21 Şub 2009

Uzun koridor, kum tepesi, doğum günü vs..vs...


("Cherbourg", Beirut)

Koridor uzundu ve de karanlıktı.
Odama kadar koşarak gitmem gerekiyordu.
Işığın düğmesi ise koridorun sonundaydı...zıplayarak açabiliyordum bir de.

Uzun koridorun ortasında bir yerlerde “Annneeeaaaa!” ya da “Baabaaaaaaeeaaa!” diye seslenirdim bizimkilere...içerden “efendiiim?” şeklindeki rahatlatıcı cevap geldiğinde tırsıklık seviyem azalmış ve yeniden güç toplamış oluyordum.

Artık o uzun(!) yolculuğumun geri kalanına devam edebilirdim.
Artık odamdan ne alacaksam alacak ve hızlıca salona dönecektim.
Ne de uzun bir koridordu!

Küçüklük pardon çocukluk anılarını mim bahanesiyle yazdım. Ama kısa tuttum galiba...Sadece yorumlardan dolayı değil ben de öyle hissettim. Fakat bana çok zevkli gelen bir yazı başkalarına da öyle gelmek zorunda değildi diye uzatmadım.
Ama önceki yazdığım yazı kısa bulununca ve benim de hevesim olunca yazmaya...devam edeyim şu cumartesi sabahı yine.

Tek çocuk olduğunuzda, insanlar sizi şımarık ve de bencil, hatta paylaşmayı bilmeyen biri olarak düşünürler, sorgusuz sualsiz.
Önyargı deniyor bu duruma değil mi?

Bunun en iyi çözümü kendinizi anlatmak yerine zamana bırakıp tanınmayı beklemektir. İnsanlar yaşamadan bilemezler.

Nasihatler, uyarılar hep içi boş şeylerdir çoğu zaman.
Başımıza bizzat gelmeden bilemeyiz, anlamayız da.
Varsa anlayanlar, onlar hakikaten akıllı insanlardır.
Empati katsayıları da, sosyal zekaları da çok yüksektir.

O yüzden uzun uzun anlatana kadar benimle yaşa ve gör demek daha iyidir belki de.

Bu arada tek çocuk olmanın avantajlarını pek bir yaşadım.
Avantajları beni şımartmadı belki ama yan etkileri oldu. Sevdiklerinizin en önemlisi olmayı istemek, bu yan etkilerden biridir.
Her zaman onların en üst çekmecesi olmayı istersiniz...ama hayat için gerçekçi bir istek değildir bu.
Herkesin öncelikleri farklıdır.
Tek çocukların paylaşmayı bilmedikleri söylenir...belki ilk çocukluk zamanları için evet ama sonrasında ise bu değişiyor en az benim için öyleydi.
Paylaşmayı büyüdükçe öğreniyordum.

Çocukken oyuncaklarım her çocuğunki kadar kıymetliydi...ayıptır söylemesi pek de bir orijinaldiler. Bize gelen arkadaşlarımdan birini bilirim. Evine geç gitsin diye bizim evdeki tüm saatleri geri almıştı ama elbette annemin kol saatine kadar değil.

Doğum günleri pek çok çocuk için olduğu gibi benim için de çok eğlenceliydi.
Arkadaşlarım için ise tamamıyla sürprizdi ve elbette keyifliydi.
Dogum günümde sadece ben hediye almazdım. O gün bizim eve gelen her çocuk eğlence bittiğinde ellerinde bir kitap ile çıkardı evden.
Onlara da hediye alırdı annem, özenle de paketlerdi hepsini.
Çok şaşırırlardı.
Ben şaşırmazdım...çünkü paketlenmesinden beri biliyordum ki!
Önceden haberim vardı ki!

Her çocuk gibi denizde taş sektirmeyi severdim. Ama babanızın sizin arkanızda bir yerlerde durmamasına dikkat etmeniz gerekiyor. O gün denize doğru attığım taş tam da babamın alnında patlamıştı...
Hmmm sakar salak bir çocukmuşum demek ki.

Mahalle maçlarında...topa abanarak vuran büyük çocuklar olurdu. Sonra da size doğru gelen toptan kaçıştınız mı...ya da böyle yumulup koza gibi oldunuz mu...

“TOPTAN KORKMA OĞLUM!!! TOPTAN KORKMA!” şeklinde bağırırlardı.
Daha doğrusu azarlarlardı.
Şimdiki aklım olsaydı şöyle derdim.
“Gel, ben bi vuriim öyle de SEN KORKMA!”

Toptan korkmamak gibi bir salaklık iyiki yapmamışım!...

Yaz zamanı yazlıkta askercilik oynuyoruz. Yazlıkçılar ve karşımızda da sayfiye yerinin yerlileri (hani derler ya yerliler...yaz kış kalırlar ya)
Ama şimdi yerli deyince bir tuhaf oldu.

Neyse.
Askercilik oyununu zaten yazlıkçılara sürekli gıcık olan yerli çocuklar ile oynamak büyük hataydı.
Elemanlar fena halde ciddiye alıyorlardı. Ben bir ara komutan oldum...Düşman askerlerinden bir çocuk da o ara komutanlığıma şahit olmuştu.

Sonra oyunun ilerleyen safhalarında esir düştük. Bizi böyle kum-çakıl işi yapan şirketin bahçesinde ki kum tepesine çıkardılar.

Çıkmak istemeyenleri, “Çık LAYYYN!” şeklinde motive ederek ittiriyor ve çıkmasını sağlıyorlardı.
Yanlarında siyah bir sokak köpekleri bile vardı.

Biz yazlıkçı ve de titrek çocuklar olarak... “ehe ehe...hadi bitti oyun ya...bitsin oyun” şeklinde bir zavallılık ile dileniyorduk.

“Ne bitmesi lan...konuşturucaz sizi daha! Grubunuzun diğerleri nerede söyleyeceksiniz!” diyorlardı.
“Ohaaa...konuşturmak mı noooluya yav?” diyorduk ama tabiiki içimizden diyorduk.

“Hanginiz lan komutan?”

“Bu işte!!!” dedi biri beni göstererek.
“Anaaaaa yandım len şimdi ben o zaman” diye geçirdim içimden...tabiiki içimden.

“Yav ben bir ara komutandım...kısa süreliğine...esas....eee...esas ben değilim” diye anında çözüldüm.

Fakat neyse ki(!) aralarından biri “Haaa evet evet asıl şurdaki” diyerek arkadaşımı gösterdi.
Oydu komutan...hakikatende.

Aldılar çocuğu ayaklarından başaşağı astılar bir süreliğine o kum vinçlerinin bir köşesine...Gözlerimiz portlamış, şaşkına dönmüştük.

Sonrasında ne o yaz ne de diğer yazlar askercilik oyununu yerli çocuklarla oynamadık.
Hırsları da kinleri de büyük olan insanlar ile hiç bir şey yapılamayacağını o zamanlardan öğreniyordum.

Tıpkı ilerleyen zamanda hırslı ve kıskanç insanların yanında yaşayamayacağımı öğrendiğim gibi öğreniyordum.

10 Yorum:

öykü on 21 Şubat 2009 21:19 dedi ki...

En tatlı ..


dusunmesı de yazması da en guzel donemımız cocukluk... okurken keyıfle okudum BİRAZ..
tskler bu guzel paylasım ıcın..

aysema on 21 Şubat 2009 21:38 dedi ki...

Ben en çok bu çocukluk yazılarını seviyorum galiba... Çocukluk gibi saf, masum ve çok şey anlatıyor yaşanan döneme dair...

Biraz on 21 Şubat 2009 21:39 dedi ki...

>öykü
Haklisin..dusunmesi de, yazmasi da guzel.

Begeni ve destegin icin tesekkurler Oyku.

Biraz on 21 Şubat 2009 21:41 dedi ki...

>aysema
Peki ya diger yazilar???:)dermisim.

Tesekkurler begenin icin Aysema.
Bu kadar zor ve kirli dunya da...o zamanlara yaziyla bile gitmek...insanin icini guclendiriyor sanki...uzun karanlik koridorda "annneeeeeaa, babaaaeee" diye bagirmak gibi sanki...:)

Mehtap P.G on 21 Şubat 2009 23:57 dedi ki...

Keyifle okunan bir cocukluk ve EQ'su yuksek bir yetiskin..

Benim de oglum tek cocuk.. Simartma bu kadar cok diyorlar, Ben simartiyorum, o simarmiyor bir turlu..
Tek cocuk olmasinda uzuldugum tek sey, insanin kardesi olmasi cok guzel bir duygu.. benim ki gibi taaaa Amerikalarda olsa da..

özii on 22 Şubat 2009 00:19 dedi ki...

Güzel anılar gerçekten ...

Ama doğum günlerinizde annenizin yaptığı olaya bayıldım. Çok zekice tebrik ederim.

Askercilik oyununuzda epey stresli geçmiş ben bile bir anlık sıkıntıya girdim . Sanırım annelik baskın geldi ( Oğlum da pek meraklı böyle şeylere ama ben silahla oynanan oyunlardan yana değilim. Hatta çocuğuna oyuncak tabanca alan anne babalara sinir oluyorum , ters ters bakmışlığım bile vardır.Öyle oyuncak mı olur yaww? )

Biraz on 22 Şubat 2009 00:45 dedi ki...

>Mehtap P.G
Sevindim:)
Bence de tek cocugun derdi ne simariklik, ne bencillik bence kardesinin olmamasi...olsa guzel olur...kardesi olmali insanin.
Sonra hep tek olmak zorunda kalmaz.

aysema on 22 Şubat 2009 00:54 dedi ki...

Diğer yazılara haksızlık etmek istemem. Onlar da birbirinden güzel. Ama çocukluk geçmişe yolculuk, tarihe bir not ve ılık ılık sevgi yumağı...

Annenizin armağan vermesi olağanüstü güzel. Ben de çocuklarıma yıllarca doğum günü partileri düzenledim. Çok da kalabalık olurlardı. Günüllerince eğlenmelerini sağladım. Çocuklar bize gelmeyi hep sevdiler. Ama hiç aklıma gelmedi böyle bir şey. Artık torunlarınkinde diyelim...

Biraz on 22 Şubat 2009 00:59 dedi ki...

>özii
dogum gunlerinde hediye kitapti misafir gelen cocuklara...
ve bence cok guzel bir hediyeydi...

O askercilik oyunu ise hakikaten cok berbat hele donusmustu...

Biraz on 22 Şubat 2009 01:01 dedi ki...

>aysema
Kitap hediye fikri cok guzel ve cok ince bir fikir...
ama kendisi de oyledir...cok ince dusuncelidir.
o yuzden annemin bu tur fikirlerinin olmasi pek sasirtici degildir:)

 

Blog Listem

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template