21 Eki 2008

Şarap Hikayeleri


Eskiden yani küçükken...şarapçı denilen adamlar vardı yollarda...böyle ellerinde şarap şişesi ile bir o yana bir bu yana sallanarak yürürlerdi. Yoksa yürümezlerdi de sızmış ve caddenin bir köşesinde boylu boyunca yatıyor olarak onları görmek mi böyle bir durumu kafamda canlandırmama sebep olmuştu? O zamanlarda yani ben küçükken demek istiyorum...sanki şarap çok sıradan bir şeydi...Sokak adamları içerdi. Onlar şarapçıydı.

***

Bir gün laboratuvarda bir kadavraya bakarken...”bu şarapçıydı herhalde” demiştim. Kararmış bir suratı vardı...ama şarapçı gibiydi sanki.
Sokak adamlarından hani.
Yoksa kadavra neden olsundu...sokak adamı değilse di mi?
O zaman şarapçıydı demek ki.
Bu öylesine hızlı bir şekilde kafamda canlanmıştı ki...Bugün bile bence o adam şarapçıydı diyorum...ama öyle olmadığını içten içe biliyorum.

***

Sonra kolesterolün etkilerini çalışırken öğrenmiştim ki...her akşam bir kadeh kırmızı şarap içmenin büyük yararı vardı. HDL hani iyi kolesterol dedikleri şeyi yükseltiyordu. Kalbe iyi geliyordu.

***

Ne çok şarap vardı...dünyanın her yerinde sanki insanlar en iyi şarabı yapmak için yarışıyorlardı. Bir sürü ülkenin şarabını tatma fırsatım olmaya başlamıştı. Bir gün bir şarap markası keşfettim. Çok ucuzdu...Kaliforniya şarabıydı ve 3 dolardı. Evet fiyatının böyle olmasının ise bambaşka hikayesi vardı. 3 dolarlık şarap bir çoğunun gözünde uydurukken.
Ama bu öyle değildi.
Çok zengin ve diğer işlerinin yanı sıra şarapçılık ile de uğraşan bu Kaliforniyalı karı koca...bir gün ayrılırlar.
Kadın o kadar kızgındır ki kocasına...boşanmadan sonra kendisine kalan şarap işindeki bütün şarapları ucuza satmaya başlar..ama çok ucuza. Neden öyle yapar kadın? Çünkü kocasının en çok sevdiği şaraplarmış onlar. İntikamın böylesi de oluyormuş demek ki! (bu şehir efsanesi de olabilir o yüzden hikayeye çok prim vermesek de...şarabın kalitesi kesinlikle fiyatı ile doğru orantılı değil...iyi şarap hakikaten)

***

Mesela normal kalitede sayılacak Avusturalya şaraplarını Boston’da 7 dolara alırken...aynı şarabın Türkiye’de...37 YTL olduğunu görmek içimi burkmuştu. Bu kadar kazıklanmaya değer miydi? Bu kadar fiyatı koyanlar acaba bizleri nelerden koruyordu?

***

Bir gün “Vicki Cristina Barcelona” filmini izledim. Filmde o kadar çok şarap içiliyordu ve güzel içiliyordu ki...sinema çıkışı eve dönerken elimde bir şarap şişesi çoktan vardı. Eve gelince aynı filmdeki gibi bardağa öylesine çoşkuyla doldurmuştum ki...salyalarıma bile hakim dahi olamamış ve yanımdaki  arkadaşlarıma maskara da  mı olmuştum acaba?

***

Sonra öylesine pahalı şarapları da görüyordum ki ağzım açık kalıyordu. Hani geçen sene yaptığımız çalışmayı pek bir prestijli dergi de yayınlamış ve bizim patronda (hocamız), Boston’un en pahalı restoranına götürüp o en pahalı şaraplardan açtırmıştı ya işte o zaman anlamaya başlamıştım, çoçukluğumun şarapçıları her ne kadar sokak adamları olsa da...

farkettim ki şarapçılar ben büyüdükçe değişmişler.

 

 resim: google images

6 Yorum:

7.oda on 21 Ekim 2008 08:17 dedi ki...

Vicki Cristina Barcelona yı merak ettim, bir araştırayım bulabilecek miyim..
alkolle aram fazla iyi değil.. senede bikaç kez içiyorum sanırım :)
ama kırmızı şarabın faydalarını birgün okuyan babam, bana her akşam bir bardak kırmızı şarap içmemi söylemişti..
zor demiştim ben de epey zor..

sonra bir gün kardeşimin eski sevgilisi.. istanbulda..
o zamanlar evliyim, ve berbat dönemler.. arada ona kaçıyorum.. Fransız bir aileden öğrenmiş, kırmızı şarap ve kola karışımı..
1/3 kola, 2/3 kırmızı şarap
oran bu..
denemiştik..
muhteşemdi..
sonra ben dewine her gittiğimde kolalı kırmızı şarap içtik :)

şimdi yazınızı okuyunca yine içimden evet kırmızı şarabı hayatıma sokmalıyım diyorum..

beenmaya on 21 Ekim 2008 11:08 dedi ki...

hala var o şarapçılarda sokaklarda hala...

Aydan Atlayan Kedi on 21 Ekim 2008 13:34 dedi ki...

Şarap bana hep huzuru ifade etmiştir nedense. Hani rahatken daha da rahatlamak için, keyifliyken daha da keyifli olmak için içilen bir içki gibi. Ya da ben öyle yapıyorumdur belki :)

Biraz on 21 Ekim 2008 15:23 dedi ki...

@ 7.oda her ne kadar oyle her aksam icilmesi tavsiye edilse de..ben de herhalde ayda 3kez filan icerim...Kola kirmizi sarap tarifini denemek lazim merak etiim simdi. Vicki Cristina Barcelona, Woody Allen'in en yeni filmidir. GAliba Agustos 2008'de vizyona girdi...ama ne diyeyim "The Fall" gibi degildir. :) Baska etkileyici bir film ise "Tell no one" fransiz filmidir ve hakikaten cok iyi bir filmdir. Sarap tarifi icinde yorum icin de tesekkurler:)

@ beenmaya belki de eskiden bu kadar cok degildi o yuzden goze tek tuk olunca mi acaba daha cok carpiyordu?

@aydan atlayan kedi Ben de oyle keyifliyken ve daha rahatlamak icin icmeyi severim...her gun icmek zor benim icin.:)

ezgi umut on 22 Ekim 2008 10:09 dedi ki...

Yorum yazdım yine silindi bağlantım kopuyor. sayfanızı kutlamıştım. yeni başlık ne güzel olmuş. Bi yabancılar partisinde hasta hasta içtiğim sıcak şarabı unutamam, iyileşmiştim içindeki otlardan mı ne..içme konusunda herşeyin düzgün olduğu anı beklemekten pek olmaz...vergilerin amacı belli. yakında bi kısmı fabrikalarını sirkeye çevirecek... Fotoğraflar güzeldi. Fotoğraf makinenizle mi çektiniz videoyu...sağlıcakla...

Biraz on 22 Ekim 2008 17:54 dedi ki...

Zaten boylesine vergilerin konulmasi her alanda guzelce (!) uygulanmakta galiba...
Videoyu evet fotograf makinasiyla cektim. Cok kaliteli olmadi ama en azindan o an goruntulu olarak da belgelensin istedim.:)

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template