19 May 2010

Hayatın yanında ve onunla birlikte koşarken


Sürekli koşturmak bir o yana bir bu yana.
Hayatın hızı bizim hızımıza karışırken farketmiyoruz ne kadar yorulduğumuzu, ne çok yaşlandığımızı.

Kafamız her gün türlü şeylerle dolduruluyorken durumumuz ise tıpkı küçük çocuklar gibi. Bir o tarafa bir bu tarafa çeviriyoruz kafamızı, ağzımız bazen yarı açık ama çokça şaşkınca bakıyoruz etrafımıza.  

Hemen en yakınımızda ki olaylar değil de en uzaklardaki şeyler daha şaşırtıyor bizleri. Bu durum modern zamanlarda yaşamanın bir bedeli mi yoksa avantajı mı? Bilemiyorum. 

Mesela bizim ülkemize uzaktan bakınca ne kadar karmaşık ve ne kadar da hızlı bir gündemi olduğunu görüyorum. Bu kadar karmaşa ve tezatlıklar buralarda olsa herhalde tüm toplum sarsılır...insanlar panikler...moralleri dibe vurur. Ama biz de her şey normal karşılanıyor. Hatta olaysız geçen günlerin ardından hemen huysuzlanıyoruz, “yeni olaylar olsa da seyretsek, dinlesek” şeklinde
biri bizi izliyor seyircileri oluyoruz her sabah.

Bu galiba günlük hayatlarımız için de geçerli.
Her şeyin fast food tadında olması, sabrımızı iyice azaltmış durumda. Kimseye tahammülümüz de yok. 
Eleştirinin yapıcısını dahi kabul etmek istemiyoruz.
Biz hep en iyiyiz ki, eleştiri neyimize!

Alınganıklarımız ise çoğu zaman en yukarılarda dolaşıyor, bu sebeple gözlerimiz de tıpkı kulaklarımız gibi kapalı. 

Hayat hızlı.
Biz koşuyoruz ve hayat da koşuyor.
Biz duruyoruz ama hayat devam ediyor.

Bunun çarpıcı bir sürü çarpıcı örneği var.
Hayatın devam edip bizim durmamıza bir örnek bu akşam haberleri seyrederken dikkatimi çekti. Bundan 7buçuk sene önce ABD’de bir gece klübünde bir  yangın çıkar. Bir sürü genç insan ölür. Akşam haberlerde ise ilgili davanın sonuçlandığı ve tazminatların belirlendiği anlatılıyordu.
Milyon dolarlara varan tazminatlar.

Ölenlerden birinin babası ise “
paranın bir önemi yok artık, oğlumu geri getiremeyecek ki hiç bir şey” diyordu. Mesela bu adam 7buçuk sene öncede kalmıştır.
Artık yıl 2010 da olsa 2020 de olsa orada kalmıştır. O zamanın etkilerini hep taşıyacaktır. Zaman en iyi ilaçtır dense de bu sadece uzaktan bakanlar için söylenilen bir sözdür bence. Bu durum tıpkı bir geminin demir atması gibidir diye düşünüyorum.

Sırf bu yüzden yani hayatın yanında  ve onunla birlikte koşarken, koşabiliyorken,demek istiyorum.
Kendimizin ve sevdiklerimizin değerini bilmek gerekiyor.
Sonrasında biz dursak da hayat durmuyor ki.

7 Yorum:

guguk kuşu on 19 Mayıs 2010 13:53 dedi ki...

öncelerde bizim hayatın hızına yetişemediğini sanırdım, şimdi bakıyorum sanki hayat bizim hızımızla başedemiyor. yaşıyormuyuz, koşuyormuyuz bilemedim. koştuğumuz yerin "son" olduğunu bile bile, etrafımıza bir göz atmanın zamanı gelmedi mi?

Biraz on 19 Mayıs 2010 17:34 dedi ki...

cok haklisin...tuhaf bir hirs icinde herkes...hem de limitli bir sahada kosmamiza ragmen:)

Ali İkizkaya on 21 Mayıs 2010 00:53 dedi ki...

Yıllarca önce Truman Şov u seyrettiğimde miğdem bulanıp çıkmıştım. Mesleğimden ötürü neler olabileceğini az çok kestirmiş biri olarak bile bu hal bana çok ağır geliyor..

Biraz on 21 Mayıs 2010 06:06 dedi ki...

>Ali Ikizkaya
Tam olarak anlayamadim, yani hayati seyreder gibi yapmamiz mi yoksa hayatin hizinda kaybolmamiz mi daha cok?

Ali İkizkaya on 21 Mayıs 2010 11:40 dedi ki...

Sevgili Biraz !
Truman Şov Örneği aslında, sadece tüketime odaklanmamız/odaklandırılmamız vurgulamasıyla SEYRETMEYİ tercih ettiğimizi anlatmaktı.

Biraz on 22 Mayıs 2010 04:41 dedi ki...

Sevgili Ali, tamamdir, anladim cok tesekkurler.

Haklisiniz tuketiyoruz hem de sadece esyalari degil...bizzat kendimizi de.

Ali İkizkaya on 22 Mayıs 2010 04:49 dedi ki...

Sevgili Biraz !
Yukardaki yorumlar ve yazının ışığında bana göre ve bilim adamlarına göre çağın psikolojik rahatsızlığı, BorderLine Kişilikler.
Sevgiyle...

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template