18 Nis 2011

Dünyayı sen mi kurtaracaksın?


Pardon?...Bana mı dedin?

Hee...sana dedim. Sen mi kurtaracaksın dünyayı?
Ne bu böyle çalış çalış nereye kadar? Bırak yaa yaşa hayatını yaavvv!

Yaşıyorum zaten ki.

Sen buna yaşamak mı diyon...ne zaman görsem bir çalışmak, bir koşturmak.

Ben valla memnunum, rutin olmayan bir işim var. Evet çok çalışıyorum. Çok çalışıyor olmak belki de işimi sevdiğimden olamaz mı? Pazartesi sendromunu yaşamadan çalışabilmenin değerini bilemeyeceğin bir işte çalışıyorsan elbette sana her çok çalışma dünyayı kurtarmak gibi gelebilir.
Hakikaten, ben mesela dünyayı kurtarırken (!), sen ne yapıyorsun bu arada?

Ben kendimi kurtarayım gerisi boş, umurumda değil dünya.

Öyle tabii uzunca zamandır, dünya “senin” etrafında dönmeye başladığından beridir pek düşünmezsin kendinden başka şeyleri.

Bu hayali diyalogun esinlendiğim bir kısmı var.
En can alıcı kısmı olan “Dünyayı sen mi kurtaracaksın?” sorusu. Tuhaf bir şekilde bu soruyu soranların çoğunluğu değil hemen hepsi hep bizim memleketin insanları. Hatta kimileri buradaki çalışma temposunu bilen insanlar. Bir işi hakkıyla yapabilmek için çok çalışmak gerekiyor. Zaman ve emek harcamak gerekiyor. İstediklerinize ve hayallerinize elbette ulaşabilirsiniz. Hiç bir şey imkansız değil bu dünyada. Ulaşımı imkansız kılan şey, durumlar ciddiye bindiğinde gösterilecek olan fedakarlıklar.
Göze almanıza bağlı.
Bu bazen harcanan zaman olabiliyor.
Bazen maddiyat. Ama bir şeyleri vermek zorundasınız.
Bedavaya gelen şeyler de bedavaya gidiyor.

Ülkemizde sıfatların önemi çok büyük. Herkes kendisine uygun olanından birer ikişer alıyor. Kimi zaman bu bilmem nerenin müdürü olmak iken, kimi zaman profesör olmak, ya da insanları etrafınızda kul köle yapacak sıfatlar neyse artık o olabiliyor. Ama hepsinin ortak yanı bu sıfatları hakkıyla almayanların çok kolay tanınabiliyor olmaları.

Hakkıyla alınmayan sıfatlar oldukları için bu ünvanların sahipleri hep bir despot, hep bir agresif kişilik sergiliyorlar. Kendilerinden daha iyi ve yetenekli insanları görmek onlar için büyük tehdit. Çünkü onlara kendi yetersizliklerini hatırlatıyor bu çevrelerindeki yetenekli insanlar.

İşe yaramadığı ve yeteneksizliği her halinden belli olan yöneticilerinizin, müdürlerinizin, amirlerinizin neden sürekli agresif olduğunu ve her diyalogta neden gerginliğin hemen yukarılara tırmandığını hiç düşündünüz mü?

Korkuyorlar da ondan.
Yetersizlikleri problemler ile baş etmelerine engel.
Bunun anlaşılması ise kendileri için büyük zarar.
O yüzden bu gerginlik duvarını hemen inşa ediyorlar çevrelerine.
O andan itibaren sizden zaten mevkice büyük ama kabiliyet ve işin hakkını vermek açısından pek bir küçük olan bu abi ve ablalara bir şey soramıyorsunuz.
Doğru dürüst problemi bile anlatamıyorsunuz.

Sıfatlarını hakkıyla almamış her insanda bu profili görebilirsiniz. Her mevkiden insanda bu mevcut. Sonra da sormaya başlıyorlar “Dünyayı sen mi kurtaracaksın?” diye. Aslında haklılar kolayı varken, yorulmamak varken çalışmak niye?

Hele ki çok çalışmak iyice gülünç.

Ama hayat bir tane ve herkes istediğini yapmakta serbest, sizi ne mutlu ediyorsa öyle.

10 Yorum:

Ali İkizkaya on 19 Nisan 2011 04:51 dedi ki...

Sevgili Biraz !
Yazında anlattığın gibi, benim müslüman anneannem, gece dualarının sonunda hıristiyan mühendis Edison için defalarca Allah tan rahmet ve mekanının cennet olmasını dilerdi..
Sevgiler...

Biraz on 19 Nisan 2011 07:49 dedi ki...

Artik bir noktada insanin insanlik icin ne yaptigi ve ne kadar faydali olabildigi kaliyor ve onemli olan da bu bence.
Gerisi hep kisinin kendi bilecegi is, inanci da, gelenek gorenegi de hep kendi icinde.

LLuvia on 19 Nisan 2011 12:46 dedi ki...

Sen çok çalışıp bir de çalışmayanlar kadar para kazanamazsan işte o zaman tüm türklerin dilene düştün demektir. Para yeterince kazanıyorsan ve bir ünvanın varsa hadi neyse de bizim gibi araştırmacıların Türkiye'de pek anlaşılabilir olması mümkün değil. İşini yapmak için maaşının yanında ekstradan rüşvetle geçinmeyi seven bir milletiniz ne de olsa. Fazladan çalışmak yük ve saçmalık. Uyusak ve miskin miskin televizyon seyretsek daha anlamlı çoğu insana göre. Oysa ben de evde uzun süre durunca deliriyorum. Çalışmayıp, deney yapmayıp boşa zaman harcadığım zaman sıkılıyorum. Bunu başkalarının anlamasını da çok zaman önce bıraktım açıkcası :) Eline sağlık yine :)

Biraz on 19 Nisan 2011 17:40 dedi ki...

>LLuvia
Tabii tabii para kazanmak da cok onemli bu asamalarda:)
Fazladan calismak cumlesi bile bilim alaninda cok absurd duruyor bilim bu konuda bir ayricaliga sahip galiba, cunku fazladan calismak diye bir sey yok. Calismak hep var galiba:)
Destegin icin ayrica tesekkur ederim.

Ali İkizkaya on 20 Nisan 2011 04:16 dedi ki...

Bir hocam bir gün sormuştu;
Bilim adamında olması gereken en öncelikli özellik nedir diye ?
MERAK
arkasına her şey diziliyor zaten.
Sevgiler...

Biraz on 20 Nisan 2011 06:08 dedi ki...

Sevgili Ali,

Merak hakikaten onemli cunku soru sormak gerekiyor, sorulari sorduran da "merak" oluyor.

Ama sonuclara goturen yine cok calismak diyecegim.:)

özii on 20 Nisan 2011 16:01 dedi ki...

Yapılan işten alınan zevk dünyayı kurtarmaya bedeldir zaten..
Boşver , ne derlerse desinler Sen kurtarmaya devam et , çünkü mutlusun...

Bazen bende çok umutsuzluğa kapılıyorum ama inan bir kişi dahi kazanabilirsem ne mutlu bana diyorum...

Biraz on 21 Nisan 2011 06:53 dedi ki...

>ozii
Cok haklisin ozii.
Ben de aynen dedigin gibi dusunuyorum.

guguk kuşu on 21 Nisan 2011 18:48 dedi ki...

bence kimse dünyayı kurtarmak için çalışmaz. sevdiği işi yapar, sevdiği için çok çalışır ve dünya kurtulur.

Biraz on 21 Nisan 2011 20:42 dedi ki...

>guguk kusu
Haklisin zaten benim lafim da "bu dunyayi sen mi kurtaracaksin" diye calismayi kucumseyenlere. hele bir de severek calisiyorsan zaten dunyadaki pek nadir lukslerden birine sahipsin demektir ki bu soruyu soranlar bunu da anlamaktan yoksunlar.

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template