2 Ara 2008

Tuhaf hikayeler IV: Ben şanslılardanım.


Şimdi çıktım yine gün ışığına, harika bir duygu bu! 
Sürekli kapalı kalmak inanılmaz sıkıcı bir durum.
Gün ışığı kemiklere de  yararlı zaten.

Keşke hiç kapalı kalmasam.
Her ne kadar yalnız olmasam da ve hatta etrafımda arkadaşlarım da olsa yine de bu karanlıkta kalma durumu bozuyor beni.

Dışarı çıktığım zamanlarda ise kimileri benimle dalga geçiyor, türlü şaklabanlıklar da yapıyorlar.
Ama olsun herşeye değiyor...gün ışığını alıyorum ya...

Eskiden böyle miydi halbuki?

En çok iş gören bendim.
Bir saygınlığım vardı...milyon dolar değerindeydim...değerindeydik.
Ama herşeyin bir sonu var işte...eşim nerede bilmiyorum.
Ben buradayım ya bir onu bilirim.

Uzun zaman oldu buraya geleli.
Bazılarımız genç gelmiş, ben ise...galiba orta yaş diyeceğim bir zamanda geldim.
Uzun lafın kısası epey oldu burada kalmaya başlayalı.

Bazen elden ele dolaşmak tuhaf geliyor. Yakından bakılmak da...Ama insanlığa hizmet ettiğimi düşündükçe....iyi hissediyorum...sadece arada "eşim nerededir şimdi?" diye düşündükçe, hüzün basıyor içimi ister istemez.

Bakın yine seslendi hoca öğrencilerine “Arkadaşlar bütün kemikleri kutulara geri koyalım. Evet evet masanın üzerinde duran ‘femur’ u da alın lütfen...ders bitti.

Duydunuz di mi?

Bana seslendi femur dedi...evet benim adım femur...vücuttaki en uzun kemiğinizim.

Bir zamanlar hayat vardı...hareket de vardı.
Bir futbolcunun hayatındaydım.
O yüzden milyon dolardık. Ama galiba herkes milyon dolar. Çünkü kaybedince farkediyoruz değerini her şeyin.

Hiç bitmeyecek gibi yaşıyoruz.

Ama geçip gidiyor işte her şey.

Belkide ben şanslılardanım...hala gün ışığını arada bir de olsa görebiliyorum.


6 Yorum:

YALNIZLIK OKULU on 2 Aralık 2008 10:42 dedi ki...

daha ne isterki bir insan gün ışıgını gördükten sonra...

beenmaya on 2 Aralık 2008 13:51 dedi ki...

:)) güzel...

Aydan Atlayan Kedi on 2 Aralık 2008 14:30 dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın ne güzeeeel ne güzel :)
Biliyor musun felsefenin, bilimin bu şekilde anlatılması gerektiğine inanıyorum ben. Bir öyküyle harmanlanarak. Kim sevmez öykü dinlemeyi değil mi? Ve bence en iyi öğrenme biçimidir bu. Ellerine sağlık...

Biraz on 2 Aralık 2008 20:16 dedi ki...

>yalnizlik okulu
ve degerini de gorurken bilebilmek en guzeli

>beenmaya
:) napiim yazmadan olmazdi bunu

>Aydan Atlayan Kedi
Bu kemikleri ogrencilere filan gosterirken aklima geldi...mesela su anda elimde tuttugum kemik dedim sahibine yasarken soyleselerdi bak var ya senin sol bacak oyle mezarda filan durmayacak laboratuvarda bir kutu da duracak...O zaman kemik gozuyle yazmak istedim,...nasil oluyor acaba, ne yapiyorlar diye :)

rebelon on 2 Aralık 2008 21:57 dedi ki...

bir kemiğin hayat hikayesi ne kadar uzun ve sıkıcı olabilir ki .gün ışığı görecem diye bekliyeni de var sonsuza dek görmeyeni de

7.oda on 13 Temmuz 2009 14:02 dedi ki...

köprücük kemiğinin hikayesini de yazar mısın?

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template