26 Şub 2009

Uzun yaşamak kim ister?



(The Prayer,  Josh Groban-Charlotte Church)

Ben istemem mesela.

Uzun yaşam ve yaşlılık  birbirlerinin ayrılmaz bir parçası...doğal olarak.


Her an yaşlanıyoruz. Ama bir noktadan sonra yaşlanmanın yıkıcı gücü ortaya çıkıyor.
Pek çok insan uzun yaşamayı isterken, güzel bir yaşlılığın hayallerini kurar.
Tıpkı genç bir kızın beyaz atlı prensini beklemesi gibi bekleriz yaşlılık zamanlarını. 

Ütopiktir birazcık.


Güzel bir yaşlılık geçireyim.
Gümüşe çalan saçlarım olsun, kitabımı alayım, okuyayım.
Sonra biraz torunlar ile filan da oynarım.

Çoğu zaman bunun yerine şöyle gerçekleşir olay.
(Hayır! Duymak is-te-mi-yo-rum.)

Saçlar fena halde dökülür.
Beyazlasa o da iyi.
Ama hem dökülür, hem beyazlar.
Göbek filan iyice çıkar bir ara...sonra ileriki yaşlarda zayıflık başlar.
Derimiz iyice suyunu çeker. Kupkuru kalırız...bir deri bir kemik.

Yüzdeki kırışıklıklar, lekeler artar. Gözler az görmeye, kulaklar az işitmeye başlar.
Tat duyumuz körelir.

Bu arada...
Arkadaşlarımız birer birer azalır.
Uzun zaman sonra adımızı söyleyen olmaz...amca, teyze, dede, nine olmuşuzdur artık.

Adımızı bile söylenmeye söylenmeye unuturuz.
Tıpkı şimdilerde kendi telefon numaramızı hemen hatırlayamadığımız gibi...unuturuz.

Ve hatta...bir de...

“Aaaaaaa!!!! Yeter ama ne biçim bi yazı bu böyle! Okumicam devamını...moralim bozuldu yav!”

Yok yok demeyin öyle...okuyun birazcık daha.

Demek istediğim genç(!) yaşlarımızdan ileriye doğru bakınca sanki her şeyimiz aynı kalacak ve o şekilde yaşlanacağız diye düşünürüz. Ya da bu yukarıda saydıklarımızın bize de uğrayacağını önce aklımıza getirmek istemeyiz...sonra ise düşünmek bile istemeyiz.

Hayat hakikaten güzel.
Zor ama güzellikler ile dolu hiç bir lafım yok.
Gayet tabii herkes ister uzun yaşamayı.
(yazımın ortasına geldim...fikrim değişmedi...yok ben istemiyorum hala)

Şimdilerde bilim adamları eskisinden de yoğun bir şekilde uzun ama kaliteli yaşam için pek çok çalışma yapıyorlar.

Hayatın sırrı cözüldü! 120 yaşına kadar yaşayabilirsiniz gibi saçma haberleri bunun dışında tutuyorum.
Evet yani 120 yaşına kadar yaşayın da...ama yürürken saatteki adım sayınız 10 olabilir. 
(evet abarttım...5 diyelim)

Gerçekçi bakınca, amaç sadece uzun ve yaşayabildiğin kadar yaşa değil artık.
Amaç 80 yaşınıza geldiğinizde de 50’li yaşlardaki kaliteniz ile yaşamak.
Kısacası ömrü uzatmak yerine kalitesini yükseltmek önemli bu yeni ekolde.

Biyolojik saatimizin yavaşlatılması ile ileride bu mümkün olacak…detaylara girmek işleri çok karıştıracağından kısaca biyolojik döngümüzü yöneten bir takım genlerin birbirleri ile nasıl etkileştikleri tıpkı bir şehrin yolları gibi çözümlenmeye başladığında…bunun ilk faydalarını da görebileceğiz.

Biraz şanslı biraz şanssız bir dönemde yaşıyoruz. Çünkü bir takım gelecek vaad eden çalışmaları görüyoruz ama ne yazık ki bunlara yetişme ihtimalimiz çok yüksek değil.

Belki her devir geçiş dönemi diye düşünebilirsiniz…ama şu yaşadığımız zaman dilimi hakikaten ufukta görüp de sadece bilmek ile yetinebileceğimiz bir dönem.

Bu bakımdan eğer 40lı yaşlarıma gelince 20 yaşındaki kalite ile (biyolojik ve fizyolojik kalite) yaşayacaksam ileride de yine aynı oranı koruyacaksam, o zaman isterim söyle bir 80e kadar yaşamayı.

Hımmm...80 de çok uzun değil aslında…neyse olsun bakalım.

 (Bu yazım ilk olarak MB’de yayımlanmıştır.)

11 Yorum:

saba dedi ki...

Yaşam güzel ama bir o kadar da çirkin nereden baktığına ve görüp, görme isteğine bağlı bir karar.

Görüpte gördüğünü unutmak isteyip unutanlar, görmeyi beceremiyenler, görmenin en şiddetlisini yaşayanlar, orta karardan başka yolu yok diyenler... gibi bir sınflama yapılabilir.

Yaşlanmak konusunda ise fikrim net, yaşlanmak oldukça iyi, hayat pratiğin o kadar artıyor ki eskide boş yere çektiğin yaş bunalımlarını çöpe atıp, seke seke şarkılar söylüyor yaşıyorsun.

Toplum normları seni bağlamıyorsa (gerçekten)yaş bir mucize.

Tabii sağlık konusunda kendini bırakmışsan yaş en berbat hal alıyor. BİRAZ, benden daha iyi bilirsin bunu ama benim fikrim sağlık=moral

En azından öyle yaşadağım ve inandığım için ilaçları tanımadan geçen yaş dizgisinde yaşlanmayı, içimin aklığının saçlarımda belirmesi hoşuma gidiyor açıkçası...

Evren on 26 Şubat 2009 09:36 dedi ki...

22 yaşımın en edli günlerini yaşarken ve sigara içerken fakültenin giriş basamaklarına oturmuş dşünüyordum: 5-50 yeter bana fazlasını istemem diye... 40 lara yaklaşıyorum ve umarım beni duymamıştır diyorum. :) fazlasında gözeüm yok, yapmak istediğim bir kaç şey var 20-25 bilemedin 30 yılda tamamlarım ben onları...

sufi on 26 Şubat 2009 09:48 dedi ki...

18 yaşlarımda limitim 32 idi yeter insanlar yaşadıkları kadar yaşamış derdim.O yaşı geçtim "Allah canımı alsa da kurtulsam" çok dedim ama dilimin ucuyla söylenen sözdü.Sonra 40-50-60...Biyolojik yaşım belki 30 lu yaşlardakiler gibi.İlaç ve doktora Allah muhtaç etmesin.Amaaa,yüzdeki çizgilerime aynadaki görüntüme söz dinletemedim.Yine de ben beni seviyorum.Elbisem, tenim eskiyince değiştirir yine gelirim diyorum.Sevgilerimle.Dilek.
H
A
Y
I
R...Ben daha çocuğum...

guguk kuşu on 26 Şubat 2009 10:05 dedi ki...

Hiç birzaman allahım öleyimde kurtulayım demedim. Hayatı herşeye rağmen sevdim. Uzun yaşamak isterim tabii koşullar iyi olursa. Ama görüyrum ki ciddi sağlık problemleri olanlarbile bi yerden tutunmuş hayata, iyileşmek istiyolar. niçin? yaşamak için. Hani green miles da fare gibi adamda ölümsüz oluyodu ya. Ama sevdiklerinin bir bir yitip gittiğini görerek...işte ona gelemem. anca beraber kanca beraber. Ellerine sağlık birazcım.

Ateş Böceği on 26 Şubat 2009 11:57 dedi ki...

her geçen gün biraz daha biraz dah 20'lerde 30 olmak için 40'larda 50olmak için çalışıyoruz doymuyoruz ne yaşamaya nede yaşlanmaya çocukken büyümek için verdiğimiz mucadele büyüdüğümüzde çocukluğa dönüyor mesela ben kendimi 80 yaşında hayal bile edemiyorum :)

Nily on 26 Şubat 2009 12:21 dedi ki...

eskiden 45-50 yaşlarında birilerinin ölüm haberi geldiğinde vah vah çok gençmiş dedikleri zaman hiçbir şey demesem de içimden nesi genç diye düşünürdüm. çok büyük gelirdi. şimdi düşününce Evren'in dediğine katılıyorum, umarım beni duymamıştır. çok yaşamak gibi hevesim olmadı hiç.. ama kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceksem eğer yaşlılığı da yaşamak isterim. benim dedeme bakıp, tenindeki kırışıklarla oynadığım gibi torunlarımın benimle oynamasını isterim. aslında çocukluktan bir başka çocukluğa gitmekte olan yolda, seninde dediğin gibi, kaliteli bir yaşamla yol alabileceksek bence yaşlanmak o kadar da kötü olmamalı hatta keyifli bile olabilir.

aysema on 26 Şubat 2009 13:32 dedi ki...

82 Yaşındaki kayınvaldem, 85 yaşındaki 65 yıllık eşi kayınpederim öldüğünde daha ne yaşadık ki, dedi...

Yaşam güzel, insanı ayakta tutan ise yaşama sevinci galiba. Elden ayaktan düşmeden, kaliteli bir yaşamı kim istemez ki?

Sağlıkla nice güzellikleri paylaşmak dileğiyle...

beenmaya on 26 Şubat 2009 15:41 dedi ki...

uzundan ziyade sağlıklı, dolu dolu tadını çıkara çıkara yaşamalı derim ben :)))

özii on 26 Şubat 2009 16:15 dedi ki...

Tam da yazının ortasında bu ne yaaa demeye başlamıştım , gerçekten yerinde bir tespit olmuş.

Ben de yaşlılığı kabul etmek istemeyenlerdenim ama ne fayda. Beyin kabul etmesede beden ne kadar direnebilir .

İşte ben de bu yüzden 30 - 35 yaş arası en ideal yaştır , en verimli en olgun . Hep böyle kalmak istiyorum lütfen bir mucizee olsunnn....

Biraz on 27 Şubat 2009 03:24 dedi ki...

>saba
ya da moral=saglik da diyebiliriz kimi hastaliklar moralsizken bizi fena halde daha cok yakaliyor...bagisiklik sistemimizi zayiflatiyor moralsiz olmak.

>Evren
saglikli ve dinc olduktan sonra yasin onemi cok yok...ama o sagligi koruyamiyoruz iste:(

>Sufi
Mesela ben de hic buyumek icin acele etmedim.,..sabirsiz olmadim...30luyaslar cok geliyor ken simdi sasiriyoprum oyle dedigime?!

> guguk kuşu
olup de kurtulmaktan ziyade yaslilik surecini anlamak lazim...hayallerimizdeki gibi diil pek:(

>Ateş Böceği
simdi hani dedim ya uzun yasamak istemiyorum, ben de simdi kesin 90a kadar yasarim:))

>Nily
kaliteli bir hayat surebilmenin bir diger kosulu da cok streslenmemek ve saglikli beslenmek..yuvarlak laflarmis gibi geliyor ama cok kolay aslinda bunlari yapsak..yapabilsek...Hayati cok ciddiye aldigimizdan olacak...stresyakamizi birakmiyor. Ama hayat bizi pek de ciddiye almiyor...en onemli yerinde film bitebiliyor:)

>aysema
Sevgili aysema dileklerine ben de aynen katiliyorum.

>beenmaya
bence de...zaten ben de bunu vurgulamaya calistiydim.

>özii
Biyoloijik olarak kac yasinda olursak olalim...ruhumuzun tutundugu bir yas var...ve o hepoyle kaliyor.

Brajeshwari on 27 Şubat 2009 23:57 dedi ki...

Güzel yaş almak, güzel yaşamak önemli.. Evet hepimiz bu döngüden geçeceğiz ve ne yazık ki bilmiyoruz nasıl yaşlanacağımızı, hep genç kalacağız sanıyoruz. Yazının en vurucu tarafı bence buydu.. Yaşamın kalitesini arttiracak yeni formüller iyi, ama asla bir son olmayacak diyen henüz çıkmadı:)

Sevgilerimle..

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template