28 Kas 2008

Küçük şeyler





Eskiden ama çok eskiden yani biz çocukken...her şeyden mutlu olmasını bilirdik.
Hayal gücümüz kocaman, hayatımız ise küçücüktü.
Saf, temiz ve de galiba masumduk.

Küçük şeylerle mutlu olmasını bilirdik ya meğerse ne harika bir şeymiş bu durum.
Doyumsuz ve henüz bu kadar kirli bir dünya da olmadığı için şanslıydık.
Ya da dünya yine aynı dünyaydı da biz bilmiyorduk daha.

Mutlu çocukluk yaşayan insanlar ilerideki yaşamlarında da çevrelerine mutluluk saçıyorlar. Sevimsiz ve asabi insanlara dönüşmüyorlar.
Hayatın kirliliğine ve acımasızlığına karşı tuhaf bir bağışıklık kazanıyorlar ve iyiki de kazanıyorlar.
Belki de bu sayede dünyamız hala ayakta kalabiliyor.

Neyse yani...küçükken herşey daha masumdu ve kolaydı, mutluklarımız bile.
Aşağıda anlatacağım olayda böyle basit bir şey işte.

Geçen yılki kar fırtınalarından biri ardında bir yığın kar bıraktı.
Caddeler ve ara sokaklar itina ile trafiğe açık tutulacak şekilde temizlense de yol kenarlarında arabaların park edildiği yerler ne yazık ki temizlenmedi.
Ürkütücü kar dağcıkları oluşmaya başladı.
Karın yağması güzel bir manzara oluşturmuş olsa da sonrasında geriye bıraktığı zorluk ve o dağcıklar işi tatsızlaştırdı.

Kar fırtınası sonrasındaki iki gün boyunca her iş çıkışı, evimin önünde park etmiş olduğum arabamı karların arasında sıkışmaktan kurtarmak için küçük küçük temizlemeye başlamıştım. Fakat üç gün sonra ise yeniden gelen başka bir kar fırtınası herşeye tuz biber ekti. Arabamın önü ve arkası iki dağcık ile sarılmış, kapının yarı hizasına kadar da kar yükselmişti.

Hakikaten oradan çıkarmak zor görünüyordu.

O geçen bir hafta boyunca çok stratejik çalışmış, karlar buz kütlesine dönmeden azar azar etrafında temizlikler yapmıştım.
Perşembe gecesi yine böyle temizlerken.

Bir adam yanıma yaklaştı “Beyefendi, afedersiniz bir şey sorucam...çok merak ettim de, bu arabayı buradan nasıl çıkarmayı düşünüyorsunuz” dedi.
Evet, aynen böyle kibar bir şekilde sormuştu adam.
Moral bozucu bir soruydu aslında.

Ben direk cevap vermek yerine “Azar azar temizliyorum, bakın tam etrafını temizlemişken bugün de kar fırtınası çıktı yine başa döndüm..ama temizliyorum işte” deyivermiştim.

Eee...nasıl çıkarmayı düşünüyordum?...Bunun cevabını vermediğimi sonra farkettim.

Sanırım durumun korkunçluğu beni direk cevap vermekten alıkoymuştu.
Olsun ama biliyordum çıkacaktı bu araba buradan.

Sonra cumartesi günü toplam 5 dakika bir zaman harcadım etraftaki karları şöyle yer açacak şekilde temizledim.
Bir ileri iki geri derken o kar dağcıklarının arasından hooooop çıkmıştım işte , hani biri seyretse bravo bile diyebilirdi...Fakat ben kendi kendime  BRAVOO dedim ki zaten!
(sonra tırstım ama...acaba arabanın orasını burasını çizdim mi çıkarken acaba diye düşündüm. Neyse...yok yok çizmemişim.)

Sonrasında bu küçük olay beni öyle mutlu etmişti ki sormayın.
Arabayı yüzümde salak bir tebessümle kullandım sonraki bir buçuk saat boyunca.

Karşıdan yola aniden atlayan yayalara yol verdim,
yan yolda kıvranıp bir an önce ana yola geçmek isteyen şoförlere buyrun geçin dedim,
angut gibi bütün yolu kaplayarak gelen kamyonetlere de yine gülümseyerek madem hızlanmışsın gel geç bakalım selektörü yaptım.

Kısacası tüm gün yüzüme kocaman bir gülümseme hakimdi.
Bu küçücük olay beni fena halde mutlu etmişti.

Aslında küçük şeylerden mutlu olabilmeyi hayatın koşturmacasında unutuyoruz. Çocuk masumiyetindeki saf heyecanlarımızı ve mutluluklarımızı yaşadığımız küçük olaylara yansıtamıyoruz.

Sonrasında evime geldiğimde elbette aynı yere park etmedim.
Daha güzel, daha temiz bir yere yanaştım...
O kadar da saf ve masum değildik tabii ki.
Büyümüştük...ve büyüdükçe masumiyetimiz de tıpkı hayallerimiz gibi küçülmüştü.

Resim: Sevgili karikatürist Necdet Yılmaz'ın izniyle karikatürünü bu yazının resmi olarak kullandım. 

8 Yorum:

Buzcevheri on 28 Kasım 2008 18:10 dedi ki...

Karikatürü yazına cuk oturtmuşsun vallahi.

rebelon on 28 Kasım 2008 21:57 dedi ki...

bir çocuğun büyümesi kadar kötü birşey olamaz:)

beenmaya on 28 Kasım 2008 22:27 dedi ki...

eskiden gerçektik, gerçekti herşey...şimdi kendimize bile bu kadar yabancıyken, böylesi sahtelik ve yalanlarla donatılmışken kim gerçek kim değil bilemiyoruz...ve kaptırmışız kendimizi bir çarka hızla gidip duruyoruz işte sadece kendimizi kurtarmaya çalışarak...

Biraz on 29 Kasım 2008 03:16 dedi ki...

>Buzcevheri
Sevgili Necdet Yilmaz'in da izniyle evet cok iyi oldu hakikaten.

>rebelon
hem evet hem hayir:)

>beenmaya
hakikaten de oyle kendimizi kurtarmak en onemli nokta...her yerde her zaman...

Mehtap Pasin Gualano on 29 Kasım 2008 03:53 dedi ki...

Kucuk seylerden mutlu olmayi unuttutugumuz gibi, nelerden mutlu olmamiz gerektigi yerlestiriliyor beyinlerimize.. Hangi arabayi kullanirsak, hangi supermarketten alisveris yaparsak, nasil bir tatil secersek, nasil vatandaslar olursak mutlu olacagimizin mesajlari oylesine guclu ki, kucuk seyler kucuk kaliyorlar mutlu olmak icin.. Taa ki, onlari kaybettigimizi anlayana kadar..

Biraz on 29 Kasım 2008 08:28 dedi ki...

onlari kaybettigimizin bile farkina varamayabiliyoruz da...oylesine onca sey ile dolduruluyor ki kafamiz neyi kaybettigimizin farkina da varmiyoruz bir suru seyin arasinda.

Brajeshwari on 30 Kasım 2008 00:15 dedi ki...

büyüdükce kırık mutluluklar yasıyor insan..ne cok, ne fazla..o yuzden o cocuk ruhu hic kaybetmemeli...

7.oda on 1 Haziran 2009 16:28 dedi ki...

ben de hala küçücük şeylerden çok mutlu olabiliyorum.. aynı çocukluğumdaki gibi..
ama böyle olmanın bir de dezavantajı var alper..
küçücük şeylerden mutlu olabilen insanlar genellikle küçücük şeylerden mutsuz da olabiliyorlar..
yani pek çok insanın farkında olmayacağı bir detay yüzünden bizim moraller anında sıfırlanabiliyor da..

ama olsun..
böylesi güzel..
değil mi :)

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template