5 Ara 2008

Yolda giderken...


Siz dokuz günlük tatile ben ise hafta sonu tatiline giriyorum.
Sabah dükkana giderken... bir yandan müzik dinliyorum, bir yandan da araba kullanırken, ışıklarda durdukça etrafımı seyrediyorum.
Şimdi o seyretme anlarından kesitler (evet...evet bunları iyice aklıma kaydettim...yazmalıyım dedim, hangi sahnenin yazmama sebep olduğunu siz tahmin edin artık)
...
Kırmızı ışık yine. Aynadan bakıyorum...arkamdaki gri Mercedeste saçları böyle yukarı o kadar dikilmiş bir kız var ki...aynaya bakmaktan ışıgı takip edemiyorum. Ablacım nasıl başardın o kadar yükseğe kaldırmayı saçlarını. Kafasında bir bandana var...herhalde onun yardımıyla duruyor... Yanında arabayı kullanan kız ise güzel gülüyor. Tüm yüzünü kaplayan güneş gözlüklerinden takmış. Hareketli bir müzik çalıyor olsa gerek arada bir dans da ediyor oturduğu yerde.
Bu sırada bendeki çalan müziği düşündüm. Hareketli değildi onlarınki gibi. Her arabanın içi de insanların içi gibi ayrı bir dünya. Her şey standart aslında...hepsinin direksiyonu, koltuğu, camı var...karakterini ise sahibi veriyor. Taktığı süslerle, dinlediği müzik ile hatta kullanma stili ile.

Önümde bir otobüs duruyor...burada bazı otobüsler durunca, eğer yaşlılar ya da engelliler ya da çoçuklar varsa sağa doğru alçalıyor...yan yatıyor hafif. 
"Kneeling Bus" diyorlar.
İnsanlar rahat insin diye düşünülmüş bir şey...Önümdeki otobüs işte öyle hafif çömeliyor.
Bekliyorum.
İnsanın önemsenmesinden başka bir şey değil.

Yine bir kırmızı ışık ve yine duruyorum...doğal olarak.
Demiştim İstanbul gibi diye...di mi?
Bu sefer senfoni binasının önü...İki polis var. Yayalara geçmeleri için yolu bir de onlar durduruyor. Işıklar yetmemiş (!)

Demek bugün öğle vakti konser var...yoksa her zaman polis olmaz orada.

Biraz ilerden yaşlılar geliyor...tıngır mıngır...Polis onların da geçmesini sağlıyor. Kimse kornasına asılmıyor...sabırsızlanmıyor. Bekliyor herkes sabırla. Sanki yine insana verilen bir önceliğin simgesi...

Park yeri arıyorum yolun kenarında...hemen buluyorum.
Ballı günüm demek ki bugün diyorum.
Ofise girmeden bölüme uğruyorum...posta kutuma bakmam lazım!

Ofiste bizim sekreter arkadaşıyla konuşuyor...insanların telefonda kapatırken bir "BYE" bile demediklerinden yakınıyor. Biraz da absürdlük olsun diye  "WHY?" diyorum...gülüyor.
Sonra çıkıp gidiyorum...ama hemen geri dönüp.
"Bak unutmadan hemen demem lazım" diyorum.
"Neyi demen lazım?" diye soruyor şaşırarak.
"BYE" diyorum.
Gülüyor..."you are funny!" diyor...
"Biliyorum" diyorum.



4 Yorum:

beenmaya on 5 Aralık 2008 22:13 dedi ki...

harbiden you are funny :))
iyi haftasonları ve iyi bayramlar...

Biraz on 7 Aralık 2008 08:32 dedi ki...

sana de iyi bayramlar ve de tatiller sevgili beenmaya :)

Buzcevheri on 9 Aralık 2008 23:12 dedi ki...

Cidden Amerikan filmlerinde çok karşılaşıyorum öyle muhabbetlerle. Hiç bir şey demeden telefonu kapatıyorlar ya da veda etmeden basıp gidiyorlar. Soğuk millet bunlar.

7.oda on 7 Ağustos 2009 09:03 dedi ki...

ben şu posta kutusu heyecanlarını özledim :(

 

Hayattan ve Masallardan Biraz Copyright © 2009 WoodMag is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template