13 Oca 2009

Herkes bir şeyleri kurcalıyor.




Sabah metroda giderken bakıyorum etrafıma. Mesela hemen önümdeki koltukta oturan adam...ikide bir elinde tuttuğu Blackberry’de internetteki haberlere bakıyor. Sayfaları bir aşağıya bir yukarıya ittirip duruyor sıkıntıyla ve hızla...sonra pencereden bakıyor...sonra yine bakıyor haberlere.
Nereden biliyorum haberler olduğunu çünkü CNN logosu var sürekli sayfada.
Bu bakıp bakıp durmalar sırasında “Anlat bakiim ne okudun?” diye sorsanız, söyleyemeyecek bile belki de.

Tıpkı şu köşede duran ve sürekli saatine bakan adama “saat kaç bakiim?” diye sorduğunuzda cevap için tekrar saate bakmasına neden olacağınız gibi bir durum.

Kalabalık metro treninde etrafımı çevreleyen insanların yarısından çok fazlasının kulağında kulaklık var. Herkes bir şeyler dinlemekte. Ben dahil.
Kimilerinin elinde  telefon var, konuşmuyorlarsa da mutlaka kurcalıyorlar.
Ya da yandaki kızlar gibi tıkırt...tıkırt...tıkırt  mesaj yazmaktalar.

Sürekli tuhaf bir meşguliyet var herkeste.

Sinemada bile film seyrederken mesaj yazmaya çalışma durumları.
Ya da
Yemek yerken telefonda konuşmak, özellikle tek başına yemek yiyenlerde görülüyor bu durum.


Sürekli bir uyarana ihtiyacımız var. Boş kaldığımız her saniye dijital ve plastik bir sosyallik ile anında doldurulmalı.

Facebook’ta olanlar zırt pırt bakıp durumlarını yazma ihtiyacı hissediyor...
Yüz bilmem kaç küsur arkadaşımıza o an ne yaptığımızı bildirmeyi görev sayıyoruz.
“Yorgunum”...
“Canım sıkıldı”...
“Bugün çabuk bitsin”...
“Akşama bilmemne restoranına gidiyorum” ...
“Abbas yolcu” ...
“Eve geldim”...
“Sabaha kadar çalıştım”...
İyi de neden bunları sürekli söyleme ihtiyacındayız...Ya da başkasına ne!

Boşluklarımızı doldurma çabası belkide...
Her şeyin bir tık mesafesinde olduğu tembellikler.


Bilgisayar başında çalışırken 20 saniyede bir (abarttım)  e-postaları kontrol etmelerden tutun da...blog sayfanıza kaç kişi girmişlere bakmaya kadar hep bir aktivite içinde bulunmak.

Ya da arabada bile rahat duramayıp...bluetooth ile yasakları aşıp telefonda konuşmaya çalışmak.

Böylesine kendimizi kayberdercesine uyaranları ararken ve de fena halde de kullanırken...kendimizle başbaşa kalabilmekten vazgeçmek hatta hiç istememek artık.
Ya da kendimizle başbaşa kalmanın ne demek olduğunu çoktan unutmuş olmak.

Neyse bu kadar yazmak yeter...
e-postalarımı kontrol etmeliyim, bakalım var mı bir şey...sonra da telefonda tıkırt tıkırt mesaj yazayım...en sonda da Facebook’ta ne yaptığımı yazmalıyım...
Çok işim var daha...çok!


16 Yorum:

ıvır zıvır uzerine... on 13 Ocak 2009 22:31 dedi ki...

:)...evet gayet açık herşey demi...
bunu bende çok düşündüm açıkcası aslında blogumda yazacağım diyipde yazmadığım şeylerden biri gibi bu ...şu günlerde farklı bir ruh halinde olmamdan galiba böyle tesbitlere yer veremiyorum..neyse

..bu başlığınız ve içeri çok hoşuma gitti
...şunu diye biliriz sanırım bu kullandığımız teknoloji düzeyi hobi ve gereklilikden çok ..''sorumluluğa'' dönüşmesinden yani onu durmadan besleme isteği.. benim memlekette tavuklarım vardı ..bahçem vvardı.. bugün bile burda istanbulda maillerime.. facebookma.. ya da bu yeni edindiğim bloguma ( ki en sevdiğim şey blog diğerleri daha çocukca geliyor)bakarken ..o eski zamnadaki sorumluluklarım aklıma geliyor... yem ver ... su ver ..bahçeyi belle... sanki bunlardan birini yapmayınca tavuklara yada bitkilerime bişey olacak gibi...telefon bize küsecek ..ölecek yada facebook bizi atacak.. kınayacak..öteki dünya da hesabını veremeyeceğiz gibi mi hissediyoruz bilmiyorum...:)
ve gariptir..burda bile yazarken ..bi yerde zahiri görüntümüz artarken (yani sanal alemde genel olarak nette..telefonda..blogda... facebookda ) gerçek alemde daha bi silikleşiyor ve kapanıyoruz endişesi geliyor bana bazen... bu işin içinden de çıkamıyorum :)

bide herşeye rağmen ..saatine bakan ama saati görmeyen... okuyan ama anlamayan insanlar oluyoruz bu da garip ... belkide herşeye yetişmeye çalışırken hiç bişey yapamaıyoruzdur ..bilemiyeceğim :D...

uzadı ama bi örnek daha vereyim ... köyde çok çok güzel peynir yapıyorsanız... herkes sizi öyle bilir..ve sizin en büyük derdiniz genelde nasıl peynir yapacam ..ne kadar yapacak.. kaça satacam.. sütü nerden bulacam.. kışın süt ihtiyacını nasıl karşılayacam...gibi hep ama hep peynir ve türevleri ile ilgili sorunlar iken ...
şehirde herşeyin peşinden koşuyoruz.... aaa sinemada ne var mış... bak yeni bi kitap çıkmış...
apple yeni bi model çıkarmış... bi lokanta açılmış...
vb ..yeterince garip bi haldeyiz zihinlerimizde bizden şikayetçidir eminim... onları çok zorluyoruz ...hemde amaçsızca....
yazı için saolun...

özii on 13 Ocak 2009 22:47 dedi ki...

Bu tespitlerin hepimiz farkındayız ama önüne geçemiyoruz . Sanki o an için , biz normalmişiz de herkes anormalmiş gibi geliyor ,aslında alakası bile yok biz de o anormallerin içindeyiz. Sadece kendimize bakamadığımız için belki de ...

Bir başkasının gözüyle bakıp düşünecek olursak , nasıl da insanları inceleniyor , adamın Blackberry'sine dikdi gözünü ayırmıyor , ikide bir mesaj atan kızlara bakıyor(beğendi galiba):P, diye aklından geçiren olmamış mıdır? :))

Yok yok hepimiz böyleyiz işte. Her an meşguliyetimiz var. Mesela şu an sınav sorusu hazırlıyordum , bloga bakasım geldi , bakın nerdeyim :))

Niye tek bir şeye odaklanamıyoruz ki ? Boşluk mu hakikaten ?

Biraz on 13 Ocak 2009 22:59 dedi ki...

>ıvır zıvır uzerine
cok guzel anlatmissiniz...dediginiz gibi her seye yetismeye calisiyoruz...hatta mesela radyo dinlerken vazgecip diger kanallara bakmaya basliyoruz...acaba daha iyisi var mi ya da ne var diger kanallarda...surekli beynimiz ucusmakta bir yerlere. Odaklanamiyoruz cogu zaman...
Katkiniz icin cok tesekkurler...yazi ile cok iyi oldu yorumunuz...

Biraz on 13 Ocak 2009 23:06 dedi ki...

>özii
oyle tabii haklisin...yazdigim gozlemler pek bir siradan ve hepimiz biliyoruz...ama sabah giderken bu gorduklerimi aktarmak istedim...

Diger taraftan baskasinin gozuyle bana bakilmasi da hakikaten cok dogru ben bu yazdiklarimi gorurken nasil gorunuyorum.

Adamin blackberrysinde CNN logosunu goruyorum filan (nasil baktin adamin blackberrisinin icine di mi?)...sonra yandaki kizlar...ama bunlarin hic birini oyle odun gibi gozumu dikerek yapmadim itiraf etmek gerekirse...

hani "scan through" derler ya makale okurken...hizlica bir goz gezdirme benimki...
:)

özii on 13 Ocak 2009 23:31 dedi ki...

Biliyorum elbetteki , sadece şaka takılmak istedim :))
Ben de yaparım çaktırmadan çaktırmadan :))Ama ters birşey gördüğümde de mutlaka belli ederim.

öykü on 14 Ocak 2009 10:00 dedi ki...

O kadar sevımlı buldum kı yazınızı..
ve o kadar kendımden bıseyler kı
Gunumuz ınsanı gıderek yalnızlıga mı ıtılıyor dıyorum kendı kendıme o yalnızlık ıcınde boylesı ( o saydıgınız ugrasılara ) kapılısımız bundan mı
cevremızde bırılerı varken bıle neden ıhtıyac duyuyrouz ılla kı facebook u blog u cep telefonuyla baska bırılerıne ulasmaya .. neyse cevabını ben bılemıyorum ama bende o anlatılanlardanan bırısı oldgumu bılıyorum:) Tskler guzel tespıtler ıcın

beenmaya on 14 Ocak 2009 11:54 dedi ki...

bu meşguliyet hali nedense hep araçlarla gereçlerle falan. yani birbirimizle, insanlarla iletişim halimiz gitgide azalıyor...be bu yüzden de kendimizi kandırdığımız bu durumda ne yaparsak yapalım sıkılıyoruz sadece sıkılıyoruz...

LÂL on 14 Ocak 2009 12:45 dedi ki...

birşeyleri kurcalamak.. Yazdıkların yine de sağlıklı denebilecek insana özgü kurcalamalar.. Ben bu aralar kendimi kurcalayıp duruyorum.. Her ne arıyorsam kendimde.. Birgün bozulacak diye korkuyorum bir yandan, ama kurcaladıkça kurcalayası geliyor insanın.. Garip zevkler ediniyorum sanırım :)

Biraz on 14 Ocak 2009 15:49 dedi ki...

>özii
Sevgili özii tabii ki farkindayim saka takildiginin...ama olsun ben yine de soyliim oyle dik dik bakmadigimi :))

Biraz on 14 Ocak 2009 15:51 dedi ki...

>öykü
yalnizligin yaninda surekli uyaranlara ihtiyac duyuyoruz...hatta haberlere bakisimiz bile degisti...olay olmadigi gun huzursuzlaniyor olaylarin oldugu gunde heyecan ve merakla okuyoruz..Bu elbette olaylar olsun demek degil...ama beklentili yasamanin da bir sebebi sanki.

Biraz on 14 Ocak 2009 15:53 dedi ki...

>beenmaya
Cok dogru demissin beenmaya...hatta birbirimiz ile olan iliskilerimiz ise bagrisma, tartisma...son derece agresif halde...Kucuk aletlere ve programlara(software) gosterdigimiz sabri birbirimize gosteremiyoruz bile farkinda misin?

Biraz on 14 Ocak 2009 15:58 dedi ki...

>LÂL
Bence bazilari son derece zarar verici ve insana cok ozgu degil gibi geliyor...ozellikle sanal ortama ait durumlar. Mesela Second Life diye bir oyun var insanlar orada bambaska kisilikler icinde oynuyor...bazilarinin hayati orasi olmus durumda...

Ya da daha basiti mesela surekli email kontrol etmeler...bunlar aslinda bir zaman sonra aliskanliklara donusuyor. Esir aliyor kisiyi.

Kendini kurcalamak ise bozmadigin surece :) iyidir diyecegim...

TUĞBA'NIN DÜNYASI on 14 Ocak 2009 16:17 dedi ki...

Ne kadar da çok acelemiz var hayatta.bir yerlere bir şeylere yetişme çabası var sürekli. durup dinlenmek yok.bu telaş içinde artık dururken bile yorulur olduk zaten.herkes pek bir meşgul pek bir işli güçlü.en önemli şeyleri önemsiz bir yazıyı görüp geçmek gibi anında geçiveriyoruz ya da tv kanalı değiştirir gibi burun kıvırıp atlatıyoruz.pek bir yavan kalıyor bu koşturmacanın içinde ufak huzur zamanları.herkes dalmış gidiyor.oysa ne çok şey var kaçırdıkları.metroda giderken ki çok gitmemişimdir durup pencereden bakmayı severim ben hızla akıp giderken o karaltılar.otobüste gördüğüm güzel manzaraları anlarım daha çok belki de o zaman. ya da insanları seyrederim.onları seyretmek anlamlandırmaya çalışmak daha çok şey katar insanın gününe bir ekrandan haberlere bakmaktan..Çok uzatmadım umarım. İçimden geldi yazdım:)Sevgiler

Aydan Atlayan Kedi on 14 Ocak 2009 19:38 dedi ki...

Artık teknoloji olmadan kendimizi yalnız ve boşlukta hissediyoruz ne tuhaf. Bir gün herşey birden bire yok olsa cep telefonları, internet vs. acaba neler olur? Bunu hayal etmek bile güç Sanıyorum içi boş bir çuvala döner hayatlarımız bir süreliğine. Daha sonra neler yaparız bunu bilemiyorum :)

Biraz on 15 Ocak 2009 04:40 dedi ki...

>TUĞBA'NIN DÜNYASI
Ne iyi ettiniz ve paylastiniz, hic uzatmadiniz kesinlikle...tesekkur ederim.

Biraz on 15 Ocak 2009 04:42 dedi ki...

>Aydan Atlayan Kedi
Aslinda harika bir bilim-kurgu hikayesi olur...buna paralele bir kisa seyler yazmistim...belki bir gun adam gibi okunacak hale gelirse yayinlarim...Herseyimizi dijitallestirmek ile ilgili...herseyini dijitallestiremeyen toplumlarin da boyle bir kaotik durum sonunda karli cikacagi ile ilgili bir oyku...
: )

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template