1 Eki 2008

Kafeinli bir aşk


“Bir yaz akşamı...deniz kenarını düşündüm ve seninle şimdi odamda çalan şarkının eşliğinde dansetmeye başladığımızı hayal ettim. Belki biraz rüzgar da esiyordu...hatta belki saçlarımız uçuşuyordu ama çok değil, biraz!


Umarım bu hayali seninle yaşayabilirim...ve umarım bu hayali sana söylüyor olmak, seni benden uzaklaştırmaz. Çünkü biliyorum şu an sadece ben de bir hayalim....Sevgilerimle.”



Bu kadardı mektup...daha fazla yazmamıştı kız. Çoçuk bu kısa mektubu masanın üzerine bıraktı.


Gözlerinin önüne iki sene önce yaşadıklarının görüntüsü düşüvermişti.


İki seminer arasında kahve kuyruğunda ilk kez görmüştü onu. Bir kere bakmış...ve o bir kerelik bakış kalbinin orada kalmasına sebep olmuştu. Kalbi hep o kahve kuyruğunda kalacaktı. Kafein’in etkisi gibiydi o kızın hayali...o ana her geri dönüşünde...kalbi hızla çarpıyordu.


Sonra geçen seneyi hatırladı...sanki bir film karesi gibiydi yaşadığı. Kalbinin, kahve sırasında kaldığı kızla o seminer aralarından birinde ne yapıp edip tanışmıştı ya...işte şimdi o kız, çocuğun yaşadığı kasabaya bir toplantı nedeniyle gelmiş ve onu aramış...görüşmek istemişti.


Hemen “tamam” dedi çocuk...
Anında “tamam” dedi...
Jet hızıyla ... “tamam” dedi...


Biz erkekler böyleyiz işte her zaman hazırız her şeye...konu kadınlar olunca.


Görüştüler tabii. Fena halde kar yağıyordu...Artık kız şehrine dönmeliydi...yolu da uzundu.
Kar arttıkça arttı...sanki kar bir şeylere mi sebep olmak istiyordu...yoksa sadece herşey kurgu muydu?


“Bu havada yola çıkmak ne kadar doğru olur? Bu akşam burada kal...ben de kal”deyiverdi çocuk. Sonra da çok şaşırdı...nasıl demişti ki?


Bazen şaşkınlık anlarımız, en cesaretli olduğumuz zamanlar mıdır acaba?


Kız tereddütlü ama razı bir tavırla “sanırım haklısın...ama emin misin?” diye sorduğunda...Çocuğun içindeki neşe adamcıkları çoktan sevinç gözyaşları içinde halay çekmeye başlamıştı.
Fakat dışarıya hiç belli etmeden, renk vermeden “Eeee....hııımmmmm...tabiii tabii” deyivermişti.


İçindeki neşe adamcıkları...halay çekmeye devam ediyorlardı.


Evet evet, acaip sevinmişti.


Acaip tırsmıştı.


Acaip mutlu olmuş.


Acaip ürkmüştü.


Eve geldiler, eşyaları taşıdılar. Bir gece kalacağı eve iki çanta, iki elbise torbası, ve bir küçük valiz getirmişti...


Çocuk içinden yuh dedi. Neşe adamcıkları “çok ayıp amaaaa....” dediler, bir yandan halay çekmeye devam ederlerken.


Merdivenden çıkarlarken hayalci iş başındaydı yani bendeniz!
Buradan sonra olayı ben anlatayım artık...evet ben hayalciyim.



Merhabalar tanıştığımıza memnun oldum...
Hikayenin geri kalanını da benden dinleyin. Sürekli bu blogun yazarı “Biraz” ın sesinden dinlemeye ara verin.


Evet nerde kalmıştık?


Çocuk merdivenlerden yukarı çantaları taşıyor ya...işte bu sırada işin içine ben giriverdim hemen.


Efendim neymiş meğerse bunlar sevgililermiş te...kız artık çocuğun evine taşınıyormuş.


Evet aynen böyle...bizim bu eleman ismini vermek istemediğim Canser...ve hayali kız arkadaşı Şermin...İsimleri kaçırdım işte ağzımdan...yine! Hep böyle oluyor. Neyse artık...


Güya birlikte yaşamaya başlıyorlarmış.Halbuki yok böyle bir şey...kızcağız kar yağdığı için bir geceliğine kalmaya geldi o kadar. Canser böyle salak bir hayali kafasında kurdukça içi ısınıyor tabii. Halbuki Şermin bilse bunları... “Aaaaa deli mi ne?...Kar mar demiyorum...hemen yola çıkıyorum” deyiverirdi.


Yok hiç biri olmadı bunların. Eve gelince Şermin...çok şaşırdı...ne de güzel bir evdi bu...hemen pencereye koştu. Sıcacık evin içinden yumuşacık yağan karı seyretmeye başladı.


Canser ve ben hayalciniz bambaşka dünyalardaydık...“Artık mutluluk içinde yaşayacağımız evimize geldik sevgilim” deyiverdi Canser. Şermin de en derin bakışları ile bakıp gülümsedi.
Canser hadi bakalım eşyalarını yerleştir...rahatına bak dedi.


Şermin “bir gece kalacağım yahu...neyi nereye yerleştireceğim ki?”...diye sordu.
Canser’in içindeki neşe adamcıkları “Aaaaaaaaaaaa!” diye halayı yarım bıraktılar, şaşırıp kaldılar. “Bir gece miiiii?”


Canser hemen hayal dünyasından yani kısaca benden sıyrılıp.


“Şermin! karın yağışını seyretmeni böleceğim ama gel bir evi gezdireyim sana” diye seslenince. Şermin hemencecik yanında bitivermişti...
Sonrasında akşam yemeği için market alışverişine çıktılar. Eve döndüklerinde...aldıkları şarabı içerken yemeği yapmaya başlamışlardı.


Ben hayalciniz yine iş başındaydım. Meğerse yıldönümlerini kutluyorlarmış ta o yüzden böyle mumlar, loş ortam filan hazırlanmış.
Hayalciyim ya...benim sonum yok...masalları, olmadık şeyleri Canser’in kafasına sokabilirim ama yeter yahu...aklını kaçıracak çocuk benim hayallerim yüzünden..yoksa onun hayalleri mi demeliydim?


....


Evet, bunlar bir yıl öncesinin anılarıydı.


Canser tekrar eline o kısa ve öz mektubu aldı...okumaya başladı yeniden. Bir hastasının hayalindeki erkeğe yazdığı bir mektuptu. Kızcağız aklını kaçırmış filan değildi. Kanser hastasıydı...umutları gittikçe tükenen ve evvelsi günde sonsuza dek biten bir kızın.

Hiç yaşayamadığı aşkına yazdığı bir mektuptu bu...Canser keşke şu gen terapisi bu kadar ilkel bir aşamada olmasaydı diye düşündü...halbuki bu şekilde olan hastalar bir aşama sonraki uygulamalarda yaşayabilecekler diye içinden geçirdi tüm hüznüyle.

Sonra mektubu masasının çekmecesine bırakıp. Laboratuvarından sessizce çıkıp, evinin yolunu tuttu. Hayat yine devam ediyordu. Şermin evde bekliyordu...belki de beklemiyordu...belki o da yoldaydı...ve belki aynı anda kapıdan içeri gireceklerdi.


Haa söylemeyi unuttum.


O bir sene önce ki kar yağışının neden olduğu romantik yemek ve Canser’i daha da tanıması, Şermin’i aşık edecek...ve evlenmelerine neden olacaktı. Canser’in içinde neşe adamcıkları aşkından dolayı hala halay çekmeye devam etse de...diğer bir köşedeki bilim adamcıkları da harıl harıl çalışmakta ve o mektubun sahibi gibi binlercesine nasıl yardım edebilirizin bulmacasını çözmeye uğraşmaktaydılar. Kimbilir belki de bilim adamcıklarının da halay çekme zamanı çok yaklaşmıştır.



(Bu öyküm ilk olarak MB'de 18.11.2007 tarihinde yayınlanmıştır.)

2 Yorum:

7.oda on 28 Kasım 2008 11:42 dedi ki...

sanırım en güzel halayı içindeki bilim adamcıkları çekecek :))

Biraz on 28 Kasım 2008 17:50 dedi ki...

evet halayi ceksinler artik yeter di mi?:)

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template