10 Oca 2009

Gece hızlı öldürür-5





("Loin des villes", Yann Tiensen)

Onunla hiç iş dışında konuşmadığımızdan ilk cümlemin ne olacağını çok merak ediyordum. Önceden planlayamadım nedense.
Masamıza geçtiğimizde ilk cümlemi kurdum.

“Çok teşekkür ederim...bu akşam yemeği davetini kabul ettiğin için!” dedim.

Allahım neden böyle bu kadar klasik bir cümle kurmuştum ki...yani neden bu kadar renksiz sıradan bir cümle ile başlamıştım.
Sıfır orijinallikte ve %100 salaklık akan bir cümle.
Çok teşekkür ederimmiş!
Ne bu ya?!
Gelmekle lütfetmiş gibi oldu sanki.
 
Hatta sanki “bak aslanım aslında ben senin gibi böceklerin bu tip tekliflerine kolay evet demem...ama hadi bakalım bu seferlik oldu böyle bir şey!” diyeceğini düşünmeye başlamıştım.

Elbette böyle zarif bir kadın bunu açıkça söylemezdi...ama ben düşündüm yine de.

Halbuki şu üzerindeki harika kırmızı gömleğe bir iltifat ile başlasaydım ya...
Ya da ne bileyim o çiçekli küpelerine bir şey deseydim.
Ya da simsiyah gözlerinin simsiyah saçları ile ne kadar da uyumlu olduğunu söyleseydim...
Ama yok sen git en sıradan cümleyi kur.
Bravo sana!

Ben böyle kendimi cezalandırırken onun da çoktan bir şeyler söylemeye başladığını farkeder farketmez toparladım kendimi...
Ne diyordu acaba?!

“Bu kadar zamandır neden beklediğini merak ettim...ama sevindim yemeğe çıkabildiğimize” şeklinde kurduğu cümlenin gerçek mi yoksa hayalim mi olduğunu anlayamadım bir an.

Biz erkeklerden hassas olanları biraz böyleyizdir.
Ne zaman çok güzel bir kadın ile karşılaşsak...hafiften böcek gibi hissederiz.
Bu böceğe bakar mı ki bu harika kadın?!
Bu duygunun erkeğin yakışıklı olup olmaması ile hiç ilgisi yoktur.
Nasıl ki bir ilişkinin başlamasında kadının istemesi önemlidir.
Bizde ki bu tuhaf his durumunun da  erkeğin hassas bir adam olup olmaması ile ilgisi vardır.
Demek o da bekliyormuş...demek o da sevinmiş...demek o da...

“Buraya hep gelmek istemişimdir biliyor musun? Davetin için ben teşekkür ederim.”
“Hakikaten?...Ben de burasını severim...sevindim memnun olduğuna”


Al işte yine klasik bir cümle...bari ceketinin önünü de ilikleseydin...bunu söylerken.
Saçları da tam yana taranmış ilkokul çoçuğu misali...gereksiz efendilikler!.

Ohh neyseki saçlarım öyle değil...Neler diyorum ben?
Karşımda oturan harika kadından çok kendimle ilgileniyorum.


Sonra bir anda,
“Gözlerin çok güzelmiş...hiç bu kadar yakından görmemiştim!” diye bir cümle patlattım...İnanamadım kendime vayy be ne zaman kurdum ben bu cümleyi?!
İşte budur! 

Cümlemi kurdum...Heyyyt beee!

“Belki daha önce bakabilseydin, görürdün”
“Ha....?

Haklıydı daha önce hiç bakmamıştım...ayıp olmasın diye.
Öyle yer gibi bakan adamlardan olmamak için, onlar gibi zannedilmemek için!

“Hiç görmemekten iyidir...ama şimdi bilmek de güzel!” dediğimde zamanı durdurmuştum.
Şimdiye kadar görmediğim güzellikte gülüyordu bu kadın.
Acaba görmediğimizi sandığımız güzellikleri gösteren şey AŞK mıdır?
Aşık olan bir erkeğin algısı değişir ya...benim de değişmişti galiba.

Yemek sırasında karşı masadan üşenmeyip gelen bir adam Gece’nin de masadan heyecanla kalkmasına sebep olmuştu. Kalktığı anda etrafa yayılan o harika kokusunu ise ömrümün sonuna kadar unutamam.

Kokular ve hafıza ile ilgili bir sürü bilimsel çalışma yapılıyor...biliyor musunuz?
Kokular sizi bir anda anılarınıza geri götürebilmektedir. Belki de gelecekte...anılarımıza yapacağımız yolculuğun anahtarı kokular aracılığı ile olacak ve görsel olarak da izleyebileceğiz...
Ne müthiş olur di mi?


Gece adama sıcacık sarılmıştı. Benimse içim buz kesmişti. Bana da öyle sarıllır mıydı acaba? O an masaya yayılan harika koku anılarımda “Kızıl İkona ve Gece” olarak kodlanacaktı.

Güzel bir gülüşü olan bu adam, Gece’nin bir meslektaşıydı...uzun yıllardır görmediği. Fazla uzatmadılar ve telefon numarasını verdi adama...arasın diye.

Masaya dönünce özür diledi...Işıl ışıl bakan gözleriyle.
Ben olgunca karşılar gibi yaptım... “Lafı bile olmaz” gibisinden bir şey geveledim.
Lafı olmazdı ama bilinçaltıma çoktan kaydedilmişti o andaki duygusal huzursuzluğum.

O akşamın ardından gördüğüm rüyayı size mutlaka anlatmalıyım.
Zehirli Prens rüyam için "hiç şaşırmadım" demişti...

Ya siz?...Ya siz ne diyeceksiniz?...merak ediyorum.
 Der misiniz acaba bir şeyler?

Yoksa sonuna kadar seyredecek misiniz benim bu şaşkın hallerimi, tıpkı benim de seyrettiğim gibi?

3 Yorum:

Pino on 10 Ocak 2009 22:31 dedi ki...

çok güldüm:)ne guzel yazmissniz..
haftaya arşivinizi okumaya başlayacağım. gerçekten çok sevdim yazılarınızı.
kolay gelsin size
ankaradan selamlar

MANUKYAN on 11 Ocak 2009 01:43 dedi ki...

inan o adama sarılırken ve telini verirken senin dugusal rahatsızlığını hissetmiş ve haz almıştır..

Biraz on 11 Ocak 2009 07:55 dedi ki...

>Pino
Cok tesekkur ederim begeni ve desteginiz icin. Boston'dan da Ankara'ya cok selamlar.

>MANUKYAN
Ruyayi anlattiginda daha bir belli olacak belki de ne oldugu

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template