9 Haz 2010

Ben çektim sen de çek!


Başlığı daha farklı atabilirdim. Ama en yaygın olanlarından birini alıp seçtim. 

Özellikle yüksek öğretimde ve ardından gelen daha da yüksek öğretimde (aman fazla yükselme, düşersen canın acır!) asistanların, hocaların kendi zamanlarında çektiği zorlukları benzer şekilde de öğrencilerine çektirmesinden söz etmek istiyorum. 
Bence bu geçmişte yaşanılan zorlukların şimdiki zamanda yansıması olarak öğrencilerinize, asistanlarınıza zorluklar çıkarmanız, gereksiz bencilliklerle hayatı çekilmez hale getirmeniz tamamen hastalıklı bir davranış. 
“Eeee, bizim zamanımızda böyle değildi...gece yarılarına kadar laboratuvarda kaldığım olurdu...sen de kalacaksın!” Ya da “Nöbetten çıkardım, sonra gelirdim ve  daha 5 saat de evde çalışırdım.” Böyle örnekler daha çok uzatılabilir. Bir sürü versiyonları var bunun.

Hoca olmak demek, aynı zamanda geçmişte yaşadığınız zorluklardan ders alıp bunların nasıl aşılacağını yeni kuşaklara da öğretmek demektir. 

Yoksa hiç bir işe yaramamış olacaktır onca tecrübe. Bazı hocaların çok katı olmasını ve olur olmadık her şeye sinirlenmesini önceleri anlayamıyordum. Çoğu zaman kendim de buluyordum suçu. Bir şeyi anlatmaya çalışıyorken, karşımdaki hocanın sabır süresi 4-5 dakikayı geçmiyordu. Ya da bir şeyi söylenirken duyup anlamamak büyük bir tepki çekiyordu. Oluşturulan gerginlikten dolayı ikinciye sorma şansım kalmıyordu bile. "Ne dediniz anlayamadım" sorusu, karşimdaki insanın kafasında şu şekilde algılanıyordu. Ben konuyu anlamadım, bilmiyorum. Halbuki konuyu bile anlamamış olsam da bunu söylemenin hiç bir sinir patlaması yaratacak tarafı olmamalıydı. 
O hoca kaç öğrenci ile ne kadar sorumluluk ile uğraşıyor biliyor muydum? Benim ya kulaklarımı temizletip iyi duymam gerekiyordu. Ya da dudak okuma konusunda da uzman olmalıydım. 


Zaman içinde şunu farkettim. Etrafında böylesine sinirlilik ve gerginlik kalkanları kuran insanlar gerçekte çok zayıf kişiliklermiş.
Çoğu zaman kendilerine olan güvenleri epey düşük olan bu kişilerin, alandaki ya da ilgili konu hakkındaki bilgisizlikleri onları bu şekilde agresif yapmaya itmiş. Sebebi de belli;

agresif olduğunuzda kimse size doğru dürüst soru soramadığından gerçekte ortaya çıkabilecek bilgisizliğiniz de bu koruma kalkanı (!) sayesinde saklı kalabiliyor. Hatta size sorulan sorulara da aynı soruyla karşılık verebiliyorsunuz. Bu da başka bir taktik. 

Geçmişte çekilen zorlukların bugünlere yansıtılması bana kalırsa bencilce bir davranış. Ben yandım, sen de yan... Ben de yoktu sende de olmasın.
Sürekli “ben ben ben” denerek çözüm yerine çözümsüzlük üretilmesi, mutsuzluğu da beraberinde getiriyor.

Çok çarpıcı bir şey saptanmış.
Laboratuvarın patronu olan profesörler, ya da şirketteki bir yönetici, kısacası “patron” konumunda olan insanların ruh hali ve davranışları yöneticilik yaptıkları o bölüme de yansıyor. Yöneticinin her şeyi saklaması, gizli kapaklı olması. Ya da altında çalışan insanları kullanarak birbirlerine ispiyon yaptırtması, onu güvenilmez kılarken, birlikte çalıştığı personelini de ister istemez bu ruh haline sokuyor. İnsanlar güvensiz ve mutsuz ve hatta hep gergin olmaya başlıyor.

Tabii ekmek parası ve “çoluk çoçuğum var abi” halleri nedeniyle de bu hasta ruhlu insanlara kimse sesini çıkarmıyor. 





7 Yorum:

guguk kuşu on 9 Haziran 2010 19:02 dedi ki...

ufff be biraz tam yaramın üstüne bastın. kendilerin zamanında çekmeyenler bile eziyet etmekten geri kalmıyor. vaktinde türkiyede hiç bir koşul yokken doçent, prof olmuşlar şimdi bizim dosyalarımızı didik didikliyorlar. adamın toplam 3 yayını var indekse girmeyen, benim dosyaya red veriyor, ne demeli bilmem bu hazımsızlıklara.
bizim fakültede dpçent ve proflara yeni mobilya veriliyor, yrd.doçentlere yok, doçent oluncaymış efendim. onların zamanında bu bizim beğenmediğimiz mobilyalar bile yokmuş. nefret ediyorum bu muhabbetten.croph

Biraz on 9 Haziran 2010 19:24 dedi ki...

Herkesin boylesine fena halde etiketlerle yasamasi ve bunu bir de ustunluk araci olarak kullanmasi cok mide bulandirici.
Ilk baslarda dusunmezdim ama cogu yonetici alttan yetisen elemanlari kendilerine rakip olarak gormekte. Bu ozellikle bizim ulkemizde bu sekilde gelisiyor.
Buralarda durum boyle degil, neyse ki!!!!!
Bu mobilya seyine baska bir ornekte; asistanlik bekleyen elemanlardan maddi durumu iyi olanina kadro genelde gec gelmekte...burada da yine bilgi ve donanim onemli olmuyor.
Sonraki safhalarda ise durum kimi nasil ve en cok tanidigina bakiyor. bazen 3 yayin bile yetiyor...cunku tanidiklarin o uc yayindan bile daha etkili.

Evren on 10 Haziran 2010 10:43 dedi ki...

daha dün akşam rakı soframızın başlıca konusuydu, nedir bu benim zamanımda yoktu bunu bulduğuna şükret edebiyatı diye... ve bizm vardığımız noktada benzerdi, benim hocam dikenler serdi yoluma ben o nedenle oldum, şimdi sen de olmak istiyorsan, dikenlerin üzerinden geçeceksin. pes diyor insan, pes be arakdaş, prof. olmuşsun, parton olmuşsun ama insan olamamışsın da diyor istese de istemese de :)

Biraz on 11 Haziran 2010 08:18 dedi ki...

Selam Evren,
Mesela benim tecrubelerim de hic de rahat ve kolay olanlarindan degildi. Simdi ise aksine beraber calistigim ogrencilerime ve dersine girdigim ogrencilere kesinlikle bu zorluklari yasatmiyorum. Aksine bu kadar beni mutsuz yapan tecrubeleri neden baskalarina yasatayim ki.
O yuzden yazida da belirttigim tarzda insanlarin kesinlikle saglikli insanlar olduklarina inanmiyorum. Hatta bu insanlarin inadina aksine davranarak bu tip de bir ekolu kendimce yikmak istiyorum, en azindan devam ettirmiyorum kotulugu ve negatifligi. Her ne kadar bana pek bir berbatlari yapilmis olsa da devam ettirmiyorum.

Adsız dedi ki...

Hocam ben bu durumun o kişilerin kendilerine olan güveni ile de alakalı olduğunu düşünüyorum.Kendisini ispatlama düşüncesi ile zor görünmeye çalışıyorlar.Öğrencileri hiç yoktan yere zorluyorlar. Basit bir nedenden dolayı öğrencileri hırpalayanlar.Adını duyurmak için birçok öğrenciyi sınıfta bırakanla bunların ta kendisi. Saygılarımla...( İbrahim Halil YETER)

ibrahimhalil_850 on 11 Haziran 2010 16:21 dedi ki...

Hocam ben bu durumun o kişilerin kendilerine olan güveni ile de alakalı olduğunu düşünüyorum.Kendisini ispatlama düşüncesi ile zor görünmeye çalışıyorlar.Öğrencileri hiç yoktan yere zorluyorlar. Basit bir nedenden dolayı öğrencileri hırpalayanlar.Adını duyurmak için birçok öğrenciyi sınıfta bırakanla bunların ta kendisi. Saygılarımla...( İbrahim Halil YETER)

Biraz on 11 Haziran 2010 22:32 dedi ki...

Selamlar Ibrahim:)
bu adamlarin kendilerini bu sekilde ispatlamalari ya da adlarini duyurmalari sadece o cevre ile limitli kaliyor, yoksa bir bilim adaminin adini duyurmasi yaptigi calismalari ile olmali ve insancil davranislari ile de daha da percinlenmeli...yoksa zorluklar cikaranlar insanlar aslinda kolay yolu secmisler hem de en sevimsizini.
Ve dedigine de katiliyorum bunun onlarin kendilerine olan guveni ile alakasi var.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template