13 Eyl 2010

Okumak aynı zamanda sorgulayabilmektir.



Okumayı biz neden sevemedik diye hep düşünürüm.
Ama bunun cevabını bulmakta hiç zorlanmam. 


Kendi adıma bir parantez açmalıyım tam burada, okumak konusunda demek istiyorum.


Okumayı hep sevdim hem de her türlüsünü. Çizgi romanından tutun da kalın en renksiz görünenlerine kadar. En renksiz görünenlerin aslında en renkli olduklarını da okuyarak öğrendim. Bu nasıl oldu derseniz tek sebebi ailemdir. Annem ve babamdır. Onların okumayı sevdirmesidir. Daha küçücükken okumayı filan bilmiyorken demek istiyorum. Annemin çocuk kitaplarını okuması, bıkmadan usanmadan okumasıdır sebebi. Çizgi romanlar tuhaf bir şekilde aileler tarafından hor görülürken mesela ben bu konuda hiç kısıtlanmamışımdır. Hatta hayal gücümün de gelişmesine büyük katkısı olmuştur. Tenten’i daha o zamanlardan tanımış ve çok sevmişimdir. Sonraki yıllarda tıpkı öyle çizmeyi istemiş ve denemişimdir. Kısacası okumayı da, çizmeyi de ve hatta sonraki yıllarda yazmayı da ailemin sayesinde sevmişimdir.”

Okumayı sevmeyen toplumun okumayı seven bir ferdi olarak neden okumayı sevmediğimize hiç şaşırmıyorum.
Hatta çok iyi anlayabiliyorum bile.
Ne yazık ki görev bilinci ile okumuşuzdur.
Sevgisizlik ile zoraki okumuşuzdur.
Kafamızda cetveller kırıla kırıla öğrenmişizdir okumayı da, yazmayı da.
Ders kitaplarımız öylesine sıkıcı ve akıcılıktan yoksun yazılmıştır ki içimizde hiç bir heyecan uyandıramamıştır.

Sonra büyüdüğümüzde, koca adamlar (!) olduğumuzda demek istiyorum.
Olayları ve yaşatılmak istenilenleri ya da önümüze koyulanları araştırarak ve okuyarak işin iç yüzünü anlamak yerine, bizlere ne anlatılıyorsa onları dinlemeyi tercih etmişizdir.
Hep inanmışızdır söylenenlere. 


Hatta okumayı sevmediğimizden olacak yazılanlar uzadımı, sıralanan maddeler çoğaldımı hemen yorulmuş ve kendimizi bırakmışızdır kollarına o anlatıcıların. 


Sonrasında başımıza gelenlere çokça isyan ederek ama hiç bir şekilde ders almayarak hem de.
Bir de hani çabuk unutan bir toplum olduğumuzdan bahsedilir ya. 

Bence aksine hiç bir şeyi unutmayan ama aynı şekilde de umursamayan insanlarız. 


Umursuyor olsaydık yaşanılanlar bize ders verirdi her konuda.
Mesela her yıl trafik kazaları artmaz, aynı caddede aynı şekilde kazalar olmaz canlar gitmezdi.
Okumayı seven insanlar olsaydık eğer kolay kolay kandırılmaz, her söylenene hemen inanmaz ve sorgulardık. Hayatı da sorgulardık, bizi kandırmaya çalışanları da.


Tıpkı bir doktor arkadaşımın dediği gibi;
“Hayatın seni yönetmesine izin verme, sen yönet hayatını ve neden diye soracak olursan, hayatın seni yönetmesine izin verdikçe tıpkı rüzgarlarda savrulan yaprak gibi bir oraya bir buraya gidip gelirsin...”

“Bunun okumayı sevmekle ne ilgisi var?” diye soracak olursanız.
Okumak aynı zamanda sorgulayabilmektir.
Daha derinlerde yatanı görebilmektir.
Kısacası zihinsel derinlik ve zenginliktir.

Bu da hayatın iplerini elinizde tutmanızdır.

Başkalarının iplerinin ucunda olmadan ayakta durabilmenizdir.
Tüm bunları ardı ardına düşününce de her anlamda işimiz zor!
Zaten hep zor olmuş ki. 

10 Yorum:

Evren on 13 Eylül 2010 07:52 dedi ki...

iyi bir eğitim; okumayı ve yazmayı öğretir insana, okuyan ve yazan; düşünen ve sorgulayandır. bir satranç oyuncusu gibi 2-3 adım sonrasını görendir. belki de tam da bu yüzden eğitimsizleştirmek, bir yöntemdir: eğitimsiz olan okuyamaz ve yazamaz, yani düşünemez ve sorgulayamaz. dinler... inanır... teslim olur.

bir espri olarak dilimize pelesenk olsa da: eğitim şarttır ve ileri toplumlar için sarf edilmiş mutlak yoldur.

okuyan, soran, sorgulayan, anlayan, öğrenen, öğrendiğini gösteren bir topluma dönüşmek bu kadar mı uzak?

sevgiler...

guguk kuşu on 13 Eylül 2010 10:11 dedi ki...

okumayı hep çok sevdim, hatta sevdiğim tek şey oldu okumak. bizim zamanımızda en azından benim zamanımda öyle kitap satın alınıp okunmazdı...kütüphanelerden alırdım kitapları.
en çok küçük kadınlar, tom sawyer, arı maya, hacivat ile karagözü okurdum. tekrar tekrar okumuştum bu kitapları.
kitap benim için ne anlama geliyor:
başka dünyalara ve bakış açılarına açılan kapılar gibiler. okurken: haaaaa böyle de düşünülebilirmiş, böyle de yaklaşılabilirmiş diyorum hep. bir de bilip de tam tanımlayamadığım cümleleri bazen okuduğum kitaplarda hazırca buluvermek çok hoş oluyor doğrusu.
uzaklardaki ramazan bayramın da kutlu olsun bu arada:D

pınarpare on 13 Eylül 2010 17:28 dedi ki...

okuyorum,yazıyorum,sorgulayabiliyorum hatta başkasının düşüncesini ezberlemek zorunda da değilim düşünebiliyorum da çünkü...ay sevdim şimdi kendimi tabi ki narsistlik derecesinde değil biraz megolomanlık olabilir mi acaba?itiraf:evet olabilir...
bu okumayanlara sadece üzülmüyorum çünkü eskisi gibi;kızıyorumda...bu okuduklarımızı önümüze getiren ya da gözümüze sokan periler yok elbette.bu bir seçim.evet elbette ki ailemizle gurur duymak için ve eğitim sistemini yerden yere vurmak için ciddi bir sebep...ama ailenin isteklerine,yaşam koşullarına ve tercihlerine rahatlıkla sırtını dönebilen ve onları küçümseyip beğenmeyenlerinde,eğitim sisteminde binbir türlü açık bulup çözüm üzerinde de konuşalım deyince yan çizenlerinde kendi çabalarını ve enerjilerini okumayada aktarabilecekken okuyormuş gibi yaparak daha çok efor sarfedip gerildiklerini:)) görüyor gülüyor,gülüyor ve kızıyorum.e haksızmıyım bunları görünce kendimi daha bir seviyorum:))

BackyardFlyer on 13 Eylül 2010 18:34 dedi ki...

Ilk okudugum ciddi roman Jules Verne'in "Denizler Altinda 20000 Fersah"idir. Teyzemin yasgunu hediyesi idi...O gunden bugune bilim-kurgu hayatimin onemli bir parcasi olmustur...Dusunuyorumda eger Jules Verne yerine teyzem hediye olarak baska bir kitap verseydi, bilim-kurguyu bu kadar sever miydim?

Biraz on 14 Eylül 2010 06:59 dedi ki...

>Evren
sorgulamak iyidir soru sordukca onunu daha da gormeye baslarsin hatta sisler de az da olsa dagilir...ama anlayan ve ogrenen topluma donusmek zaman alici ve hakkaten de zor...bati toplumu da zorlukla ve zaman icinde donusmus.

Biraz on 14 Eylül 2010 07:01 dedi ki...

>guguk kusu
cok tesekkurler, hakkaten ramazan gecti ama biz burada calistik yine de...(dogal olarak)

bir dr kitabin rafta bekleyisi vardir ya hic ilismez dokunmaz sen ancak istersen acip bakarsin ve istedigin zaman...simdiki zaman oyuncaklari tv, internet gibi biz istemesek de esir almaz...zaten alsa da esir kitaplar olsunesir alan:)

Biraz on 14 Eylül 2010 07:03 dedi ki...

>pinarpare
zaten en acisi bence baskasinin dusuncesini ezberlemek...bu da galiba insanin kendini de kaybetmesine yol aciyor...tipki GPS ile adresleri bulmaya benziyor bir zaman sonra kendi basimiza hic bir sokaga giremez oluyoruz:)

Biraz on 14 Eylül 2010 07:06 dedi ki...

>BackyardFlyer
Kucuklukte yasanilan pek cok sey sonrasinda hakikaten cok etkili oluyor,baska bir kitap olsaydi belki de bilim kurgu merakin bu kadar olmazdi...bence de!

Tuba Anıl on 14 Eylül 2010 13:31 dedi ki...

özgürlüğü önce ailemden öğrendim çocuklar aileden ne görürse onu yapar.nedeni niçini ailemden öğrendim.dolayısıyla hep sorguladım.annem ve babam "mutlaka kitap okumalısı" demedi kendileri hep okudu bende onlardan gördüm.elime ne geçese okurum.şimdilerde bende aynısını oğlumda uyguluyorum.henüz 4 yaşında bir sürü kitabı var.ben elime alınca kitabımı oda gidip hemen rafından kitaplarını alıp başlıyor bana anlatmaya...

geçenlerde sosyolog bir müşterimiz şu atasözünü açıkladı bize daha doğrusu ne anlama geldiğini"insan 7'sinde neyse 70'şinde de o dur" Bir çocuğa verilen eğitim aklınıza ne geliyorsa hepsi ancak 7 yaşına kadar verebilirmişiz ondan sonrası da elbet önemli ama 7 yaş dönüm noktası olduğundan tüm benliğini 7 yaşına kadar tamamladığından 70 yaşına kadar aynı verilerle hayatını idame ettiriyormuş.

bu kadar önemli işte Aile eğitimi aile terbiyesi ve görgüsü.Birazcığım olaylara bu yönden bakacak olursak bir dönem cumhuriyet sonrası uzunca bir dönem insanlar özentiylede olsa(batı toplumuna) bir şekilde okuyan sorgulayan insanlar yetişti.fakat daha sonra okuma oranında düşüş yaşandı şimdilerde ise yok denecek kadar az çünkü insanlar hayat gaylesini bahane ederek okumayı redediyorlar.çünkü ne gerek var şimdi okuyacak sorgulayacak sonrasında yanlış gidenleri farkedecek belki itiraz etmek isteyecek nereye gideceğini bilemeyecek ooooo onun için bu okadar zahmetli ki onun için ne diyor"amannn böyle gelmiş böyle gidiyor" hepsi yedi içti birazda bunlar yesin yada vs vs anladınız siz ne demek istediğimi...

hatta bana bazen diyorlar ki sorguluyorsunda ne oluyor!maalesef haklılar ama ben sorguluyorum da ne oluyor?! kandırılmıyorum belki, belki ülkem ve çocuklarımız için kah yzoyorum bir yerlerde kah protesto ediyorum.ama sonuç aynı.

cahiller kandırılmaya mahkum,biz sorgulayanlarda onların kurduğu bu hile düzeninde itirazlarla yaşamaya mahkumuz...

Biraz on 16 Eylül 2010 04:11 dedi ki...

>Tuba Anil

Cok haklisin 7den 70e gorusunde.
Bir de insanlar degisir degismez filan diye tartismalar oluyor, kimileri degistim ben diyor kimileri de yok aslinda degismedin derken aslinda unutulan bir sey var, bazi insanlarin degisim icinde olma gayretleri yoktur ki...kimnileri hakikaten de degismez.

bir de diger sey de hayat kosturmacasi bahanesi...aslinda istenirse o kadar cok okunacak zaman var ki sadece o bosluklari gorebilmek...bir de tabii ki sevebilmek...sevmeden yapilan isten hayir gelmedigi gibi...sevmeyince okumak da zor ona zaman bulmak da.
galiba bir aksilik olmus birden fazla yayinlanmis yorumun ama simdi duzeldi silince...tesekkurler:)

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template