2 Eki 2008

Ütopik bir blog yazısı


Sessizlik yorganımı üzerime çekmiştim ya hani...ve burnum da buz gibi olmuştu ya.
İşte o zamana denk gelir kelimelerimi özenle kutulara yerleştirip de en üst rafa kaldırmam.
Unutmak istemediğimden olacak kutuların üzerine de “Önemlidir” yazdım. Yazarken kullandığım harfleri ise çantamın fermuarlı cebinden çıkarmıştım. Her zaman yedekte, başka başka yerlerde kelimeleri saklamak iyidir.

Sonra blog denen bir şey çıktı.
Öncesinde başkaları tarafından okunmaması için özenle defterlerde, bilgisayarlardaki dosyalarda sakladığımız kelimelerimizi ve onlar ile meydana getirdiğimiz cümlelerimizi tüm dünyaya ilan etmeye başladık.

Kalbimizin ve aklımızın kapılarını açıyorduk.
Hayatı paylaşıyorduk.
Galiba okunmalarını da, bilinmelerini de pek istiyorduk.
Peki öncesinde onca zaman neden saklı tutmuştuk ki?

İnsanların hani önceleri nasıl telefonsuz yaşadığına şaşırmamız gibi geçmişteki internetsizliğe de öyle şaşırıyorduk.
İnternetin uçsuz bucaksız olması ve hep büyümesi ise tuhaf bir cesaret veriyordu bize.

Kalabalıklara karışıp kaybolan insanlar gibiydik sanki.
İzimizin bunca karmaşa içinde takip edilemeyeceğini düşünürken...kaybolmalarımız gölgemiz gibiydi halbuki.

Dolayısı ile kalabalıklara karışıp kaybolabileceğimizi düşünmekten olmalı kalbimizin kapılarını daha rahat açıyorduk. Bilmediğimiz ve hiç bir zaman bilemeyeceğimiz insanlar okuyordu yazılarımızı.
Korunaklı bir sığınaktı sanki bu yoğun kalabalıklar içinde olma durumu.

Kelimelerimizi birbiri ardına dizip de ortaya çıkardığımız cümlelerimizi düşündüm. Yaptığım işten olsa gerek aklım DNA’ya gitti yine.
DNA molekülü de birbiri ardına sıralanmış moleküllerden oluşuyordu ya hani.
Moleküllerin farklı kombinasyonlarda dizilmesi farklı farklı anlamları oluşturuyordu ya onun gibi bir durumdu aslında cümlelerimizi kurmak için kullandığımız kelimelerin varlığı.
Bambaşka bir evrenden bahsediyor olsam da bu dizilimlerin farklılığı ile hayatın anlamı daha bir belirginleşiyor. Kullandığımız kelimelerin ince kıvrımlarıyla ortaya çıkardığımız yazılar da bizim o evrene olan paralel yansımalarımız sanki.

Bu bakımdan iyi ki blog ve internet bizim zamanlarımıza yetişmiş diye düşünüyorum. Yetişmeseydi...yazılarımız yine kendimize kalacaktı paylaşamadan, kalbimizin ve aklımızın kapılarını açamadan.



(Bu blog ilk olarak MB'de 13.09.2008 tarihinde yayınlanmıştır.)
resim: google images

4 Yorum:

beenmaya on 3 Ekim 2008 13:34 dedi ki...

her insanın dna'sı nasıl farklılık gösteriyorsa konu, anlatılan aynı bile olsa her insanın kelimesi ve bu kelimeyi kullanış şekli de o derece farklı öyle değil mi...ne güzel bir bağ kurmuşsun böyle :))

Karōshi on 4 Ekim 2008 02:48 dedi ki...

Ben de Beenmaya gibi bu bağın kurulmasını çok sevdim:)

Biraz on 6 Ekim 2008 16:03 dedi ki...

:) bilmemki bu DNA isleri ile ugrasinca biraz da o pencereden mi bakmaya basladim durumlara nedir?:)
Begeni ve desteklerinize ayrica tesekkur ederim.

7.oda on 6 Aralık 2008 23:12 dedi ki...

ve onca kalabalığın içinde ne kadar kaybolsak da bir gün birileri bizi gerçekten okur :)

uzaklığın ve yakınlığın eşit olduğu bir dünya burası..
herkes birbirinden çok uzakta da olsa, herkes birbirinin evinde .. defterlerini kurcalayıp okuyor..
ve en güzeli de.. hissediyor cümlelerin içinde özenle birleşmiş anlamları..

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template