20 Nis 2010

Beyin göçü

Beyin göçü ne acıklı bir durumdur di mi?
Onca insanı yetiştir sonra gitsinler ve dönmesinler.
Ya da hemen dönmesinler.
Ya da dönsünler ama yeniden gitsinler.
Lafı uzatmadan, şunu söylemek isterim. Göçen beyin değildir.
Bedendir!
Bilim insanı dünyanın neresine giderse gitsin, yaptığı çalışmaların “insanlığa” yararı vardır. Özellikle bunu fen ve tıp alanlarındaki çalışmalar için söylemek isterim.  Bulduğunuz bir tedavi yöntemi sadece kendi toplumunuza değil, dünyanın tüm insanlarına yararı dokunacaktır.
Hem daha da ötesi ise kimi teknolojiler ve bilim dalları ülkenizde gelişmemiş olabilir. Yeterli olgunlukta olmayabilir.
Amanın da ben beynimi göç ettirmeyeyim diye kasıp oturursanız...aynen o olur! Kasıp oturursunuz. Halbuki gidip öğrenip gelseniz ya da gelmeseniz de o işi en iyi şekilde yapacaksanız ve öğrendiğiniz ilim ile etrafınızı aydınlatacaksanız bunun artık beyin göçü ile filan ilgisi yoktur.

Geçenlerde ABD’de yaşayan bir bilimadamımız (
Murat Günel) beyin anevrizmalarında önemli olan 3 gendeki mutasyonları ortaya çıkardı. Bu çalışma dünyanın en saygın dergilerinden Nature Genetics’te yayınlandı. Bu buluş insanlığa katkıdır. Artık bu noktada sınırlar kalkmıştır işte. Daha ötesi bizim topraklarımızda da eğitim almış sonrasında da başka bir ülkeye giderek daha da iyi bir eğitim ile bugün o çalışmayı sonuçlandıracak düzeye gelmiştir.
Bu noktada beyin göçü diye ağlaşmak ise tamamıyla yüzeyselliktir.
Yurt dışından dönen beyinlere de öyle çok özen gösterilmediği de ortadayken bırakın bilim insanları, bilimsel çalışmalarını dünyanın neresinde imkan buluyorlarsa orada yapsınlar.
Bu yukarıda sözünü ettiğim bilim adamımızla Milliyet gazetesinde bir mülakat da yapılmış. Orada gazetecinin sorduğu bir soru var, günde kaç saat çalışıyorsunuz ? diye soruyor. Saatimiz olmaz ki biz bilim insanlarının diyor.
Çok güzel bir cevap bu.
Bizim saatimiz yok ki. Hakikaten öyle!
Gecenin bir saati yataktan  fırlayıp haftalardır düşündüğüm bir problemin çözüm yolunu bulmuş ve sabaha kadar devam etmiştim çalışmaya. Prostat ve meme kanseri hastalarının erken teşhisine yönelik bir çalışmanın küçük bir parçasıydı bu çözümünü bulduğum şey. Bunun etkisi sadece o ülkeye mi yarayacaktı?  Yoksa bundan muzdarip olan tüm insanlara mı?
Aylar boyunca günde 4-5 saat uykuyla yaşadığım zamanlar olmuştur.
Dokuz beş hiç çalışmamışım ki.
Sınırı yok ki...saatler hatta günler geçip giderken...Günde kaç saat çalışıyorsunuzun? cevabı bu yüzden olmaz...olamaz ki.
Bilim insanı olmanın bence en güzel ve zevkli tarafı ise  işiniz hiç rutin değil. Her defasında bir şeyler ama hep
yeni bir şeyler çıkıyor.
Beyin göçü değil  beden göçüdür dedim yazının başında. Böyle dememin en büyük sebebinin bir başka boyutu daha var Onu da kısaca yazayım; uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz bilim adına ve hayatınız oluyor bu yolculuk. İstediğiniz zaman ülkenize gidemiyorsunuz. Zengin çocuğu değilseniz, öyle zırt pırt ülkeye gidip de hasret gideremiyorsunuz. Bunun dışında kimi zaman işiniz engel oluyor, ya da eğitim aşamasındaysanız, okul kuralları, dönemleri...vs.
O yüzden bir göç varsa o da bedenin göçüdür.
Geri kalan beyin göçü tartışmaları ise boş ağlaşmalardır.



8 Yorum:

FUNdy on 20 Nisan 2010 10:28 dedi ki...

Ben benzer seyi tarihi eserler icin soylerim. Yahu bu eserlere bi ulkede geregi gibi deger verilmiyorsa varsin baska ulkelerin muzelerinde sergilensin. Nihayetinde bu eserler insanliga ait. Tabii fena olmazdi dogduklari topraklarda varolmaya devam etselerdi ama olmuyosa...? Ote yandan insanliga hizmet tamam da hep tuketen tarafta olmak durumu var goc veren taraflarda... Her turlu gocun altinda toplumsal bir eksiklik var... Insanim gidiyor ve uretiyor oralarda biz buralarda tuketiyoruz...sonra da o aradaki ucurum acildikca aciliyor, buyudukce buyuyor. Gidip uretmek isini yapan adamin hakki onemli olan ona o ortami saglayabilmek. Amerika bu isi kokten cozmus bi basari hikayesi...

NzN on 20 Nisan 2010 10:57 dedi ki...

Beyin göçü ya da beden göçü diye tanımlanan durum temelinde ayrımcılığa dayanıyor. Tamamen egodan beslenen negatif bir olgudur.
"Dünya insanı" olmak, şu anda bu fiziksel dünya üstünde yaşayan o kadar az insan için gerçek anlamının karşılığını bulabiliyor ki! Ben asıl buna üzülüyorum. Hala sen, ben, o, onlar, bunlar, benimki, seninki diyerek yaşıyoruz. Oysa senin benden, benim de senden ne farkımı var ki? Bunu özümüzde tekrar keşfetmenin ya da belki hatırlamanın yolunu bulabildiğimiz zaman her şey bambaşka olacak. İşte o noktada kimin beyni kime göç ediyor gibi soruların anlamı olmayacak. Bunun bir karşılığı olmayacak çünkü.
Ben heyecanla bu günleri özlüyorum...

BackyardFlyer on 20 Nisan 2010 16:41 dedi ki...

Bir problemle ugrasirken ve dusunurken kac kere kirmizida gecip yesilde durdugumu hatirlarim...

En guzel uykuda ne zamandir bilir misin? Problemi dusunmussun dusunmussun kasmissin...Yatiyosun...Hala kafanda donup dolasiyor tilkiler...Bi anda bi isik yaniyo ve ZINK cozum ortaya cikiyor...Iste o andan sonraki uyku...Offfff...:-))

Biraz on 20 Nisan 2010 21:24 dedi ki...

>FUNdy
Tarihi eserler konusundaki fikrine once yok yok olduklari yerde kalmalilar filan diye dusunur gibi oldum. Sonra aklima bizim tarihi eserlerimize mesela nasil sahip ciktigimiz ve nasil ozen gosterdigimiz ve bir de nasil degerini bildigimiz aklima geldi...o zaman yorumuna katilmaya basladim.
Amerika'nin bilim konusundaki ozelligi galiba tum insanlara kosulsuz bir sekilde kapilarini acmasi ya ni kosulsuz derken eger calisip uretiyorsaniz, patronunuz da size destek veriyor , hani bazi yerlerde oldugu gibi bu adam cok akilli ve de caliskan benim yerimi alir bu kesin, madem ben ona ulasamiyorum onun onunu kesmeli mantigi pek yok...kibarlik yapip pek yok dedim...kibarlik yapmaya gerek yok belkide...Bu mantalite olmadigi icin yani calisan ve akilli adamin onunu kesme dusuncesi olmadigi icin de surekli bir devinim icinde diye dusunuyorum.
Kisacasi bilim insani nerede ozgurce ve rahat calisacaksa orada olmali, japonya, ABD, Neptun, Mars, Italya...neresi ise artik...:)

Biraz on 20 Nisan 2010 21:26 dedi ki...

>NzN
Bir noktadan sonra zaten bilimin evrenselligi her yeri sariyor. Kimse artik yerinde stabil degil. Bakiyorsunuz bir kac yil orada calisiyor sonra baska bir ortak proje ile baska bir yere gidiliyor...kisacasi artik isler sadece duygusal degil...bilimin imkan verdigi her yer calisilacak bolge.

Biraz on 20 Nisan 2010 22:09 dedi ki...

>BackyardFlyer
Kirmizi da gecip, yesil de durma olayi hakikaten benim de cok basima geldi, bizim noronlarimiz mi ters baglanmis nedir?

Cozum bulunduktan sonraki uyku da bence ikiye ayriliyor, birincisi o cozumu o an uygulayabilecek misin hemen ve evet uygulayacaksan o zaman kalkip ugrasmaya basliyorsun ve uyuyamiyorsun dolayisi ile...ya da cozum o anda kalkip da yapilacak bir sey degil sabahi beklemek lazim iste o zaman da uyuyabiliyorsun...yani en azindan ben de boyle oluyor:)

LLuvia on 21 Nisan 2010 16:30 dedi ki...

Yazınıza tamamen katılıyorum. Bilim uluslararasıdır. Ulusa bağlı olmadığı gibi objektifdir. Yani bir anlamda çıkar için yapılmaz. Bu nedenle nerede olduğunun bir önemi yok. Ancak popüler mantıkta artık bilim gerçek anlamından çıkıp istek üzerine yapılan araştırmalar gibi görülmeye başlandı. Ya da ülkelere bir yarar sağlaması için yapılan araştırmalar bütünü. Ülkemizde bunun en önemli kanıtı Tübitak'ın ülkeye ve ekonomimize katkısı olmayan projeleri desteklememesi. Beyin göçü demeleri de işte bu bencilliklerinden. Ülkeye katkısı olabilecek insanların gitmesini istemeyen küçük dünya insanları. Yoksa ha beden ha beyin. İnsan doğduğu değil mutlu olduğu yerde yaşamalı. Kimse kurtarıcı olmak zorunda değil. Yani kimse ülkeyi akılsızlara bırakmamak için potansiyelini bir kenara bırakıp yeteneklerini boşa harcayıp ülkesinde bin bir çabayla bilim yapmaya çalışmakla uğraşmak zorunda değil.

Biraz on 21 Nisan 2010 18:36 dedi ki...

>LLuvia
"Ulkeye ve ekonomiye katkisi olmayan projelerin desteklenmemesi" hemen "neye gore ve kime gore katkisi olmayan?" sorusunu akila getiriyor. Ardindan da siyasi katkilar ve ideolojiler, onun adami, sunlarin grubu, bunun adami eklentilerini de yukaridaki soruya ekliyor.

Bilimin guzelligi galiba ozgurlugunde. Zaten sinirlari koyarak cizgileri cizmeye baslayinca o zaman o ada bilim olmuyor.

 

Blog Listem

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template