9 Eyl 2009

İstanbul sular altında


Lafı fazla uzatmadan, açılış cümleleriyle...ya da giriş gelişme sonuç endişesinden bağımsız olarak hemen yazmak istiyorum düşündüklerimi.

Yağmurun bu şekilde İstanbul’a geleceği belliydi.
En azından gerekli uyarılar yapılabilirdi.
Mesela en basitinden "yağma" durumuna önlem alınması bakımından "yağma" yapacakların kanunun el verdiği en şiddetli ceza ile cezalandırılacağını ve SIFIR tolerans ile müdahele edileceği duyurulabilirdi.

Bugün basına yansıyan manzara tam bir sefillik ve cahillik görüntüsüdür.
Hatırlıyorum bundan bir on sene önce bu kadar olmasa da, yine İkitelli otobanını sular altında bırakacak kadar yağmur yağmış, "yine" oradaki dere yatağı taşmıştı.
Eğer yaşadıklarından ders alan insanlar olsaydık. O dereyi de, çevresini de düzene koyardık. Bugünkü gibi bir olayda ya da daha hafifi ile yüzleştiğimizde bu rezillikler yaşanmazdı.

Kimse işinin ehli olmadığından ve günü kurtarma gayreti içinde yaşadığımızdan olacak, sürekli bu rezillikler başımıza geliyor.
İyi ki İstanbul ve diğer şehirlerimiz yılda bir iki kez kasırgaların uğradığı bir coğrafyada değil.

Yağma görüntülerini görünce ise tiksindim!
Eğitimsizliktir bu, açlık ya da fakirlik kesinlikle değil.

1999 depremi olduğunda ailem de bir süre hem korkudan hem de binaların sağlamlığı bilinmediğinden ve de sürekli yaşanan artçıllardan dolayı dışarda, çadırda kalıyorlardı (Büyük halamız vermişti çadırı).
Ben de burada dağ sporları malzemesi satan bir mağazaya gitmiş ve çadır bakıyordum bizimkilere gönderilmek üzere.
Mağazanın müdürü olduğunu sonradan öğrendiğim “Bill” bana nasıl bir çadır baktığımı sordu. Dağcı ya da kampçı olmadığımı depremden dolayı aileme iyi bir çadır almak istediğimi söyledim.
“Şunlar iyidir, bunları seçebilirsin” diye gösterdiği çadırdan iki kişilik olanı seçtim. Oldukça iyi bir çadırdı. Yaz kış kullanılabilecek bir çadır. Sonra anne ve babamın hangi renkleri sevdiğini sordu. Hiç düşünmemiştim daha önce.

“Mavi ve kırmızı” deyiverdim.

Mavi ve kırmızı yumuşacık iki battaniye getirdi.
“Bunlar benden anne ve babana hediyemdir” dedi.
Buna gerek olmadığını söylesem de ısrar etti. Kabul etmemek kabalık olacaktı. Teşekkür ettim.

Kasaya gittim ödemeye. Çıkan hesap doğru değildi. En az 300 dolar olması gerekirken 90 dolar bir fiyat söylediler.
“Yanlışlık var. Sadece çadır 259 dolardı” dedim.
Yanlışlık yok mağaza müdürümüz (Bill)söyledi dedi.
Gözlerim onu aradı, böyle yapmasına gerek yoktu demek için ama yoktu. Ortadan kaybolmuştu. Bilhassa kaybolmuştu.

Odasına gittim. Israr etsem de kabul etmedi indirimi geri almayı.
Teşekkür ettim tekrar.

Çadırı bir doktor arkadaşımla gönderdim.
Bizimkiler o çadırda bir süre daha kaldılar.
Bir kaç zaman sonra bir haber geldi. Bizimkilerin çadırda olmadığı bir an. Çadır bıçakla kesilmiş ve içine girilmiş. İçerde ne varsa alınmış...pardon ne alınması ÇALINMIŞ!
Çalınan şeyleri bir bilseniz o kadar sıradan o kadar basit şeyler ki!

İşte bugün de ,yağmacıları gazetede görünce tiksindim.
Aklıma bu yaşadığımız olay geldi.

Sular çekildiğinde umarım ders alınır ve gerekli önlemler neyse artık hepsi ona göre uygulanır.
Şu son satır ne kadar da ütopik değil mi? İnanmadan yazdım ne yazık ki!
Bu dileklerin olabilmesi için önce her iş kolunda işi hakkıyla ve bilgiyle yapanların olması gerekiyor. Hani hatta belediye başkanlarının bile konularının uzmanı olması gerekiyor.

Herkese çok çok geçmiş olsun!

NOT: Dün tesadüfen dükkana giderken gözüme çarptı. Yolun kenarında bir afet işareti vardı. Sel baskınlarında bu yol kullanılacaktır diyordu. Yani her türlü kurtarma ve şehri boşaltmak için. Halbuki yaşadığım yer öyle afetlere nadiren maruz kalan bir yer, hani İstanbul gibi hani 80 yılda bir belki.

7 Yorum:

beenmaya on 9 Eylül 2009 18:50 dedi ki...

kültür başkenti İstanbul'dan bahsediyoruz değil mi şu anda...

oysa ben bugün İkitelli yollarındayken İstanbul gibi bir şehirde yaşıyor olduğumun farkında değildim...

gerçekten şaka gibi...ama bu şakanın ucunda ne yazıkki hayatını kaybeden, ve kayıp olup hala bulunamayan canlar var...

öykü on 9 Eylül 2009 21:04 dedi ki...

Bızler deprem rıskının cok buyuk oldugu bı kentte İstanbul da yasıyoruz
ve ben depremden cok sonrasında olacaklardan korkuyorum dedıgımde
bı kez daha ne kadar haklı oldugumu gormekten derın uzuntu yasıyorum :(
( yagmalama )

Ali İkizkaya on 10 Eylül 2009 08:14 dedi ki...

Kendin den Amerikadan biliyorsun; öyle hep aynı şehirde yaşamak yok. Amerika iş için ordan oraya gidip duruyor. Bizimkisi bir ambar darı, bir milyon fare misali. Deprem de insanlar külahlarını önlerine koyup düşünmeliydi. O zaman bu memlekette ne doğu sorunu olurdu ne de gelir dağılımında adaletsizlik. Sen her şeyi tek yere doldur, ona da bir şey olunca bağır. Aslında ciddi adaletsizlik var. Anadoludaki de aynı vergiyi veriyor ama telefon arızasında aylarca onarım bekliyor. Kaynaklar eşit paylaşılmıyor. Türkiye nüfusunun 1/3 ü İstanbulda. İstanbuldan buralara göçerken bir baktımki; tam körler ve sağırlar birbirini ağırlar durumundayız. Talep olduğu için İstanbul da her yeri imara açtılar. Ben 5 nesil İstanbul lu bir ailenin çocuğu olarak kendi kentimden göçtüm. Nufus planlaması ve coğrafi dağılımı yönetmek lazım. Tır garajı niye orada diye soran oldumu. Yine yurdum insanının aklı. İhracat yapan tekstilcilerin dibinde diye. İstanbulda nerdeyse millet arabayı yatak odasına alacak.
Bir de 1988 senesinde Kanada da yaşayan iki Türk mimar şehir planlamacının İstanbul projeksiyonları bugün çıkıyor. Gazeteden kesip saklamıştım ama bulamıyorum. Harfi harfine bilmişler adamlar. Demişsin ya CEHALET. Kendi hapishanemizi, mezarımızı yapan CEHALET. Hadise deki küçük olaylar altında yatan detaylara bakmak lazım. Mühendislik analitik bir zekayı gerektirir. Ama nerde sorgulayan analitik düşünce. Kendinden bile şüpheye düşecek kadar.
Sevgiyle.

Abi on 10 Eylül 2009 08:20 dedi ki...

rezil memleket, rezil insanlar, rezil yönetim... hepimiz bu rezilliğin bir parçasıyız...

FUNdy on 10 Eylül 2009 12:34 dedi ki...

Istanbulun yonetimini Singapura ya da Norvece outsource etmeliyiz...

Biraz on 10 Eylül 2009 16:19 dedi ki...

>beenmaya
kultur baskenti kalplerimizi isitiyor ama bu guzel sehri neye cevirdik...yazik.

>oyku
insanlara yardim etmek varken camurlara yagmalamak icin girenlerin gundelik hayatlarinda ne igrenclikler yaptiklarini tahmin bile etmek istemiyorum.

Biraz on 10 Eylül 2009 16:22 dedi ki...

>Ali Ikizkaya
Sevgili Ali, cok dogru, buralarda insanlar ille de bir yerde kalicaz diye zorlamiyorlar. Neresi hayatlarina uygunsa oraya gidiyorlar.

Gecen gun yoldaki o levhayi gorunce o zaman ne kadar plansiz oldugumuzu daha da farkettim.

>Abi
elbette tekrar tekrar secersek basarili olmayanlari onlar da birlikte surukluyorlar bizleri gittikleri yere.

>FUNdy
bilmem ki ise yarar mi?

 

Blog Listem

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template