25 Ara 2008

Asacaksın bir kaç tanesini



("Broken Plates", Magneta Lane)

Sallandıracaksın bir kaç tanesini nasıl hizaya gelecekler göreceksiniz. Nedir bu böyle?!
Bizleri kendilerine bağımlı yaptıkları yetmezmiş gibi bir de muhtaç bırakıyorlar. Gittikçe gelişiyorlar da...10 sene önceki hallerine bakın tanıyamazsınız.

Etrafımızı sardılar!
Artık dayanılacak gibi değil bu durum.
Hakikaten bakın sallandıracaksınız bunlar gibi bir kaç tanesini nasıl da akılları başlarına gelecek. Hem biz rahat edeceğiz, hem de onlar. Böylece sürekli gelişim içinde olmayacaklar.

Bilgisayarlardan söz ediyorum canım...siz ne sanmıştınız ki?

Her işimizi onlarla yapar olduk. İnternetin de ortaya çıkması ile iyice üzerimizde hegamonya kurdular.
Tutsak olduk adeta.
İşte, evde, eğlencede her yerde onlar var.

Eski filmlerde ofiste çalışanların masasının göründüğü sahneler ne yavan...hani sanki hiç iş yapılmıyor...sadece bir takım dosyalarla, "facet" marka hesap makinası var o kadar. Olacak gibi değil.

Mesela bugün bir iki ilan yapmam gerekiyordu, hemen karşısına geçtim, açtım çizim programlarını orada yaptım. Halbuki bembeyaz kağıt ve renkli kalemlerimi alıp da yapabilirdim o ilanı.
Ama yok...bilgisayarda hem daha kolay, hem daha güzel, hem daha gösterişli oluyor ya...hemen anında unuttum bembeyaz kağıdı ve kalemlerimi.

Bakın bu blog sayfalarına yazıyoruz, okuyoruz hep onun sayesinde...hep onunla birlikteyiz.

Yine mesela sabah uyandığımda ilk iş bilgisayarı açmaktır...bakalım bugünkü laboratuvar toplantımız ile ilgili bir mesaj gelmiş mi?...

Diyelim ki gelmiş...
Ne olacak?
Hemen hoydaaaaaa diyerekten pijamalarımla mı koşa koşa gideceğim?
Yok ama gıcık bir durum...

Hani Türkiye’den de "mail"...aman pardon "elektronik posta" diyecektim gelmiş midir diye bakmak da sebeplerim arasında tabii ki.

Yani tuhaf bir bağımlılık yarattı bu bilgisayarlar...
Hava durumuna bile oradan bakıyorum.
Bugün yağmur yağacaksa şemsiyemi alayım...aman yani ıslanmayayım.
Hava sıcaklığı ne olacak mesela? Balkona çık bak...onun yerine ekrana bakıyorum (ben de abartmışım di mi?...).

Bilgisayarı açınca windows’un (PC kullanıyorsanız) o bildik kısa müziği başlar ya hemen...ben bir ara onu kaldırmış...onun yerine, “Oooouuuu abicim hoşgeldin...hemen açıyorum bilgisayarı...bir dakika programları yükliim hemen...tamam hazır...buyur abi” şeklinde bir diyalog bile koymuştum.
Bu kadar da arkadaş olunmaz ki di mi ama?

Eğer bu internet bulunmasaydı görürdüm o zaman bu bilgisayarları.
Bir köşede öyle ezik ezik ve karanlık karanlık oturacaklardı.

Neyse işte dediğim gibi..."bunlardan bir kaçını kordonlarından tutup as..."
Tamam tamam sustum.

(İlk olarak MB'de yayımlanmıştır.)

10 Yorum:

noname.morosophe on 25 Aralık 2008 16:24 dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
noname.morosophe on 25 Aralık 2008 16:27 dedi ki...

Bu aslında bizin ilişki kurma biçimimizin sakatlığından kaynaklanan bir durum.. İnsanlarla da böyle ilişki kuruyoruz.. kimse bize beni dünyana al, vazgeçilmez kıl, bana tap, sonra da doğal bir süreç olarak benden nefret et demiyor.. ( Aşinalık düşmanlık yaratı zaman içerisinde) Bir zavallı PC alt tarafı.. Ama biz bilmiyoruz ki doğru ilişki şeklini.. Bunda onun ne kabahati var ki.. Belki de kendimizi asmalıyız.. olamaz mı?

not.. Bu arada imla hatası yaptığım her yorumumu siliyorum.. Kusura bakmayınız..Acelecilik işte..

özii on 25 Aralık 2008 16:56 dedi ki...

Asmayalım asmayalım , yine de seviyorum ben onu , kıyamadım.

Evet bizi kendilerine esir ettiler bu doğru ama işlerimizin daha çabuk , daha düzenli yapılmasına yardımcı oluyorlar , saatlerce sürecek bir çalışmayı kısa sürede tamamlatabiliyoruz.

Ancak geriye kalan zamanlarda da "vakit öldürmek" dediğimiz o kavram var ya , işte bazen ona yazık oluyor ... Gereğinden fazla bağlandık sanırım.

Aydan Atlayan Kedi on 25 Aralık 2008 19:22 dedi ki...

İnternet yokken biz ne yapıyorduk? Ben anımsayamıyorum :)

içimden geldiği gibi *** on 26 Aralık 2008 02:27 dedi ki...

ne yardan ne blgsyrdn durumu oldu resmen çok fena...

Biraz on 26 Aralık 2008 05:43 dedi ki...

>noname.morosophe
zaten galiba bu muhtacligimiz ve onlarin vazgecilmezligi ile belki de her gun asiyoruz kendimizi...(imla hatasi yuzunden sildiginiz ve usenmeyip tekrar yazdiginiz yorumlariniz hakkinda ise...duyarliliginiz icin cok tesekkurler demek isterim)

>özii
ben de ben de seviyorum zaten ben biraz absurd yazarak dikkat cekmeyi denemek istedim.
fakat tek kotu yani ise bagimlilik gucleri cok fazla.

>Aydan Atlayan Kedi
Internet yokken ben de yoktum...dermisim.
:)

>icimden geldigi gibi
hakikaten de oyle...bilgisayarsiz/internetsiz ev bana pek bir bos geliyor hatta bombos...

yok yok abartmiyorum...hakikaten oyle.

sufi on 26 Aralık 2008 14:04 dedi ki...

Kalmak ta gitmek te zor artık.Blogların kapatıldığı gün kanatlarımızı yerden toplamıştık.Sus sus kimseler duymasın.Dilek.

Biraz on 26 Aralık 2008 16:53 dedi ki...

>sufi
hakikaten bir de kapatilmak da var di mi?...haklisin fazla sikayet etmemek lazim:)

YALNIZLIK OKULU on 26 Aralık 2008 16:54 dedi ki...

ya ben ilk comodore 64 hayatıma ne zaman girdi ondan beri kalkamıyorum bu güzel varlığın karşısından :)))

Biraz on 26 Aralık 2008 17:12 dedi ki...

>yalnizlik okulu
Aynen ben de oyle!...

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template