23 Eki 2010

Değişik Yazı...




Değişik bir konudan bahsedeyim istedim bu sefer.
Hatta resimler de eklemek istedim ki yazının da havası değişsin. Sizin de biraz kafanız değişsin diye. 
Sürekli kavgalı, sürekli hırçın ve gergin gündemimizden uzaklara götürsün bu yazı istedim.



İyisi mi bir önce başlamalı anlatmaya.
Şu yukaridaki resmi çektiğim an aynen öyle huzurluydu. 
Saat akşam üstü beş buçuk civarı.
Ortalık pek bir sessiz.
Okyanus içeriye iyice sokulmuş, usulca...sessizce.
Hiç esinti yok, dalga da yok.

Geçen hafta sonu gittiğim konferans pek güzel bir yerdeydi. 
Aynen öyle yukarıda anlattığım gibiydi.

Okyanus kıyısındaydı. Yeşillikler arasına serpilmiş küçük evlerden oluşuyordu, biz tatil köyü diyelim. Onlar Resort and Golf Club desinler.

Akşam yemeğinde oturduğum masada tanıştığım doktor hanım çocuklarından bahsediyordu. Önce kulak misafiri oldum sonra ise ben de katıldım konuşmaya.
İkiz kızları varmış. Kendisi de ikizmiş zaten.
İkiz kızlarının biyolojik annesi değilmiş. Çin’den uzun resmi işlemler sonunda evlat edinmişler. 13 aylıkken aldıkları bu kızlar şimdi ilkokul birinci sınıfa başlamışlar. Resimlerini gösterdi.
İki sevimli kız. Gözlerinin en içi gülen iki kız.

Genelde bebeklerini bakamayacak olanlar ya da terkedenler bebeklerini yol kenarlarına bırakıyorlarmış Çin’de.
“Sanırım benim kızlarımın annesi ise iyi olacaklarından emin olmak istemiş ki hastanenin girişine bırakmış“ dedi.

“İlkokula başladılar ama ayrı sınıflara yerleştirdik, kendi ayakları üzerlerinde durabilsinler bir önce istedim” derken hemen ekledi. “Ben de ikiz olduğum için biliyorum, üniversite sona kadar kardeşimle aynı yurtta aynı sınıftaydık...Ben tıp fakültesine o da hukuk fakültesine gidince, ayrılmamız hakikaten çok zor olmuştu”

(Burada küçük bir parantez açayım, ABD’de tıp ve hukuk fakültesine 4 yıllık bir üniversiteyi bitirdikten sonra gidilebiliyor. Hemen bizdeki gibi lise sonrası değil. Tıp 4 sene ve Hukuk da 3 sene sürüyor.)

Laf lafı açtı. Anlatmaya devam ediyordu. Çok sevecen ve çok içten anlatıyordu.
“Biyolojik anne ve babasının bizler olmadığını da söyledik onlara. Evet önce kötü oldular. Ağlamaklı oldular. Hatta ağladılar da. Ama üzerine basa basa dedim ki. Ne olursa olsun ben her zaman sizin yanınızdayım ve ben Anneniz olarak kalacağım daima!...her zaman! Buna tüm kalbinizle inanın!”

Bu sözleri duyduktan sonra masadaki bizlerin de gözleri doldu doğrusunu isterseniz. Öylesine samimi ve sıcak anlatıyordu ki, etkilenmemek mümkün değildi.
“Kendi çocuğumuz olamayacağını öğrendiğimde. Evlat edinebilmeyi hiç tereddüt etmeden düşündük ve karar verdik. Şimdi yeni bir çocuğumuz gelecek. Tayvan’dan” diye anlatmaya devam etti doktor hanım.

“Çok rahat anlatıyorsunuz, hiç çekinmeden, sıkılmadan” dedi masadakilerden biri. “Neden sıkılayım, aksine gurur duyuyorum”  diye cevap verdi.

“Sizler bu hayata hediye insanlarsınız” dedim ben de. Tutamadım kendimi!
“Sizin sayenizde o çocukların hayatı değişti...ve elbette sizin de değişti. Onlar size siz onlara adeta armağansınız” diye devam ettim.

“Haklısın!” dedi, gülümseyerek.

Hastanede biyolojik olarak çocukları olamayacağını öğrenen hastaları, bu doktor hanımla konuşmaya da gönderiyorlarmış. Zaten kendisi de kadın doğum uzmanı olan bu bayan. Sadece teknik olarak konuşmuyorum diyor.
“Umudunuzun bittiğini sakın düşünmeyin diyorum...hala anne ve baba olabilirsiniz...bakın bana” diyorum. “Ağlamaklı gelen yüzler, umut dolu bir sevgiyle ayrılıyorlar odamdan” diyor.

Bu sevimli ve de kalbi pek bir büyük olan kadını dinlerken aklıma sağlıklı çocuklarının değerini bilmeyen anne ve baba müsveddeleri geliyor.

Masadakiler soruyor “neden Çin?” diye.
“Bir sürü yeri araştırdık, sonra burada karar kıldık. Ama yeni evlat edindiğimiz çocuğumuz Tayvan’dan gelecek, çünkü orada daha kısa sürdü işlemler. Çinde 5-6 yıl uğraşmıştık.” diye açıkladı.

Konferans için kaldığımız bu tatil köyünün bir sürprizi de (benim için tabii ki)  garsonları idi. Geçen sene 20-22 Türk Garson varmış. Bu sene azalmışlar. Ama Türk isimleri yakalarında görünce hemen kaynaşıp konuşmaya başladık. Hatta şakalaştık bile. Masamıza servis yaparken, “açık ayranım var doktor abi, getireyim mi?” derken, “getir tabii yahu” diyordum.
Hayalden kurguluyorduk.
Açık büfe tatlıların yanına gittiğimde “iki keşkül çeyyykkkkk” diye sesleniyordu biraz ilerideki arkadaşına.
Gülüşüyorduk. 
Artık kasım sonu gibi bu tatil köyü kapanacakmış. 
Gelecek sezon mart gibi açılacakmış. Onlar da bu zaman  aralığında Miami’ye gidip orada çalışacaklarmış.

Odaları ise konferans katılımcıları ile paylaştık. İki kişilik suit odalarda.
Odamı paylaştığım oda arkadaşım neonatal üst uzmanlığını bir ay sonra bitirmek üzere olan bir Lübnanlı doktor. Tıp fakültesini orada bitirmiş. “Kökenim Filistin’dir.” diyor.
Uzmanlık için buraya gelmiş. Sonra da evlenmiş, kalmış. Üç çocuğu varmış. Eşi Amerikalı. “Pediatri uzmanlığının ardından, baktım ki 130-150 bin dolar (yıllık) maaş alacağım...üst uzmanlığımı yapmaya karar verdim” diye devam ediyor.
Artık 250 bin dolar alacağı yeni işinin planlarını, görüşmelerini yapıyor.
Bu bir ay içinde de nereye gideceğine karar verecek. Her şeyi içtenlikle anlatıyor, anlattıklarında samimi. Sevdim samimi tarzını, ukala değildi hiç.

Sonra artık iyice geç oluyordu ve yine sabah 7:00 de kalkacağımız için iyisi mi susup yatalım diyoruz...8:00 de başlayacak seminer öncesi kahvaltıya yetişmek için.

6 Yorum:

öykü on 23 Ekim 2010 10:15 dedi ki...

Hayatın ıcınden o kadar guzel anlatımlarla

bızı de konuk oldugunuz o ortama cektınız kı oncelıkle bunun ıcın tsk edıyorum

sonra o yuregı guzel ınsanların varlıgna sukredıyorum

dunyada boylesı dogurulup ta sokaga atılan cocuk hıkayesı her ulkenın yasadıgı korkunc bı gercekken
bu ınsanların varlıgı sayesınde
hıc degılse bı nebze ıcımıze su serpılıor..


benım yurt dısında yasyaan bı tandıgım kazakıstandan bı bebegı evlat edındı boyle kendısıne
gordugumde
daha ılk bakısta cok sevmıstım cekık gozlerını o tatlı meleksı yuzunu

bence dunyada cok cocuk dogurun soylemlerınden cok
bakacagınzı kadar cocuk dogurun soylemlerının bas tacı edılmesı gereken zamanlar yasıyoruz


guzellıkler dılıyorum sıze

AyŞeGüL KuŞ on 23 Ekim 2010 13:06 dedi ki...

sıcacık cümleler,söylemler..harika fotoğraflar..

evlilik dışı veya istenmeyen gebelik sonrası doğan yavrularını acımasızca toprağa gömen veya bilinmeze terkeden kör cahil insanların haberlerini okudukça yüreğim sızlıyor.içime su serptiniz.sevgilermle..

Vladimir on 23 Ekim 2010 13:48 dedi ki...

Çok etkileyici bir paylaşım. Doktor kadının evlat edinme konusundaki hislerini bu denli netlikle tahlil edebilmiş olması imrenilecek bir yetenek aslında. Çoğu insan kendi içinde ne olup bittiğinde bile habersizken. O iki hayatı kurtarmış ve üçüncüsüne de elini vermek üzere.

Biraz on 25 Ekim 2010 03:14 dedi ki...

>oyku
Bu insanlar hakikaten cesur ve kutsal insanlar diyecegim.
Diger taraftan kendi biyolojik cocuguna inanilmaz seyler yapanlar ise insanligin yuz karasi!!!!
:(

Biraz on 25 Ekim 2010 03:17 dedi ki...

>AyŞeGüL KuŞ
Cok tesekkurler, fotograflari cekerken gun isigini daha fazla yakalamak istesem de toplantidan ancak firsat bulup disari cikabilmistim ama yine de cekebildim:)

Kor cahil insan haberleri hayli fazlayken bizzat tanistigim bu insanlari yazmak istedim, onlar da digerleri kadar bilinsinler diye.

Biraz on 25 Ekim 2010 03:19 dedi ki...

>Vladimir
Aslinda bunlari anlatirken orada olsaniz, doktor hanimin hakikaten ictenligini ve yapmaciksiz oldugunu cok daha net gorebilirdiniz ben de yazida elimden geldigince bu durumu yansitmaya calistim.
Cocuk aramalari sirasinda ABD dahil olmak uzere Kenya'ya kadar arastirmislar. Cin'de ve simdi de Tayvan'dan karar kilmislar.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template