17 Eki 2008

Nehrin karşısındaki kütüphane


Gereksin gerekmesin ayda bir kez mutlaka banyo olurum...Temiz olmak lazım.

Ne oldu ki?
Ayda bir kez fazla mı? Bence hiç de değil gayet ideal...

Şaka yapıyorum yahu!...
Yoksa şaka yazıyorum mu demeliydim?

Evet elbette şaka...ayda bir kere banyo mu olunurmuş...?

“Banyo olmak” ne tuhaf cümle...ya da “banyo yapmak”...
banyo yaptım...bir de mutfak bir de salon yaptım...Ne bu şimdi?
Yıkandım desem daha mı iyi acaba?

Neyse...yıkanırım öyle ayda bir değil tabii ki.
Eskiden her sabah ama artık iki günde bir ancak.

Geçenlerde yine otobüse bindim...şu nehrin karşısındaki kütüphaneye gitmek için.

Gazeteler de var orada, eskiden kağıtta olurdu ya...artık o kağıt inceliğindeki ekranlardan okumak çok keyifli.
Elinize alıp aynı eskiden olduğu gibi okuyabiliyorsunuz.
Hatta anında güncelleniyor. Ne diyorlar tam bilemiyorum.
Dijital kağıt mı?...dijital gazete mi?...neyse işte ondan.

Eve de almak lazım ama dışarı çıkıyorum ya iyi oluyor.
Nehir kıyısında yürümek...çevreyi seyretmek harika .

Amma da lafı uzatıyorum di mi?
İnanın sayfa dolsun diye değil...sanki dertleşiyorum gibi geliyor da ondan.

Ne diyordum?

Hah...otobüse binmiştim evet.

Anında yer buldum oturdum...koltukların hepsi koridora dönük ya...tam karşınızdaki insanın suratına bakar gibi kalıyorsunuz.
O bakımdan hemen omuzunun üzerinden bir nokta belleyip oraya bakıyorum.
Gözgöze gelmek tuhaf geliyor bu insanlara.
Halbuki bunların plastik hayatlarına karşın bizim akdenizli ruhumuz var.
Akdeniz gözlerimiz var. Sıcaklığımız var.
Bunlar özenle gözlerini kaçırmaya devam etsinler.

Fakat tam da karşımda oturan bu kadın hiç bir şekilde kaçırmadı gözlerini ona her bakışımda sanki gözleri ile güldü.
Kalbim nasıl da hızlı atmaya başladı.
Bak bak...bakışlar ne etkili oluyormuş...aslında bakışlar değil bu kadının asaletli duruşu ve güzelliği ile birleşen bakışları esas sebep.

O nasıl bir gülüştü... “Aman Tanrım yahu!” diyorum...başka da bir şey demiyorum.

İyi ki bugün yıkanmışım...temiz de kokarım şimdi...
Hep yanımdan geçenlerde o yeni banyo yapmış insan kokusunu duyuyorum ya hoşuma gidiyor.
Şimdi ben de aynen öyleyim.

Acaba...acaba bir muhabbet başlatsam mı?
Yoksa tuhaf mı kaçar? Ya da muhabbet öyle kısa sürer ki başlaması ile bitmesi bir olur. Pişman olurum yine...dünyanın en yüzeysel ve kısa muhabbetini başlattığım için.

Konuşsam mı yaaa?!...30 larında filan vardır...Bana yakın sayılır.

Kendi kendime o kadar sayıklamalara dalmışım ki...Şoförün uyarısıyla irkildim.

“Bayım! Kütüphaneye gelince hatırlatın demiştiniz...geldik. Yürüyen merdiveni indirmemi ister misiniz?”
“Yok sağolun...inerim böyle de...bastonum ne güne duruyor”

O güzel kadın benimle o durakta inmedi...ama eğer bundan 50 sene öncesi olsaydı...
Aynen öylesine olsa bile,
kısacık olsa bile...
hatta dünyanın en kısa ve yüzeysel muhabbeti olsa bile konuşurdum.

Neden konuşmadım...çünkü ruhum ilk otuzlarıma tutunmuş ve hala öyle yaşıyorken, hissediyorken...bedenim...çoktan 2060 yılının tüm ağırlığını taşıyor.  Bu yaşta kolay değil...baksanıza adımlarım bile öylesine küçük ve yavaş ki yarım saatte ancak giderim şu kısacık yürüme mesafesini.


July22,  2060...digitally signed by the user of the TECHS Library

 

7 Yorum:

ferkul on 18 Ekim 2008 00:32 dedi ki...

anladım

Biraz on 18 Ekim 2008 00:54 dedi ki...

"neyi?" diye sorsam. Sorabilir miyim?

NEW YORK MUHTARI on 18 Ekim 2008 03:19 dedi ki...

bundan yillar once bir toplantida tanidigim yabanci bir bey, bedeninin kendisine ihanet ettigini soylerdi.. En ciddi toplantilarda bir muziplik yapmak istemesinde ragmen, derisindeki burusuklar yuzunden insanlarin ondan daha agir basli olmasini beklediklerini soylerdi.

Oykuyu okurken, bir anligina bile olsa birsey soylemesini istemesine ragmen, bedenin ihaneti beni birden gecmise goturdu...

Paylastigin icin sagol...

Biraz on 18 Ekim 2008 04:17 dedi ki...

hakikaten de carpici bir tanimlama..."bedenin kisiye ihanet etmesi" evden cikarken hemen merdivenleri kullanarak iniyorum cunku oyle daha hizli indigimi dusunuyorum...tam kapidan cikmistim ki asansoru bekleyen yasli bir bey vardi...o merdivenleri kullansa diye gecirdim icimden herhalde cok daha zorlu olacakti. Katkiniz icin cok tesekkurler.

öykü on 5 Ocak 2009 18:29 dedi ki...

O kadar tuhaf kı ..Ürperıyorum dusununce.. Kosu yapıyorum mesela haftasonları bı saat ben . Öyle cok sevıyorum kı bu sporu yapmaktan o kadar mutluyum kı.. Kosuorum eve gelıyorum bıseyler ye vecık baska bı program yap.. hıc dokunmuyor..
Yanı sımdı butun bunlar yasamımın dıger bı donemınde sadece hayalım mı olacak.. Gucum kalmayacak mı.. Olanaksız bu dıyorum kendı kendıme ben kendıme o kadar ıyı bakıyorum kı hıc yaslanmıycam ( oysa oylesıne hayal kı bu. Çevremızde bunu yıllar once kendısıne soylemıs yıpranmıs bedenler dolasıyor ) beyınlerı hala genc olduklarını fısıldasada..

7.oda on 19 Ocak 2009 09:27 dedi ki...

öyküyle haftasonu ingilizce çalışırken ona anlatıyorum:
dining room: yemek odası
bedroom: yatak odası
living room: yaşam odası, yani uyku dışında zamanımızı tükettiğimiz oda, oturma odası deniyor türkçede de ya da salon.
bathroom: banyo odası :))

banyo türkçe de daha çok mekan anlamında kullanılsa da aslında yıkanma anlamı da var.. fakat biz yatak odası gibi uzun kullanmayıp banyo odası demediğimizden mekanın adı daha baskınlaşmış sanırım..

ayda bir yıkanma deyince de aklıma bir anım geldi..
izmirde ev arkadaşımın sevgilisi yılda 2 kere banyo yapan bir pislikti :) ve bu 6 ayda bir yaptığı banyolardan birini ben bursadayken bizde yapmak ve benim kesemi kullanmak gafletinde bulundu da.. izmire döndüğümde sarı renk olan kesemi siyah gördüğümde nasıl delirdiğimi anlamayayım :)

ve son olarak da..
gözleri gülen kadınla mutlaka konuşmalıydı adam :)

Biraz on 19 Ocak 2009 16:04 dedi ki...

>7.oda
Konussa daha da uzulecekti...gencligi coktan gitmis yasli bir adamdi ve ici genc bile olsa...

o yuzden hayallerinin guzelliginde kaldi hic bozulmadan...

(bu arada inanamadim yilda iki kez banyo yapmak mi herhalde saka yaptin!)

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template