. Hayat huzur veriyor." diyor patronum. “Hayat eğlenceli” de diyor.
Gülümsüyorum.
Gıpta ile bakıyorum adama.
Adanmışlığına ve insan sevgisine! 


2 Yorum:

Evren on 30 Nisan 2010 02:57 dedi ki...

hani bir şarkı vardır ya, dünyayı güzellik kurtaracak der, bir insanı sevmekle başlayacak herşey...
bir insanı sevmekle başlayacak ve adanmışlıkla ilerleyecek herşey...

Biraz on 30 Nisan 2010 17:00 dedi ki...

Ne yazik ki bunca heyecan verici guzellige ragmen, yine de karanlik taraf (star wars benzetmesi oldu) galip geliyor...cunku hem gucleri hem de sayilari cok fazla...:(

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template