3 Ara 2008

İstanbul'dacılık oyunu





İstanbul’dayken bile İstanbul özlenirken elbette uzaklarda yaşarken de özleniyor.
Bazen İstanbul “uzaktan”  daha güzel diye düşündüğüm de olmuyor değil.
Uzak kalınca onca zaman sonra, kalabalıklar da...sıkışık otobüs yolculukları da... hepsi güzel görünüyor.

Tadımlık gibi olduğundan belki de...hoş kalıyor akılda.

Her gün sıkışık minibüs ve otobüslerde seyahat ettiğim günler ve sıkıntıdan patlayıp...sıkışmak yerine yürümeyi tercih ettiğim zamanlar da aklımda tabiiki.

Ama her şeye rağmen İstanbul güzel.

Boston’da güzel.
Diğer Amerikan şehirlerine pek benzemiyor.
ABD’de olduğunuzu bilmeseniz ve gezdikten sonra sorsalar, büyük ihtimalle Avrupa’dan bir şehirde dolaştığınızı zannedersiniz.
Eski ve yaşlı bir şehir.
İstanbul kadar değil tabii ki.
Mimarisi ve planlaması huzur verici.
Ortasından upuzun bir nehir geçiyor. Bizim boğaz kadar olmasa da akşamları şehrin ışıkları yansıyor nehire.

Nehir kıyısı yemyeşil.
Koşanlar, bisiklete binenler...ve yürüyenlerle renkleniyor nehir kıyısı.
Kimse kimseye ilişmiyor.

Üniversiteler şehri olduğundan, çok genç insan var.
Bir sürü hastane ve araştırma merkezi olmasından dolayı da neredeyse her üç kişiden biri doktoralıdır dersem abartmış olmam.

Nişantaşına benzeyen binaları var. İstanbul’u andırır.
Bağdat caddesi tadında bir caddesi bile var. Biraz daha güzel...biraz daha büyük.

Gece boğaz kıyısı yerine nehir kıyısına gidince esen rüzgar belki gözlerinizi kapattığınızda İstanbul’a götürür sizi.
Böyle böyle hayallerdeki İstanbul, gerçektekinin bile önüne geçer hatta çok daha bile güzelleşmeye başlar.

Deniz kıyısına gittiğiniz de okyanus karşınızdadır.
Ama istanbul’un öyle bir köşesinden bakıyorsunuzdur ki...adalar henüz görünmüyordur (!).

Kırmızı ışıkta durdugunuzda yanınızdaki binaya bakınca mimarisini Beyoğlu tarafındakilere benzetirken ve de dalmışken hayallere, kırmızıdan yeşile dönen ışığı ancak arkanızdaki araba korna çalınca farkedersiniz.
Kızmak yerine yüzünüze en yayvanından bir gülümseme yayılır... “Hah işte bu kornayla tam İstanbul tadında oldu trafik...teşekkürler taksici abi” dersiniz.

İstanbul’dacılık oyununu araba plakalarıyla da devam ettirir...“34” ile başlayan plaka meğerse İstanbul’da olduğunuzun kanıtıymış diye inandırırsınız kendinizi.

Yoldan geçen arabada yüksek sesle çalan Serdar Ortaç şarkıları da acaba kanıtı mıdır ki İstanbul’da olduğunuzun? 

Öyle olmasa da oyuna devam edersiniz.

Sonra katıldığınız toplantıda tek Türk’ün kendiniz olduğunuzu farkedince gerçeği daha fazla çarpıtamadan İstanbul’dan pek bir uzakta olduğunuzu kabul edersiniz.

Elbette “bu oyunlara ne gerek var gel yaşa! İstanbul burada duruyor!”...denilebilir.

Ama hayat seçimlerden oluşmuştur ya...biz de böyle bir seçimi yapmışızdır.
Hayallerimizle birlikte İstanbul’u yaşarız uzakta ama pek bir yakın.


Bu yazı ile paralleliği ve de birbirini tamamlaması bakımından sevgili Nily'nin İstanbul'da olmak başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ederim.

9 Yorum:

serzeniş meraklısı on 3 Aralık 2008 09:01 dedi ki...

istanbulu içinde yaşayanlarla birlikte düşünme emi abi? çünkü öyle olduğunda, kesinlikle soğuyosun bu şehirden..
ama memleket özlemini hissettiğimde gözlerim doldu bi, anlamadım..
umarım kavuşursun istanbuluna.. (beddua gibi duruyo içinde yaşadığımdan olsa gerek..) :))

Nily on 3 Aralık 2008 12:22 dedi ki...

hiç gel yaşa der miyim:))
sen İstanbul'dacılık oynamaya devam et bence..oyundaki İstanbul'da olmak çok daha keyifli..
gerçi sen bunu bana çok önce söylemiştin, haklı olduğunu bildiğim halde haklısın diyememiştim.
ama haklısın:))

Biraz on 3 Aralık 2008 14:32 dedi ki...

>serzenis meraklisi
:) zaten tuhaf olan durum hayallerdeki Istanbul hep daha guzel oluyor...beddua gibi mi olmus...bilmem ki?:)

>Nily
Yaz vakti geldigimde keyifliydi ama tabii turistik amacli yasamak ile sehrin icinde gundelik hayati yasamak daha farkli. Esas senin gozlemlerin daha gercekcidir...ama bu konuda birebir yazmadin...Yani sehirden uzakta kalan bir insanin donusunde neler hissettikleri once ve sonra ve simdi...

Brajeshwari on 3 Aralık 2008 15:54 dedi ki...

insan nerde mutluysa, orasi güzeldir. Boston'da İstanbulu yaşatmakta bir fikir, bu anlamda..Ama şunu bilirim, hayatta başedilmesi en zor duygudur özlemek...İkisini de seçemezsin, ikisi bir arada olsun istersin ve çok özlersin..

Biraz on 3 Aralık 2008 17:00 dedi ki...

"...İkisini de seçemezsin, ikisi bir arada olsun istersin ve çok özlersin..." Guzel demissin...oyledir hakikaten. Tesekkurler katkin icin.

Yeşim Özdemir on 4 Aralık 2008 15:43 dedi ki...

O kadar güzel anlatmışsın ki hissettiklerini.Sabah yazını okumuş ama yorum yazamamıştım. Az önce de Nily'in yazısını okudum. Aklıma birden bir şarkının sözleri geldi:
"Neresi sıla bize, neresi gurbet?
Yollar bize memleket..."
Sanırım en güzeli dünya vatandaşı olmayı başarabilmek. Memleketten sevgilerle:)

Biraz on 4 Aralık 2008 22:54 dedi ki...

Sevgili Yeşim...böyle uzaklarda yaşamanın bir zorluğu ise hiç bir yerin ortasında olmak gibi bir şey...iyi yanı ise dünyanın her yerine her an gidebilecek cesareti bulmaya başlıyorsun...dünya küçülüyor gibi oluyor:)

özlem on 5 Aralık 2008 20:50 dedi ki...

Oralardayken, buraları özlüyorsun ya, özlediğin aslında sevdiklerin ve giderken bıraktığın şehir.
Belki gelip tekrar yaşasan bu kadar keskin olmaz o özlem denen duygu.
Nily ve sen İstanbul özlemi ile dopdolu olan beni çok duygulandırdınız bu akşam sevgili biraz...

7.oda on 16 Temmuz 2009 09:31 dedi ki...

istanbul.. kısa süreliğine yaşandığında güzel benim için de.. bunaltmadan, tam da "çok yoruldum artık" dediğin anda bırakıp gidebileceğin tatta yaşamak güzel İstanbulu..

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template