21 Ara 2008

Onların hayatları



("Scenic World", Beirut)

Bizim kapıcı Adnan efendi çalışkan adamdır.
Bak yine yaptım...ne efendisi...ne kapıcısı!
Ben ona Adnan efendi demem ki hiç.
Adnan’dır o...hem bina görevlisidir.
Kapıcı demek istemiyorum.
Ama yine de demince olduğu gibi arada bir diyorum işte...acaba alışkanlıklarımız gerçeklerimiz mi olur zamanla?

Adnan’dan bahsediyordum.
25 yaşında...bizim apartmanın herşeyi ile ilgilenir.
Elektrik arızalarından tutun da, asansöre kadar tüm problemleri ile uğraşır, canla başla çalışır. Hafif bir asabiliği vardır sanki.

Ama son derece de saygılıdır. 5 yıl önce Sevcan ile evlendi.
İki kız çocukları oldu. Mutlular galiba...Sevcan’ın hep gözlerinin içi güler.
Sıcak bir kız.
Adnan apartmanın herşeyi ile ilgilenir ya...arada bir boş kalınca, sokağın karşısında ki bakkal Necmi’nin dükkanında vakit öldürür.

Vakit öldürmek ne tuhaf bir deyim.
O zaman hepimiz zamanın küçük katilleri mi oluyoruz acaba?

Bakkal Necmi sanki yalnız bir adam. Sabah 7’de açar dükkanını...sonra gece 11’e kadar hep açıktır.
Hipermarketler çoğaldıkça, onun da raflarında ki mallar azalmaya başladı.
Raflarda aralıklarla dizilmiş malları ve çeşitliliğin azaldığını görmek hüzün veriyor bana...Oysa eskiden mallar dolup taşardı.
Hani hastalığa yakalanmış bir vücudun günden güne zayıflaması gibi.

Evet evet yalnız bir adam Necmi, yoksa bu kadar zaman dükkan da geçirilir mi?
Yok yok bence ortada ekmek parasını kazanmaktan daha farklı bir durum var.

Apartmanın giriş katında oturan yaşlı çifte hep gıpta ile bakmışımdır. Seksenlerindeler sanırım. Torunları gelip gider. Çocukları da pek yalnız bırakmaz onları.
Hep güler yüzlüler.
Şakacıdırlar da.
Yüzlerinde yılların getirdiği derin çizgiler var ama bu onları daha da güzelleştirmiş sanki.
Temiz ve huzurlu hayat yaşayan insanlar güzel yaşlanıyor galiba.
Tıpkı mutlu evliliklerin çocuklarının güzel olması gibi.

Ha unutmadan ekleyim. Bu seksenlerine gelmiş çiftin bir özelliği var. Uzun zamandır hayatlarını sanki son günlerinden bir önceki günü yaşar gibi yaşıyorlar. Bir de gizli bir hüzün mü yoksa endişe mi desem bir de öyle bir şey de var.
Hangimiz acaba önce gidecek diye düşünmeye başladılar şu son 5 sene içinde.

Bir üst katta ise apartmana beş yıl önce taşınan bir doktor kızcağız oturuyor.
Kızcağız diyorum çünkü son beş yılını sürekli çalışmakla geçirdi...hala da öyle devam ediyor.
İlk iki senesinde TUS mu diyorlar ne?...Sınavmış galiba....İşte ona hazırlandı.
Kazandı da sınavı...kadın doğum uzmanı olacakmış.
Ama dur durak bilmiyor sürekli çalışıyor. Hep çalış...hep çalış, ne olacak bu kızın hali böyle?
Bırak! Hayatını yaşa biraz.

Zaten hayatını yaşamıyor mu ki?

Hayatı yaşamak için ille de çalışmaktan başka şeyler mi yapmak gereklidir?

Hani Adnan gibi mi yapmak lazım acaba?
Adam evlendi...baba oldu şu son beş sene içinde...diğer yandan o yaşlı çiftin de endişeleri artmaya başladı...Herkesin hayatı farklı işte...belki de çok aynı...tıpkı aynısı...
Bilmemki.

Bakın bu doktor kız gibi biri daha var...böyle hayatı çalışmak olmuş. Giriş katında yaşlı çifte komşu oturan çocuk. Fizik doktorası yapıyor...o da şu son beş senedir nasıl deli gibi çalışıyor anlatamam. Sonunda ne olacak be oğlum?...
Dünyayı sen mi kurtaracaksın? (dünyayı değil ama galiba kendini kurtaracagına inanıyor...insanoğlu çok tuhaf) Sen de biraz yaşasan hayatını. Hadi hakkını yemeyelim...geçen kış bir akşam üstü sokak kapısının tam önünde gördüm onu tatlı bir kızla...Başka da bir şey bilmem yani.

Ama bakın Adnan’a!
Baba oldu baba son beş yılda...söylemiştim di mi?...
Hay Allah yine tekrar oldu galiba...normaldir ben de çok yaşlandım.
Bildiğiniz gibi değil.

Peki bakkal Necmi ne yaptı ki?
O da dükkanını bekledi.
Herkes bir hayatı yaşarken, hayallerinin peşinden koşuyor kendince.

Biz çoğu zaman onların hayallerini görmek yerine kendi düşündüğümüz şekilde yaşamadıklarını gördükçe "nasıl bir hayat bu diyoruz?" galiba.
O doktor kızın da eminim çok güzel hayalleri var.
Yoksa bu kadar çalışmak niye di mi?
Hatta o yaşlı çiftin de hayalleri var.

Bilemiyorum Adnan’ın var mıdır acaba?
Adam son 5 yıla... Tamam tamam sustum. Üçüncü tekrar olacak.

Oysa bir de bana bakın...kimse sormaz bile bana ne yaparım, ne ederim diye?  

Su borularından...duvardaki küçük çatlaklardan tüm apartmanı dolaşırım.
Bilir misiniz? Sizin atalarınız daha ortalıkta bile yokken benim atalarım 250 milyon yıl önce bu dünyada vardı. O günden bugüne de hiç değişmedik biz. 

Hatta çok ilginç bir şey daha söyliyeyim...
Biz var ya biz!
Ölümcül dozdaki radyasyona, siz insanlardan 15 kat daha fazla dayanıklıyız.
Ama diğer taraftan sizin gibi uzun yaşayamayız biz...1 yıldır en fazla.

Fakat bazen istisnalar biz hamam böceklerinde de olur...Mesela ben beşinci yılımı bitiriyorum. :)


***
Not: Bu öyküm ilk olarak MB'de yayımlanmıştır. Buraya alırken üzerinde çok hafif değişiklikler yaptım sadece...

3 Yorum:

öykü on 1 Mart 2009 16:12 dedi ki...

Tanrımm:))
Bunlar heryerı sarmıs BİRAZ heryerı

Ben baska bı gezegen arasaam ıyı olacak:)

Biraz on 1 Mart 2009 19:30 dedi ki...

belki de baska gezegenden gelmislerdir...radyasyona bile bu kadar dayanikli olmalari tesaduf mu acaba?

7.oda on 10 Şubat 2010 19:41 dedi ki...

evet bizim gibi olmayan hayatlara bakıp, onların adına üzülüyoruz nasıl böyle yaşayabiliyorlar diye.. oysa onlar öyle mutlular !! sadece biz anlayamıyoruz :)
mesela hiç kitap okumayan birini gördüğümde üzülüyorum onun için..
oysa o üzgün değil ki ! gayet memnun kitapsız bir hayattan !
anlamak ne zor bazen..

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template