15 May 2009

Masumiyetin tanımı

 
Perfectionist, Landon Pigg

Masumiyetin tanımını yap deseler, nasıl tanımlarsınız?
Bir de şart koysalar, tek bir cümle ile tanımlamalısın diye.
Ne derdiniz?

Nasıl olurdu tek cümlelik masumiyet tanımınız?
Nasıl anlatırdınız bu narinliği, berraklığı?
Sizin tanımınızın ne olacağını bilemiyorum. Fakat benim bir cevabım var buna.

Çocuk olmak

Herkesin bir zamanlar yaşadığı bir süreç. Sonrasında en olmadık insanlara dönüşülse de, masumiyet ile başlıyor herkes bu hayata. İlk adımlar, ilk kelimeler, hep bir masumiyetin kırılgan örtüsü ile kaplı değil midir zaten?

Kısacık hayatlar yaşıyoruz ama diğer yandan da sonsuz zamanın bekçileri gibi davranmaktan da geri kalmıyoruz. Çocukların masumiyetini, kırılganlığını ise çoğu zaman görmüyoruz. Yeri geldiğinde çocuklara fazla çocuk davranıyor ve hiç ciddiye dahi almıyor, ama iş otorite göstermeye geldiğinde, hemen kabalığı seçebiliyoruz ve hatta koca insanların dahi kaldıramayacağı ağırlıkta sözlerle ve ittirip kaktırmalarla davranıyoruz.

Hadi daha açık yazmalı… Dayak atıyoruz… Dövüyoruz onları.

Oysa çocuklar masumdu biliyor muydunuz bunu? Onların sıcacık gülümsemelere ihtiyaçları var. Hoyrat ellerinizin tatsız ağırlığına değil. Onların güvenli hissederek yaşadıkları insanlara ihtiyaçları var. Dengesiz ruh hallerini etrafa saçan insanlara değil.

Anlaşmazlıklarda aslında hep ama hep iki seçimimiz var… Biri elbette kolay olanı, elbette akıl gerektirmeyeni ve hemencecik uygulananı.
Ne midir o?
Kabalığı ve öfkeyi seçmek.
Ya da  diğeri, zor ama akıl dolu olanı ve elbette güzeli.
Sevecenliği ve anlayabilmeyi seçmek.

Çocuklarımız büyürken tekrar tekrar büyümeyecekler. Bir kere 5 yaşında olacaklar… Bir kere çocuk olacaklar. Sonrasında isteseler de geri dönüşü olmayacak.

Mutlu çocukluk zamanları yaşayan insanlar, ilerideki hayatlarında da zorluklara direnç kazanan ve mutlu olabilmenin yollarını masumca arayan insanlara dönüşürler.

Anne ve babaların ellerinde böyle altın bir fırsat varken… Öfkeyi ve kabalığı bir kenara bırakarak… Çocuklarının masumiyetlerine saygı göstererek, mutlu bir çocukluk geçirmelerini sağlamaları gerekmektedir. Elbette her anne ve baba çocuğu için en iyi bildiği şeyi yapmaktadır. Ama en iyi bildiklerimiz her zaman en doğru olan demek değildir.

Masumiyetin tanımını “çocuk olmak” diye yapmıştım yazımın başında.
Çocuklara ve masumiyetlerine saygı gösterelim… Şimdi ve her zaman!


(Bu yazım ilk olarak birmilyonkalem sitesinde yayımlanmıştır.)

7 Yorum:

beenmaya on 15 Mayıs 2009 09:59 dedi ki...

çok güzel bir yazıydı bu...ve ne tuhaf hayat masumiyetimizi alıyor elimizdne diye düşündürdü bana. doğmanın ve yaşamanın karşılığı olarak masumiyetimizi kaybediyoruz, veriyoruz sanki...

Belgin on 15 Mayıs 2009 11:04 dedi ki...

Ve onlar o kadar anlayislilar, antenleri her seye o kadar acik ki. En ufak üzüntüyü, sevinci insanin yüzünden anliyorlar. Ben üzgün oldugumda kücügümün gelip kollarini boynuma dolayip sarilmasini bir görsen. Onlari sevindirmek, mutlu etmek o kadar kolay ki:)) Sen bunu cizimlerinle cok güzel basariyorsun:))
Sevgilerimle

chou-chounur on 15 Mayıs 2009 11:58 dedi ki...

Çocukların topluma yararlı bireyler haline gelmelerini isteriz. Bunun nasıl olacağı hakkında bilgilerimiz de var. Onlara sarılmak, kucak açmak, zorluklarıyla başa çıkmaları için onları yüreklendirmek, hayal kurmalarını, ümitli ve umut dolu olmalarını sağlamak.. Öğretici ve eğitici davranarak evet topluma yararlı bireyler haline getirmek yerine.. o masum beyinlerini kendi sorunlarımızla doldurup veya yaptıkları hatalara şiddet göstererek karşılık vermek çok üzücü..

güzel bir konu, güzel çizim..
teşekkürler Biraz..

guguk kuşu on 15 Mayıs 2009 14:41 dedi ki...

Ne garip, aslında korumamız altında olan ve bizden çook güçsüz olan ve sevgimize muhtaç çocukları dövmek. Bence kendi başarısızlıklarımızı dövüyoruz o anda. İstediğimiz doğrular değil de sanki, sadece dediğimizi yaptırmak dikte ettirmek. Dolayısıyla "yav niye olmuuyor bu istediklerim" diye diye onları mı dövüyoruz. Ciltleri ne kadar naif hiç düşündükmü çocukların, incecik pembe pembe, biz yanacıklarına vurduğumuzda nasıl kızarır yanacıkları ve nasıl acır yürekleri ve nasıl örselenir kendilerine olan güvenleri ve nasıl yanlış şeylere tanık olurlar aslında kendileri de kurbanken.

Anne Tuba on 16 Mayıs 2009 00:04 dedi ki...

Biraz öyle derin ve acıtıcı bir konuya değinmişsin ki...:( Çocuklara yapılan her türlü şiddette karşıyım.Günümüzde keşke şiddet sadece dövmek olsa! ya tacizlere ne demeli.Ben bu konulara oldukça kaygılı bakıyorum.hatta neredeyse paronayak bile oldum diyebilirim.

26aylık oğlumu bir dakika gözümün önünden ayıramıyorum bile.hatta belki komik bulacaksınız ama 4 aylıkken kendi yatağında yatan oğlumu tüyler ürpertici bir haberi izledikten sonra yanımda yatırmaya başladım.gerçi şimdilerde gene ayrı yatıyor ama uzun sürdü paronayaklığım.hani şu gecenin bir yarısı annesinin koynundan alınan ve kalbine bir çizgi çizilen çocuk hikayesi vardı ya bilmem hatırlarmısınız.ORGAN MAFYASI... offf ya canım çok sıkılıyor...

ben bu devirde cahilliği kabul etmiyorum.çünkü her birimizin evinde bile artık bilgisayar var.ve bu öyle bir alet ki bütün sorularınızın cevabını alıyorsunuz.şiddette maruz kalan çocukların ebevynlerinin asıl sorunu şu, yeterince SORGULAMAMAK!!! "amannn canım biz böyle mi büyüdük" demeleri...

Çocuğumu daha iyi nasıl yetiştirebilmeliyim sorusunu sorduğunuzda zaten karşınıza çıkan cevap şu oluyor.SEVGİ ORTAMI ama bunu bile algılayamayan o kadar çok insan var ki.

eşine yada herhangi birisine kızar en yakınındaki küçücük bedenden çıkarır hırsını.çünkü anlatmak çok zor gelir insana kolaycı yöntem var çünkü hali hazırda ya YAPMA DİYEREK BAĞIRACAK YADA DÖVECEK!
valla ben 26 oğluma yeri geliyor belki 15 defa anlatıyorum aynı şeyi sabırla ve en önemlisi EMPATİ kuruyorum ben olsaydım nasıl bir tepki verirdim diye... bu konu oldukça derin deminde dediğim gibi ama kısaca bahsetmek istiyorum bir ANNE olarak...

Evimiz en güzel en rahat sığınağımızdır değil mi? kendimiz için bu böyleyse çocuğumuz içinde böyle olmalı! evinde özgür ve rahat olan çocuk başka bir yerde annesini sıkıntıya sokmaz aslında.Anıl evimde oldukça özgürdür.ve benim yapmalarım oldukça azdır.şunu bir düşünsenize size birisi yapma diyor siz sormazmısınız neden? diye eee çocuğunuzda soruyordur elbette ve siz onu tatmin edemeyecek bir cevapverirseniz.yapmaya devam edecektir.aynı ebevynlerde olduğu gibi.Anne titizdir ve çocuk evi dağıtır.anne bağırır yapma diye neden? çünkü anne yorulmuştur ve mecali yoktur ne anlatmaya ne toplamaya... oysa biraz daha ılımlı bakmayı tercih etmezler.çocuk bu ya kardeşim biblo değil ki dağıtacak,düşürecek,kıracak ama böyle öğrenecek bunun başka yolu yok.

ben fazlasıyla sevgi olan bir evde büyüdüğüm için benim oğlumda aynı sevgi ortamında büyüyecek.çünkü ne annesi ne babası şiddeti seven onaylayan insanlar değiliz.eşimde bende böceği bile öldüremeyiz.biraz hassasız.

ama şöyle bir sorunum var benim bu aralar benim gibi bir çok annenin yaşadığı ir sorun bu!

bizler ç.ocuklarımızın hiç bir şekilde şiddet kokan bir ortamda büyütmüyoruz ve bu şekilde eğitmiyoruz.şiddet içeren tv programları bile izlemek yasak hatta çizgi filmler bile yanlız.sorun büyük biz böyle sevgi ortamı yaratıyoruz sanki pembe bir dünyada yaşıyormuşuz gibi.ama dışarıda şiddet o kadar fazlaki ve biz annelerin en büyük kaygısı bu ya çocuklarımız ileride kendini savunamazsa ya kendine yapılan her hangi bir şiddette karşılık veremezse dışarısı siyah.ev ortamı pembe eee nasıl olacak bu...

biraz daha sonra bu konuya değinebilirmisin? tecrübeli annelerden fikir alabilelim...

sonuçta,masumiyete uzanan her elin cezalandırılmasını diliyorum bu el çocuğun kendi annesi babası olsa bile....

Biraz on 16 Mayıs 2009 02:15 dedi ki...

>beenmaya
Tesekkurler beenmaya.:)
Masumiyetimizi koruyabildigimiz kadar korumak en guzeli...

>Belgin
ve de sunger gibi her seyi emiyorlar...o yuzden narinciklere pek bir narin davranmak gerekiyor.

>chou-chounur
zaten siddet caresizligin ve hatta acizligin gostergesi degil midir?

tesekkur ederim begeni ve destegin icin. Bu arada buyuk ihtimal senin terli sekerleri yayinlayacagim:) bir bakarsin...

>gugukkusu
cok guzel ozetlemissin sevgili gugukkusu tesekkurler yorumun icin:)

>Anne Tuba
yazinda pek cok yerinde ayni fikirdeyim. Bir de hani demissin ya sevgi ortaminda buyutuyoruz cocuklari ama sonra disariya sevgisiz bir ortama saliyoruz...aslinda steril bir ortam yaratiliyor gibi gorunse de ...ben her zaman mutlu ve segi dolu cocukluk zamanlari yasayan insanlarin ileride de zorluklara karsi direncli bireyelere donustuklerine inaniyorum...katki ve yorumlarin icin ise ayrica tesekkurler.
:)

Pırıltılı cadı on 17 Mayıs 2009 22:33 dedi ki...

sanki bız hıc cocuk olmadık da, sımdı anlayıssız davranabılıyoruz ıste..
keske bende cocuk olsam yenıden

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template