27 Kas 2008

Beni al...


Beni alsana...yok onları değil beni....beni.

Blog neden yazarız? Eskiden blog mu varmış ki?

Blog yokmuş ama günlük varmış.
Herkes olmasa da pek çok kişi hayatının belli bir yerinde “günlükümsü“ şeyler tutmuştur. Kimi zaman şiirler...kimi zaman “hayalli hikayeler” ile dolmuştur beyaz sayfaları günlük adını verdiğimiz defterin. Ya da düpedüz günlük gibi günlük tutmuşuzdur.

Günlüklerimiz tıpkı kaptanın seyir defteri gibi hayatımızın seyir defteri olmuştur.
Mesela;

“neyseki bugün Almancadan sözlüye kalkmadım...hiç çalışmamıştım. Allah’ım bak söz haftaya çalışıcam!!!”
“tenefüste o kız ile yine göz göze geldik...ders zili çalmasa konuşacaktım...kesin ilgisi var bana!!!”
“haftaya teyzemler geliyor...çabuk geçsin hafta, kuzenleri özledim”
“bugün Pazar...banyo yaptım!!!”


Daha bunlar gibi örnekler çoğaltılabilir.
Bu geçmiş zaman bloglarının ay pardon günlüklerinin en büyük özelliği sır gibi saklanmaları...kimsenin okumamasına özen gösterilmesiydi. Sanki merkez bankasının şifreleri yazıyor...Ama doğru bir bakıma, iç dünyamızın şifreleri yazıyordu galiba.

Sadece siz ve o.
Sevgili günlüğüm ve ben.
Kimse olmasın başka...olmamalı da zaten.

Ama geçen zamanda ne olduysa oldu ve iç dünyamızın şifrelerini, bırakın sır gibi saklamayı adeta etrafa dağıtır olduk...Oku bak bunu da bil...hatta şunu da ve bunu da!
Hem de bunları hiç bilmediğimiz insanlar okumaya başladı...belki de bu nedenle rahatça haykırır olduk kendimizi.

Sonra daha da heyecanlandık. Beni oku...beni oku...hatta yorum da yap...bir de önersen...daha ne isterim? Daha da oku işte...oku bak çok ilginç şeyler yazarım ben. Ben var ya ben...

Saklımız, gizlimiz yok oluyor her satırda...eritiyoruz içimizi her kelimemizde.
Blog yazarken bazılarımız rumuzlarını kullanıyor özenle ve ısrarla. 

Bazı blogcular resmini de, ismini de koyuyor...rahatça.
Yok bir şey demiyorum...ne rumuzculara ne de harbiden ismini koyanlara...

Önemli olan dürüstçe paylaşabilmek, yaşanılanları ve bilinmeyenleri ve hatta çok bilinenleri anlatmak...anlamaya çalışmak.

Yazmak da böyle galiba...okunmak istemiyorsanız yine saklı tutmalıydınız...Bilmemeliydi kimse anlattıklarınızı.

Yorumların gelmesi mi yoksa gelmemesi mi daha iyi?...Çok okunup, çok yorum almak ise pek bir güzel.

Blog soğutan durum ise imla hataları ile dolu olan yazılar...ve özensiz yazılmış olanları.
Tıpkı yamuk yumuk konuşmak gibi bir şey... “tamam abi...bi sus ya...bi sus” dedirten cinsten olanları.

Kısacası “beni al” der gibi yazmasak da...yazdıklarımızın “beni al” dedirtmesini istiyoruz.


Resim: Evde çektim...sonra da photoshop.

10 Yorum:

rebelon on 27 Kasım 2008 21:26 dedi ki...

yaz abi ne yazarsan ben okurum.beni tanımasanda paylaş ruhunun gizemini.paylaş ki sosyal olalım.günlük yazan eski nesiller gibi içimize kapanmayalım.belki bir gün faydamız olur.belki bir gün tanışırız.:)

beenmaya on 27 Kasım 2008 21:53 dedi ki...

ortaokulda günlüğümü ev halkından köşe bucak saklamaktan bıktığım için ingilizce yazmaya başlamıştım o geldi aklıma :))

Brajeshwari on 27 Kasım 2008 22:41 dedi ki...

herkes biraz ünlü olmak istiyor sanirim..

ama bloglarda televizyon gibi, hangi kanalı izledigin çok önemli..Biz de herkes gibi belgesel izliyoruz evde, kurtlar vadisi varken de dışarda tenhalarda dolaşıyoruz:) o hesap...

Biraz on 28 Kasım 2008 04:17 dedi ki...

>rebelon
icimize kapanmamak lazim...ama yine de internetin sonsuzlugunda tehlikeli is yazmak. Destegin icin ise ayrica teskkurler rebelon.

>beenmaya
guzel bir koruma yontemiymis:) ama simdi internette yaziyoruz:) Hangi dilden yazsak bilinecek.

>Brajeshwari
Unlu olmak...bilinmek...sesini duyurmak vs vs...
Ama paylasmak ise isin guzel kismi.

metanoia forever on 28 Kasım 2008 09:33 dedi ki...

ben de rebelona katılıyorum. her sabah fakülteye geldiğimde ilk işim paltomu çıkardıktan sonra bilgisayarı açmak sık kullanılanlara tıklamak ve senin blogunu okumak okurken acaba bugün nasıl güzel bir müzikle tanışacağım diye heyecanlanmak. internet mükemmel birşey.senin yazdıklarında tabiki...muhakkak inanıyorum bir defterde olmasa bile senin de daha gizli bir günlüğün vardır iç dünyanda. onları istediklerinle paylaşırsın. ama dileğim hep yazman. taa oralardan hayatımıza tatlı bir dokunuş gibi bloğun....

Portakalmavisi on 28 Kasım 2008 10:05 dedi ki...

Ben sizin yazıalrınızı seviyorum...Öncelik sebebim ne biliyormusunuz...İçinden geldiği gibi kendisini güzel anlatan ERKEK ler çok az...Bazen okadar hassasiyetle yazıyorsunuzki ben o kelimelere bakarken başka biryerlere gidiyorum...Önemli olanda bu yazıyı okuyup bloğunuzu kapamıyorum :D bazen takılıp kalıyorum...Şimdi burayı meşkul etmek istemediğimden yazmıyorum kafamda okadar çok kelimeniz kaldı ki...Hani şu kasapla ilgili yazdığınız yazı vardı meslek seçimi ile ilgili daldım oğlumu düşündüm...O'nu yalnız kasaba yollıyamıyorum bilyormusunuz( malum şehir hayatı korkuyorum ) ve o sizin kasapta hissettiklerinizi yaşayamıyor...Sırf bunu yakalaması için arabada beklemem gerektiğini söyleyip O nu kasaba soktum :D...Ve bir bebek bekliyorum ( sağar sultan duydu ) Genlerle ilgili yazdığınız yazıda da takılıp kalmıştım...Mucize içimde diye :D. yorum yazmadım belki yeri geldi ama bu yazınız vesile olmasa size dair yazdıklarınıza dair bu yaşadıklarımızıda bilemiyecektiniz...Belki yorum yoktor o gün ama daha derin birşeyler vardır değil mi kim bilebilir..

Biraz on 28 Kasım 2008 16:05 dedi ki...

>metanoia forever
Yazdiklarini okumak guzeldi...Cok tesekkur ederim hem destegin icin hem de cesaretlendirici satirlarin icin. Haklisin her seye ragmen yine de arka bahcemiz var...sadece bizim bildigimiz...aklimizin ve kalbimizin gunlukleri:)

>Portakalmavisi
Demek hamilesin...harika!]
Ve evet aynen oyle mucize icinde.
Tesekkur ederim destegin icin. Internet tehlikeli bir ortam aslinda...tipki caddeler gibi:)
Fakat yazilarimizdan da anlasiliyor diye dusunuyorum samimiyetimiz...Masumiyet ve hayaller adina yazdigim bir yazi var yakinda onu koyacagim...cocuklugumuz ve masumiyetligimiz uzerine...Tekrar tesekkurler guzel satirlarin icin.

Buzcevheri on 28 Kasım 2008 18:13 dedi ki...

Çürük baklaları, hormonlu çilekleri sevenler olduğundan, beni al demeyi bıraktım artık. Ağzının tadını bilen alıyor zaten. =)

Biraz on 28 Kasım 2008 18:18 dedi ki...

Cok dogru demissin buz cevheri...goren goz biliyor...anlamayan zaten hic bir zaman anlamiyor ve bilmiyor da.

7.oda on 1 Haziran 2009 16:02 dedi ki...

günlükleri ailemizden sıkı sıkıya saklardık hakkaten..
şimdi kendimizi anlatmak anlatabilmek tek derdimiz gibi oysa..
yazmak oyun gibi ya..
sen oyunu çizerek de oyna alper :)
sen bazen bir çizimle binlerce yazı yazıyorsun çünkü :)

 

Blog Listem

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template